Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
155
 

“Yine Bu Yıl Ada Sensiz”

Bir Bestenin Hikâyesi
“Yine bu yıl ada sensiz” 
 
Gazanfer ERYÜKSEL
 
Bir metnin anlatabildiği, onu okuyan/dinleyen/izleyenin algısıyla sınırlıdır. Metin okuyucunun çağrışımlarıyla yeni bir anlam boyutuyla kurgulanır. Gösteren-gösterilen ilişkisinde üçüncü göz okuyanın algı merceğidir. 
 
“Yine bu yıl Ada sensiz içime hiç sinmedi
Dil’de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi
Ben de şaştım nasıl oldu yüreğime inmedi
Dil’de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi”
 
Güftesi ve bestesi Osman Nihat Akın’a ait bu Nihavent şarkı, nice dinleyende çağrışım girdapları yaratmıştır. 
 
Mehmet Güntekin “İstanbul’un Yüz Şarkısı” adlı kitabında bu şarkı için şunları söyler. “Bu şarkının nasıl ve kimin için yapıldığı hakkında, şimdiye kadar duyduğum rivayetlerle hikâyeleri toplayıp bir araya getirsem, ufak çapta bir tefrika yazmış kadar olurdum” ve sorar “Acaba akılsızlık mı ettim?” 
 
Bir eserin oluşmasına yol veren çağrışım veya esin ille de bir kadın veya bir aşk hikâyesi değildir. Yazımızda söz konusu olan şarkının dinleyende uyandırdığı ilk izlenim kırk bir aşkın acısıdır. Ancak hakikat?
 
Gerçeğin izini sürmek için şarkının hem güftesini yazan, hem de bestekârı olan Osman Nihat Akın’dan yola çıkmamız gerekir. 
 
Osman Nihat Akın (1905-24 Ekim 1959), profesyonel bir müzisyen olmamasına karşın Türk musiki tarihinde yeri olan bir bestecimizdir. Kültür ve sanat dünyamızın yetkin ismi Ahmet Rasim’in kızından torunudur. 12 Yaşından piyano dersleri alır. Dedesinin meclislerinde Türk musikisi ile tanışır.  Leon Hancıyan’dan aldığı derslerle musiki bilgisini geliştirir. Yükseköğrenimini İktisat Fakültesi’nde yapar. Yüksek Denizcilik Okulu’nda iktisat ve işletme ekonomisi dersleri verir. Dergi ve gazetelerde spor yazarlığı yapar. Geniş kültürü ve güçlü kalemiyle hemen her konuda yazdıkları büyük ilgi görmüştür. 
 
Bu bestenin hikâyesinde belirleyici isim ise Ahmet Refik Altınay’dır. Öyleyse Türk musikisine altmıştan fazla güfte veren, tarihçi ve şair Ahmet Refik Altınay’dan söz etmemiz gerekir. (1881-10 Ekim 1937)
 
Sözü Osman Nihat Akın’a bırakalım. 
 
Bilmiyorum, içinizde onun sohbetlerine erişmiş kimseler var mı? Fakat ben şahsen bu mazhariyete kavuşmuş bahtiyar insanlardan biriyim ve bununla ne kadar övünsem de yetinemem!
 
Rahmetli Ahmet Refik Bey’i kitaplarından, tarihi romanlarından, Darülfünun’daki  
Hocalığından, gazete ve mecmualarda yazdığı yazılardan herkes tanır. Fakat onun bütün bu vasıflarından başka, bir de âşıklık hâli vardır ki, bunu ancak onunla arkadaşlık edenler bilir. 
 
Ahmet Refik Bey, her şeyden evvel tabiata, tabiattan sonra da Adalar’a âşıktı. Yazdığı şiirlerde hep bu dünya güzeli Prens Adaları’nı konuşmuş, onları ayrı ayrı dile getirmiştir.
 
Bahar mevsiminde, Ada’dan velev bir iş için dahi olsa, İstanbul’a inmeyi, âdeta bir işkence telâkki eder, bıraksalar, ikide birde yaşla dolan gözlerini hiç kırpmadan, gece gündüz Adalar’ı seyretmekle ömrünü tüketmeye razı olabilirdi. O derece platonik bir aşka sahipti rahmetli.   
 
Akşamları onun dem çektiği masanın etrafında toplanır, o anlatır, biz yalnız dinlerdik. O kadar çok bilir, o kadar güzel konuşurdu ki o konuşurken lafa karışmak, küstahlığın dik âlâsı olurdu. 
 
Evet, işte ben, böyle bir insanla arkadaşlık etmiş, bu mazhariyete erişmiş bahtiyar insanlardan biriyim. Böyle bir saadet, böyle bir sevgi ateşiyle birkaç günü, Büyükada’ya gidip onun elini öpmek, sofrasında oturup eski günleri yâd etmeye bir vesile bulmak ihtiyacı içinde, kıvrana kıvrana, İstanbul’dan kalkıp Büyükada’ya gittim. Bütün gazinolarda dolaşarak onu aradım. Adalar’daki Rumların hemen hepsi onu tanıyorlardı. Bir tanesi bana, “Şimdiye kadar sokağa çıkması, birimizden birinin dükkânında olması lâzım. Siz biraz oturun, evine bir adam gönderip soralım” dedi. 
 
Dediğini yaptı. Gelen cevap şu. “Biraz rahatsız. Fakat buna rağmen yazılarını yanına alıp İstanbul’a gitti. Yazılarını matbaaya verecek, sonra da doktora kendini muayene ettirip gelecek…”
 
Yazıları matbaaya verecek… Haydi, bu neyse… Fakat rahatsızlığı ne imiş acaba? İhtiyar meyhaneci, tezgâhtan başını çıkararak, “Refik Beyciğimizin hastalığı malum” diyerek eliyle çok içtiğini işaret etti.
 
“Refik Bey, oldum olası çok içer”
 
Rum bana üzgün bir çehreyle “İçer ama son zamanlarda biraz fazla kaçırıyor…”
 
Anlaşılan üstat işi yine âşıklığa vurmuştu. İyi ama ben şimdi Ada’da yalnız ne yapabilirdim? O saatlerde İstanbul’a dönmek için vapur da yoktu. Ada’nın Marmara tarafına bakan Dil İskelesi’ne kadar bir araba bulup uzandım. Mevsim kış olduğu için kimsecikler yoktu. Ahmet Refik Bey, zaman olur, aylarca İstanbul’a inmezdi. Bana gelince mi bu talihsizlik bir kere daha kendini göstermişti. Üzüntüm gitgide beni bastırıyor içimde bir ses bana “Yaz” diyordu. “Çıkar kalemini, tabakanın arkasına, cebindeki not defterine, nüfus kâğıdına, bir tarafa yaz be kardeşim.”
 
Yazayım, fakat ne?
 
“Ben sana söyleyeyim, sen yaz!” diyen içimdeki ilham perisi, bana şunları dikte ettirdi.
 
 “Yine bu yıl Ada sensiz içime hiç sinmedi
Dil’de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi
Ben de şaştım nasıl oldu yüreğime inmedi
Dil’de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi”
 
Beste mi? O kadar dolu imişim ki onun için biraz mırıldanmak kâfi geldi. Gerçi yaptığım beste, bana biraz yavan geliyordu. Fakat ne zararı var deyip, ertesi günü ilk işim, gidip bu şarkıyı Kanuni Artaki’ye okumak oldu. Artaki, bunu dinledikten sonra, “Tamam” dedi, “Plağın bir tarafı eksikti. Bunu dolduralım.” (Artaki Candan 1885-1948 Kanun sanatçısı ve bestekâr)
 
Hafta içinde Yeşilköy’deki plak fabrikasında yaptığımız birkaç provadan sonra bunu da tespite muvaffak olduk. 
 
Kırk seneden fazla devam eden sürekli bir çalışma, göz nuru ve büyük emekler sarf ederek yazdığı kitaplar arkasından yorulan gözlerini hayata kapattığı zaman, gelmiş geçmiş birçok büyük adam gibi onunda cebinden beş kuruş çıktı. Gördüğü en büyük mükâfat, Haydarpaşa Numune Hastanesi’nden kaldırılıp, Büyükada Mezarlığına kadar Belediye’nin himmetiyle götürülmüş olmasından ibarettir. O da öldükten sonra…
 
İşte hikâyenin aslı bundan ibarettir. 
 
Meraklısı için ek: Bu şarkıyı Mülkiye Toper’in yorumuyla dinlemek isteyenler için…
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 255
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster