Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
819
 

'Yaz'a elveda, 'Sarı Yaz'a merhaba derken...

'Yaz'a elveda, 'Sarı Yaz'a merhaba derken...
 

Balıklıova köyü/ Urla


Uzun bir yaz daha geldi ve geçmekte… Uzun, sıcak ve oldukça kurak bir yaz! 2014 yazı. Her zaman rüzgarlı ve denizi serin olan Gerence körfezi, Karareis koyunda bile deniz hep sımsıcaktı bu yaz. O yüzden de orada kalış -ve siz değerli dostlarımdan ayrı kalış- sürem oldukça uzadı.

Bahçelerde, kırlarda, bayırlarda rengârenk açan envai çeşit çiçekleri, kelebekleri, pırıl pırıl, hep ısıtan –zaman, zaman da bunaltan- güneşiyle… Hafif yaz yemekleri ve tavada kızartmaları, balığı, etiyle... Açık havada mangalda pişenleri, sıcağı, nemi bastırmak bazen de keyiflenmek için bardak bardak, kadeh kadeh buz gibi içecekleriyle… Her ne kadar tüm bu lezzetli keyifler sıcak Temmuz ayında (yurdun özellikle iç ve doğu bölgelerinde) sahurdan iftara kadar Ramazan'a sobelendiyseler de... 

Sokaklarda oynaşan çocukların çığlıkları ve (başta Brezilya'daki dünya futbol, sonunda da İspanya'daki basketbol şampiyonası heyecanıyla) sağa sola vurulan, çarpan top sesleri iftar topu sesine, tatilci kıyı yerleşimlerinde ise bateri sesleri Ramazan davullarının sesine karıştılar… Orta yaşlılar daha çok muhabbetlere dalıp tavla turnuvaları sonrası kadeh tokuştururken gençler ve çocuklar (bilgisayarları ve akıllı cep telefonlarından başlarını kaldırabildikleri anlarda) yüzdüler, dans ettiler ve yine bisikletlere bindiler. Beklenmedik anlarda zincirleri attı. Hayattaki beklenmedik aksilikler gibi… Atan zincirler “bunda bir şey yok, çabucak hallederiz” diyen tamirci amcalar tarafından ucuzuna tamir edildiler. Heyecanla yeniden basıldı pedallara… O arada, lastikler altında ezilen karınca sürülerinin seslerini ise duyan hiç kimse olmadı yine… 

Nur yüzlü dedeler ve etekleri süt kokulu nineler yaz aylarına denk düşen uzun ve zorlu kutsi günlerin hakkını her zamanki gibi daha çok verdiler. “Çukurda” dedikleri o “bir ayakları” ile, bir yılı daha azim ve selametle arşınladılar. Şöyle ya da böyle, din ve onun kurumları bu coğrafyada kendimizi var ettiğimiz kültürel üst yapımızın en önemli vazgeçilmezlerinden birini oluşturmakta. Bireysel anlamda serde "ölüm korkusu" ve "ondan sonraki hayat" beklentileri var. Ama toplumsal anlamda siyasete karıştırılınca hemen hemen tüm çağdaş kazanımlar maalesef bu durumdan yara alıyor.

Ya yaz aşkları

Özellikle kıyılardaki yerleşim ve tatil yerlerinde güzelim gencecik kızlarımızla, civan delikanlılar bir kez daha yürek titreten, ayakları yerden kesen heyecanlarla tanıştılar… Bazıları arkadaş, bazıları da sevgili oldular. Bir bölümü ise daha da ileri gidip aralarında sözler kestiler, parmaklarına ucuzundan yüzükler taktılar… Ama çoğu ne yazık ki mevsim bitimine yenik düşmekteler yine… Bilgisayarlarının ve akıllı cep telefonlarının teknolojik desteğine rağmen birer “yaz aşkı” olduklarını sessizce onaylarcasına… Yürekleri de ısıtan sıcağın, deniz mavisinin ve yosun kokusunun asude ortamında rehavetle verilen sözler, karşılıklı “evet”ler, sarı bir yazın daha eşiğinde hızla “hayır”lara dönüşürken ucuz yüzükler de, (sahilden toplanan midye kabukları, denizkestaneleri ve çeşitli ilginç taşla birlikte) yeniden mavi sulara atılmaktalar… Beyaz pencerelerden mavi sulara… Sessizce ve umutsuzca… Eeee sevda bu: emek ister, zaman ister, sosyal ve kültürel uyum ister... Ve her seferinde "önemi yok" dense de (hatırı sayılır ölçüde) maddi olanak ister!

Her zaman paylaşılan duygular vardır – Yeri gelince ölümler de paylaşılır- Bölüşmek bir ölümü, dostluğu ve şiiri- Benzemez beyaz evlerden mavi sulara- İki ayrı yabancı gibi bakmaya…” (Haydar Ergülen- “Unutulmuş Bir Yaz İçin")

Ve,

Nasıl da benzerler birbirlerine - Bir taşra melankolisi - Yalnızlık hissi - Ve bir aşkın bitim senfonisi - Sanki üçüzlermişçesine… “ (İ.Ersin Kabaoğlu “Gelin Kıralım Aynaları”)

Yaşam oyunu,

Bu yaz da, tüm yurt sathında dörtnala oynandı yine işte… Ve ortamını henüz yitirmediği yörelerde hala oynanmakta… Ama gözlemim o yöndeki, bu oyunda halk kültürümüzün özünde var olan, paylaşımcı, imecece, insanların omuz omuza verdikleri hayat biçimleri, maalesef (80'ler sonrası çığ gibi büyüyen) çıkarcı, yoz yarışmacı, hep bir fayda uman, piyasacı ve ulvi inançların istismar edildiği hal ve tavırlar karşısında hep dar alanlarda tutsak kalmakta...

Bu arada, politik alanda da asimetrik enformasyonlar, değer yitimleri ve medya oyunlarıyla tadı tuzu iyice kaçan “demokrasi oyunu”, bir  “ya o”, “ya bu” oylamasının daha pençesinde yara alarak tarihsel anlam ve önemini giderek daha bir yitirmekte... Oyunculardan biri her koşula rağmen giderek devleşen bir Herkül, diğeri sürekli altta kalıp yenilen bir orta sıklet olunca seyre gelenler de artık tribünleri terk etmeye yönelmekte... 

Sizler, bizler, çoluk-çocuk, genç-yaşlı-orta yaşlı hepimiz de önceden kestirimi bazen kolaylaşan bazen de zorlaşan bu oyunların bir kısmının içinde ya da kıyısında, çoğunun da dışında kalarak var olmaya devam etmekteyiz.

İşte böyle…

Şimdi sırada Eylül'den Ekim ortalarına dek Batı ve Güney kıyılarımızda hüküm sürecek olan "Sarı Yaz (*)" var. Onun da üzerine çöken yağmursuz, bereketsiz kara bulutlar dağıldığında kendimizi sonbahara hazırlayacağız.   Sonrasında kışı selamlayabilmek ve bahara "yeni" sürgünler veren temiz, donanımlı bir gençliğe yol açmak üzere... Ne var ki, kara bulutlar bütün coğrafyaya dağılmış, "alçak basınç" oluşturuyor. O da rüzgarlara, belki de fırtınalara zemin hazırlıyor. 

Gelip geçen mevsimleri, küçüklü büyüklü oyunları, aşina ya da sürpriz hal ve durumlarıyla hayat yaşanmaya hep devam edecek… Yurt sathı ve gezegenimiz üzerinde var olanlarca...

İ. Ersin KABAOĞLU,

29 Ağustos 2014, Karareis koyu

(*) “Sarı Yaz” için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/Sari_Yaz/Blog/?BlogNo=241075 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Ersin Bey, köşeme geldiğinize sevindim. Sağ olunuz. Ben de sizleri izliyor ve takdir ediyorum. Güzel ve rakik yazıyorsunuz. Yazılarınızda çalı, çırpı, kör dikenler yoktur. Tertemiz bir Türkçe ile yazıyorsunuz. Sizleri kutluyorum...Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 11.09.2014 10:18
Cevap :
Saygıdeğer Abdulkadir Bey; yazılarıma ilişkin güzel sözleriniz, okumaktan daima keyif alıp, bilgilendiğim kıymetli yazılarınız, yazma sanatındaki ustalığınıza karşın sahip olduğunuz mütevazi duruşunuz için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Burada gerçek ve erdemli bir yazara yakışır tarzda sergilediğiniz duruşunuz da bizlere daima örnek teşkil etmektedir. Sizi tanımak ve okurunuz olmak bizler için bir zevktir. En içten saygı ve selamlarımla. ..  11.09.2014 14:51
 

Her zamanki gibi muthış ; yaşam aşkı dolu bir eser olmuş...Ankara sonbaharını özledim:) Ersin Bey'ime ,Sevgiler...selamlar...

Mesut Selek 
 03.09.2014 14:02
Cevap :
Aman efendim teveccühünüz. O "aşkı" sizler gibi saygın üstatların yaşayıp yazdıklarından da öğrendik. Film seti yorgunluğunuzu (ki bizleri mutlu eden bir haberdir!) üzerinizden atmak üzere Ankara sonbaharına bekleriz efendim. Sevgi ve selamlarımla...  04.09.2014 0:21
 

Çeşme ve Urla civarında yaz çok daha uzun sürüyor Ersin bey. Geçen yıl biz Marmara’da bile Kasım ayında denize giriyorduk. Yazı anlatırken çok güzel bir çerçeve çizmişsiniz. Yazınızı okurken, gençlik yıllarımız aklımıza geldi, tatil zamanı sadece eğlenceyi düşünmek ne kadar güzeldi. Diğer taraftan tatil yöreleri de her geçen yıl kalabalıklaşırken, oradaki nüfus yapısı da değişiyor. Dışarıdan göç alınan yerler ne yazık ki, eskiyi her zaman özletiyor. Yakın zamanda çok modern olan yerlerde, haşema ile denize girenlere artık sıkça rastlamak mümkün hale geldi. Yaz ortasına gelen seçimler ise ayrı bir gerginlik yarattı. Biz oylarımızı kullanmak için can atarken, şezlonglarında güneşlenen kişiler kıllarını kapırdatmıyorlar, seçim sonrasında da yakınmalarda bulunuyorlardı. Kara bulutların sadece meteorolojik olarak değil, ülkemizin üzerinden de kalması dileğiyle saygılar, selamlar…..

Erol Özışık 
 03.09.2014 13:21
Cevap :
Evet "göç" olgusunun ekonomiden kentleşmeye (varoşlar), istihdamdan siyasete kadar çok geniş bir yelpazede yarattığı sosyolojik devinim ve sorunlar her açıdan çok önemli ve ana gündemi belirler nitelikte! Sizin de, her zamanki gibi derinlikli ve nitelikli yazı ve yorumlarınızla, tarihsel perspektifi de gözeterek yaptığınız haklı uyarılar ve değerlendirmeler göz önüne alındığında oluşan yeni devinimlerin hiçbiri sürpriz olmasa gerek. Bu içten ve yürekler gibi zihinleri diri tutan yorumunuz için ayrıca teşekkürler... Saygı ve dostça selamlarımla...   04.09.2014 0:57
 

Bir de yurdundan ayrı düşmek yani "memleket hasreti" Hoş geldin Sevgili Ersin.

Hakan Kildokum 
 03.09.2014 10:33
Cevap :
Evet azizim, o duygu yok mu! Algı, sezgi ve kalemi güçlü olan insanları gerçekten yazar veya şair yapabilir. Bizimkisi -onların yanında- biraz da tırıvırı :)  03.09.2014 11:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 338
Toplam yorum
: 3218
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2367
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster