Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
273
 

"Yerli ve Milli Savunma Sanayii", Büyük ve Güçlü Türkiye'nin "Olmazsa Olmazı"dır...

"Yerli ve Milli Savunma Sanayii", Büyük ve Güçlü Türkiye'nin "Olmazsa Olmazı"dır...
 

Kanatları ay yldızlı bu uçaklar, yerli ve milli üretimimizin son halkası olacaktır.


Savunmasını, başka ülkelerin verdiği "harp, silah, araç ve gereçleri ile" yapmaya çalışan ülkelerin "bağımsızlığı" tam değildir..

Türkiye, uzun bir süre böyle bir durum yaşamıştır... Kendisine verilen, ama kullanımı, "Amerika'nın kararına ve kontrolüne bağlı" olan "harp, silah, araç ve gereçleri" ile ülkesini savunmaya çalışmıştır...

Bu durum, elbette ki, Türkiye'yi yönetenleri üzmüştür... Ama, o zamanlarda, Türkiye'nin bu konuda yapacağı fazla bir şey yoktu...

*

İkinci Dünya Savaşı Sonraki Dönemin İki Kutuplu Dünyası ve Türkiye...

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan iki kutuplu dünyada, bağımsızlığına gölge düştüğünü anlayan Türkiye İki taraftan birini seçmek zorunda kalmıştır...

Tam bu sırada, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadaki "stratejik konumu" Amerika'nın dikkatini çekmiş ve Truman Doktrini devreye sokarak ve Türkiye'yi kendine bağlamıştır...ABD, yıllar yılı, bu "göbek bağının" kopmaması için de elinden geleni yapmıştır. Bu konuda başarılı da olmuştur...

*

Truman Doktrini(x) ile ABD ve Türkiye Arasında İlk Bağlantı Kuruluyor...

Zamanın ABD Başkanı  Harry S. Truman,  22 Mayıs 1947 Kongre konuşmasında, "Türkiye'ye ve -stratejik konumu, Türkiye kadar önemli olmasa da- Yunanistan'a Yardım Yasasını" açıkladı... Bu yasa, Yunanistan'a yapılacak yardımı, "ekonomik kalkınması"; Türkiye'ye  "güvenlik sistemini güçlendirmek" amacıyla kullanmasını öngörüyordu.

Türkiye, bu antlaşma çerçevesinde, Ekim 1947-Eylül 1948 arasında ABD'den toplam 73 milyon dolar asker, yardım aldı. Bu paranın, 69 milyon doları, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerine, 5 milyon doları da, askeri önem taşıyan yol yapımı için kullanılacaktı.

Ancak, 12 Temmuz 1947'de, ABD ile Türkiye arasında imzalanan bu antlaşmanın önemli noktası, "Türk Hükümetine yapılan yardımların, ABD'nin onayı almaksızın başka amaçlarla kullanılmayacak" olmasıydı.

*

Marshall Planı(x) ile Türkiye ve ABD Arasındaki Bağlantı Biraz Daha   Sıkılaşıyor...

Bu Amerikan planı da, aynı yıllarda, yani 1947 yılında, ABD Dışişleri  Bakanı George Marshall tarafından açıklandı. Bu plan da, 2. Dünya Savaşı sırasında "büyük yıkıma uğramış Avrupa ülkelerine" ekonomik yardımı öngörüyordu. 

Türkiye de, adı "Avrupa Kalkınma Programı" olan bu planlamadan, 615 milyon dolar dış yardım istedi. Ama, savaştan zarar görmediği gerekçesiyle bu talebi reddedildi..

Bunun üzerine, Türkiye doğrudan ABD Hükümetine başvurdu... 4 Temmuz 1948'de Ankara'da imzalanan antlaşmadan sonra, 1948-1952 yılları arasında, Marshall Planı çerçevesinde 351 milyon 700 bin dolar tutarında yardım gördü...

Şu çelişkiye, Kurtuluş Savaşı'nda yedi düvele meydan okumuş Türkiye'nin düştüğü şu duruma bakın... Bunun tek sorumlusu Amerika mı?... Türkiye tuzağa düşürülmüştür... Yardım ancak, emperyalist çıkarlar için yapılır; Türkiye'yi güçlendirmek için değil... Amerika'nın düşüncesi de buydu... O gün de öyleydi; bugün de öyle...

*

Şimdi Gelelim NATO'ya(x)... Bakalım NATO, Türkiye İçin Ne Düşünmüş; Türkiye'yi Neden NATO'ya Almışlar?

NATO Konseyi, 17 Ekim 1951'de Londra'da imzalanan bir protokol ile Türkiye'yi(aynı zamanda Yunanistan'da) NATO üyeliğine kabul etti...TBMM de, 19 Şubat 1952'de NATO'ya katılma kararı aldı..

Bundan sonra, ABD ile Türkiye arasında ikili antlaşmalar ağı oluşturuldu... Türkiye topraklarında çok sayıda üs ve tesis kuruldu. Ayrıca, "Jüpiter" nükleer füzeleri, toplar, mayınlar yerleştirildi..

Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD askeri normlarına uyduruldu... Askerlerimiz, Amerikan botları giymeye;  "US" damgalı mataralardan su içmeye başladı.. Üzerinde "US" damgası olan palaskalarını kullanmadan dolayı lime lime oluncaya kadar belinden çıkarmıyordu... Kullanılması, gururu kırıcı olmasına rağmen, Amerikan yardımı araçlara konan benzin için kullanılan "huni"nin üzerinde bile "US" damgası vardı...

Askerlerimiz, üzerinde "US" damgası olan, araçlara, gereçlere ve diğer malzemelere gözü gibi bakıyordu... Çünkü onlardan birinin kaybolması ya da hasar görmesi halinde, mahkemelik durumlar yaşanıyordu...

Askerlerimiz, gerçek mermi ile yapılan atış eğitimlerinde, atış yapacakları hedeften çok atıştan sonra mermi kovanının düştüğü yere dikkat ediyorlardı... Çünkü,atışta kullanılacak mermiler, erlere sayı ile veriliyor ve atıştan sonra da, kendilerinden verilen mermi sayısında "boş kovan" isteniyordu...

*

Türkiye, Bütün Bunlara Neden Katlanıyordu; Neden Sesini Çıkarmıyordu?

Çünkü o sıralarda, çoğumuz babalarından ya da dedelerinden duymuştur; bunun nedeni, bana göre patenti Amerika'ya ait olan ve Sovyetler Birliği hakkında yaratılan "Moskof Gavuru" algısıdır... Bu algının yarattığı korkudur...

NATO'ya girince, Türkiye'ye verilen görev, NATO'nun güney kanadının bekçiliğini yapmaktı. Ama, bu görevin aslı, Amerika'nın Ortadoğu'daki, petrol ağırlıklı çıkarlarını korumaktı. Daha açık bir ifade ile Türkiye'den istenen, "Ortadoğu'da emperyalizm bekçisi olmaktı"... Buna karşılık, Amerika da, Türkiye'yi Sovyet tehdidine karşı koruyacaktı.

Korudu mu?...Bana göre korumadı ya da Türkiye'nin korunmasını gerektiren bir durum meydana gelmedi...

Türkiye ile Amerika arasındaki "müttefiklik" ve "stratejik ortaklık", 1963 yılına kadar sorunsuz devam etti...

Türkiye de, "ekmek elden su gölden" misali, Amerika'nın verdiği "harp, silah, araç ve gereçleri ile" hem "kendini ayakta tutmaya" çalıştı; hem de NATO'nun güney kanadını koruma şemsiyesi altında, aslında "Amerika'nın Ortadoğu'daki petrol ağırlıklı çıkarlarını korumaya" devam etti...

Acaba, diyorum...O sıralarda, Türkiye'yi yönetenlerin aklına, günümüzün konusu olan "Yerli ve Milli Savunma Sanayi" gibi bir atılım yapmak geldi mi?

Neyse... Türkiye ile Amerika arasındaki "askeri" ve buna bağlı olarak da "siyasi" ilişkiler bu minval üzerine sürdü ve 1963 yılına gelindi...

*

Türkiye Amerikan İlişkilerinde Dönüm Noktası...

1963 yılında, Kıbrıslı Türklere yönelik "soykırım" amaçlı katliamlar başlayınca, Türkiye Kıbrıs'a çıkarma yaparak  müdahale  etmek kararı aldı...Ancak ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964'te, Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği mektupta, özetle; "1960 Garanti Antlaşması uyarınca, çıkarma hareketinden önce Türkiye'nin ABD'ye danışması gerektiğini, bunun Türk ve Yunan kuvvetleri arasında bir savaşa neden olacağını; bu savaşın genişleyebileceğini; bu savaşa SSCB'nin de dahil olabileceğini, Türkiye'nin tek yanlı hareketinin sert tepkisi ile karşılanacağını" ve en önemlisi de, "ABD'nin, Türkiye'ye yardım olarak verdiği malzeme ve silahların Kıbrıs'ta kullanılmasına izin vermeyeceklerine"(1) dikkati çekti.

Bundan sonraki Türk Amerikan ilişkileri biraz gerildi. Amerika'nın, Türkiye'de konuşlandırdığı "Jüpiter" füzelerinin ABD'nin tek taraflı kararıyla sökülmesi "Türkiye'nin NATO üyeliğinin tartışılmasına yol açtı. Bu durum, Türkiye'nin NATO'dan sağladığı yararlar ile üstlendiği yükümlülüklerin dengelenmesi, bir politika durumuna geldi.

1974 yılında, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesinden sonra ABD'nin, Türkiye'ye uyguladığı "silah ambargosu", Türkiye ile NATO'nun arasındaki ilişkileri yeniden sorgulanmaya başladı. Ancak, Amerikan'ın "bizim çocuklar" dediği bir organizasyonunun marifetiyle gerçekleştirilen 12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında oluşturulan "12 Eylül Yönetimi" sonrasında yeniden düzelme yoluna girdi...

*

S O N U Ç...

Türkiye'nin,  ABD ve NATO ilişkileri "inişli çıkışlı" bir seyir izleyerek sürdü geldi.. Geldi ama, hiçbir yöneticimizin aklına da, yukarıda zaman zaman dillendirdiğim ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başlattığı gibi, "Yeli ve Milli Savunma Sanayi"  benzer bir projeyi uygulamak aklına gelmedi... Yoksa, geldi de benim mi haberim olmadı...

Ama, buna rağmen, savunma sanayinde önceleri yüzde 25  üretim yapıyorduk; şimdi bunu yüzde 65'e çıkardık. ABD, bize İHA vermiyordu, Şimdi İHA'ları biz üretiyoruz(2).

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildikten sonra 7 Ağustos 2018'de, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirdiği "Yerli ve Milli Savunma Sanayii" toplantısında bu konuyu gündeme getirdi.

Toplantıda, "ileriye yönelik icraat projesinin" ilk 100 gününde yapılacak işleri görüşüldü... İlk 100 gün için 45 "Savunma Sanayii Projesi" ele alındı... Özetle, yerli yapım, "harp, silah, araç ve gereçleri" konuşuldu.

Bu arada, F-16 uçaklarının kabiliyetine eşit nitelikteki kendi uçaklarımızı üretilmesi üzerinde de duruldu..

Cumhuriyetimizin 100. Yılı Kutlamalarına yetişir mi bilemem; yakın bir zamanda, yurdumuzun semalarında, kanatları,  ay ve yıldızla süslenmiş  kendi üretimimiz olan uçakların süzüldüğünü görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum...

*

Madem ki konumuz Türkiye-ABD ilişkileri; öyleyse, aynı konuda güncelle ilgili aldığım bazı notları paylaşmak isterim.

ABD'nin, ekonomik yaptırımları ve döviz kurları ile oynamasının altında yatan neden, "Türkiye'yi, önceden olduğu gibi yeniden vesayet altına almak ve onu emperyalist politikalarına alet etmektir"(3).

Ancak, ABD'nin bunu yaptıracak ekonomik gücü kalmamıştır. "Zira 2017 verilerine göre, ABD borçlarının ülke ekonomisine oranı yüzde 103 civarında, oysa ki, emperyalist politikasına alet etmek istediği Türkiye'nin, aynı yılın verileriyle borçluluk oranı yalnızca yüzde 30'larda(4).

Amerika, hem ekonomik bakımdan hem de siyaseten karanlık bir dehlizin içine girmiş çırpınmakta ve korkudan ödü kopmaktadır... Bu nedenle, bu karanlık dehlizden kurtulmak için sağa sola saldırmakta, üretim ve ticaret açığını, ticari yaptırımlarla ve ilave gümrük vergileriyle kapatmak istemektedir. 

Daha önceki bir bloğumda da belirttiğim gibi, yakın bir gelecekte Amerika, adasına çekilerek dünya devleti niteliğini yitirecek ve bir ada devleti olarak yaşayacaktır...

Çünkü, eski ittifaklar tarihe karışacak; kurulacak yeni ittifaklarda ise Amerika'nın yeri olmayacaktır.

S o n  d e y i ş i m...

Şu sıralarda, her zamankinden daha çok birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekir. Üzerimize gelenlerle mücadele etmek; bir iktidar, bir hükümet meselesi değildir... Ülke meselesidir; vatan meselesidir...

 

cdenizkent

 

_______________ :

(x) Turuman Doktrini, Marshall Planı ve NATO ile ilgili genel notlar, AnaBritannica Ansiklopedisi'nin ilgili sayfalarından alınmış; ancak, anlatım, kendi ifadelerimle ve de kendi düşüncelerimi ve yorumlarımı da katarak yapılmıştır...

(1) Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, "Johnson'un Mektubu", Cilt-12

(2) Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Ordu'nun Ünye ilçesinde yaptığı konuşmasından, 11 Ağustos 2018

(3) Bercan Tutar, "ABD'nin şeytani Planı...", Sabah Gazetesi,12 Ağustos 2018(Alıntılar, yalnızca siyah olarak gösterilen yerlerdir)

(4) Melih Altınok, "Borç ABD'nin kamçısıdır", A. g. y(Alıntılar, yalnızca siyah olarak gösterilen yerlerdir)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, GÜÇLÜ DEVLET tanımlanmadığı sürece kimin ne olduğu belirsiz. Selamlar

Kadri KANPAK 
 21.08.2018 15:54
Cevap :
Merhaba Kadri Bey... Güçlü devletin tanımını yapmak o kadar kolay değil; ancak, ekonomik, siyasi(iç ve dış); askeri(kendi savunma sistemini, kendi ürettiği harp, silah ve gereçleri ile kedisi kurmak gibi)bazı atılımlar bu yolda gidişatın belirtileri olabilir...Ayrıca, ülkeyi yönetenleri ve ülke insanının "moral gücü" bu saydıklarımdan da daha büyük ve etkili bir güçtür...Üç örnek veriyorum: 1- Fethullah'ın Pensilvanya'daki malikanesinin kapısında onunla görüşmek için sıra beklemek...2.Bir koltuğun kenarına oturmuş ABD başkanın karşısında esas duruşta durmak 3. Bacak bacak üstüne atan bir ABD ve AB ülkeleri liderleri karşısında bacak bacak üstüne atamamak.. 4. İMF'nin kapısında 2-3 milyar dolar için avuç açmak...5. Bir damlacık canı kalmış Esad'ın ya da adamlarının yüksek bir koltukta otururlarken onu ziyarete gidenlerin daha alçak birer sandalyede oturmaları...Türkiye, utanç verici bu durumları yaşamıştır...Şimdi, askerimiz üzerinde "US" damgalı bir mataradan su içmiyor...Selamlar.  23.08.2018 18:49
 

Sevgili DENZİKENT merhaba, Türkiye önemli bir devlettir ancak Dünya coğrafyasının, nüfusunun ve ekonomisinin % 1 civarındayken, ekonomisi ve finansmanı dışa bağımlıyken GÜÇLÜ olmasını anlayamıyorum. Selamlar

Kadri KANPAK 
 19.08.2018 11:12
Cevap :
Merhaba Kadri Bey... Bloğumun bir yerinde, ABD ve Türkiye'nin borçlarının ekonomilerine oranını yazdım. Bu oran, 1917 verilerine göre, Amerika için %103; Türkiye için ise %30'muş. Üstelik bu borçlarının çoğunun da(oranı,hatırımda değil) özel sektöre aitmiş. Benzer oranlamayı, dünyanın diğer ülkeleri için de yaptınız mı? Türkiye kaçıncı sırada?...Şu anda, Amerika, Ortadoğu'daki boks maçını kaybetmek üzeredir; yediği yumruklarla abandone olmuş durumdadır. Bu yumrukları atan da Türkiye'dir. Türkiye, böyle durumları çok yaşadı. Doların, bulutlara kadar yükseldiğini; banka faizlerinin %100'ün üstüne çıktığı dönemlerin üstesinden gelmesini bildi. Aslında, zor durumda olan Türkiye değil; Amerika'dır. Dünyadaki prestiji, bitmiştir...Amerika'daki 18 bin sağlık uzmanı, Trump'ın ruh sağlığının bozuk olduğunu ve bu nedenle de görevden alınması için imza toplamışlardır...İstanbul'un,nüfus ve ekonomik açıdan dünyada esamisi bile okunmaz; ama dünyanın en güzel şehirlerinden biridir... Selamlar.   19.08.2018 13:59
 

Dışa bağımlılığın uzun tarihi süreci ibret dolu örneklerle ortaya konmuş

Kerim Korkut 
 19.08.2018 9:22
Cevap :
Merhaba Kerim Bey... Evet öyle... Ama, yazdıklarımı yazacaklarımın kısa bir özeti...Bayramdan sonra, biraz da güncele inerek daha başka şeyler de yazmayı düşünüyorum... Teşekkürler ve selamlar.  19.08.2018 15:16
 

"Her zamankinden daha çok birlik ve beraberlik içinde olmak" meselesini biraz açsanız daha iyi olmaz mı? Örneğin cumhurbaşkanımız büyük bir tutku ile kanal İstanbul'un yapılmasını veya güçlerin tek elde toplanmasını istiyor. Bense gerek bu projeye ve gerekse de güçler birliği ilkesine karşıyım diye düşünülen ve arzu edilen "birlik ve beraberlik" aykırı bir davranış mı sergilemiş olacağım. Bence birlik ve beraberlik değil "hukukun üstünlüğünün" tesis edilip edilmemesi ülke ve vatan meselesidir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 13.08.2018 12:15
Cevap :
Merhaba Mustafa Bey...Bloğumda, İkinci Dünya Savaşından beri, ülkemizi "emperyalist emellerine alet etmek isteyen" ve "eden" Amerika'nın, "doları kullanarak ekonomik bir saldırı yaptığını" ve bu saldırıya karşı hepimizin "birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiğini" yazdım. Bu dileğin daha neresini açayım ki? Bunun, "hukukun üstünlüğü" ile ne ilgisi var. İster, kuvvetler Birliği" ister "kuvvetler ayrılığı" olsun; ülkemizin yönetimi ne olura olsun(ister krallık, ister imparatorluk) bu "birlikteliği" göstermek gerekir.Bunun,Kanal İstanbul'a(köprülere, tüneller)karşı olmakla da ilgisi yok. Bunlara karşı olmak, bu "birlikteliğe katılmamak" için neden olamaz.Ülke, bir savaşa girdiğinde, "ben Kanal İstanbul'a karşıydım; bu nedenle bu savaşa katılmak istemiyorum" diyebilir misiniz?.Halk olarak, bize düşen görev de o kadar zor değil ki? Bizim yapacağımız iş, elimizde dolar varsa, gidip onu TL'ye çevirmek. Ama isteyenler "bir dolarını" hatıra olarak ceplerinde saklayabilirler...Selamlar.   14.08.2018 7:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 916
Toplam yorum
: 2414
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1319
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster