Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '12

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
48368
 

0 kan grubuna göre beslenme (I) / ''Beslenmenin Diyalektiği'' (27)

0 kan grubuna göre beslenme (I) / ''Beslenmenin Diyalektiği''  (27)
 

0 kan grubu  avcı olan, ilk atalarımızın kan grubudur ve bu güne kadar bu özelliğini korumasını bilmiştir...

Öncelikle kan grubu saptamasının, tıpta, kanın içindeki antikorların değerlendirilmesiyle harflendirildiğini ve Rhesus değerinin de bu kan grubu saptamasından bağımsız olarak, Rh+ yada Rh- olarak değerlendirildiğini belirtelim... Buna göre, bu iki değerin kanları birbirine hiç bir zaman uyuşmamaktadır!.. Eğer yanlışlık sonucu verilirse, ''yapışma'' denilen çok tehlikeli bir durum ortaya çıkar... Örneğin; Rh- kan, Rh+ kanda, reaksiyona girip, ''aglutin'' denen, Rh+ kanın alyuvarlarına yapışıp onları yok eden bir durumu ortaya çıkarır. Yeni doğan çocuklarda ortaya çıkan ''Hemolitik Hastalık'' denen bu alyuvar hastalığıda, yukarıdaki nedenlere ve anne ile babanın kan grubu uyuşmazlığına dayanır!...

İlk hominid (insansı) tür olan Australopithecus'un, bundan 2-3 milyon yıl önce Afrika savanlarında ortaya çıktığı söylenir... Bunları, Robutus ve Africanus formlarının izlediği ve insana en yakın olarak da, Australopithecus Africanus'un olduğu söylenir... Bu insansı; yaklaşık 60kg ağırlığında, 1, 60 cm boylarında, ilkel kaba taş aletler yapabilen, avlanan, bir varlıktı. Olası olarak da konuşmaya başlamıştı... Sonraki zamanlarda, Almanya'nın Neander vadisinde, 130.000-30.000 yıl önce yaşamış, ilk modern insana benzeyen, Homo sapiens özelliklerini taşıyan, Neandertal insanına ait fosil ve kalıntılar ve aletler ele geçti!... Bu insansılar, mağarada yaşıyor, alet yapıp kullanıyor, avlanıyor ve ölülerini törenle gömebiliyorlardı!...

Güney Fransa'da 90.000 yıl öncesine ait, modern insana en yakın insansı olan, Cro Magnon 'lara ait fosillere ulaşıldı... İlginç bir şey vardı: Bu iki insansı türü bir dönemde ve arada yaşamış olmalarına rağmen, insanlığın modern gen havuzuna katkı sunan Cro Magnon'lar olmuş, Neandertal insanı hiç bir katkı sunmadan insanlığın tarihinden çekilmişti!... İsa'dan 45.000 yıl önce, dünya sahnesinde etkinliğinin başladığı söylenen bu tür; insan ırkını en tehlikeli canlı yapmış, varolan dünya gıda halkasının en üst pozisyonunda, acımasız bir avcı olarak varlığını sürdürmesini sağlamıştır... Yaptıkları av aletleri, onlara fiziksel güçlerinin ötesinde büyük katkılar sunup, diğer canlılar karşısında gücün ve üstünlüğün, onların tarafında olma şansını doğurmuştu...

İşte bu ilk avcı atalarımızın taşıdığı kan grubu , '' 0 '' dı..

J. D'Adamo bu konuya özetle şöyle yaklaşmaktadır: ''... Bugün bu kan grubunu taşıyan insanlar, onların metabolik olarak genetik mirasını da taşırlar!... Bu kan grubuna sahip olan insanlar, genelde, et oburdurlar, dayanıklı bir sindirim ve güçlü bir bağışıklık sistemine sahipdirler... Fiziksel etkinlikleri yoğundur ve bu sayede gerilime karşı iyi bir savunma veren bünyeleri vardır... Ve dinç ve de enerjik kalabilmek için, verimli bir metabolizmaya ihtiyaçları vardır...''

0 grubu insanları, az yağlı hayvansal protein ağırlıklı beslenir ve bunu uygun bitkisel besinlerle desteklerlerse ve de düzenli ve yoğun bir egzersiz programı uygulayabilirlerse, sağlam ve güçlü bir fiziki yapıya ulaşabilirler...O zamanki varolan yaşam biçimi, 0 grubunu ihtimalen yumuşak bir şekilde Ketosis'e geçmeye yönlendirmiş, bu süreçde av kaynaklı, yüksek yağlı bir protein ve toplayabildikleri meyve ve bitkilerden aldıkları düşük yoğunlukta karbonhidrat içeren bir beslenme biçiminden oluşmuştur... Protein ve yağlar, vücudun glikoz düzeyini sabitleyebilmesi için, ketonlara dönüştürülmüştür!... Bu Ketosis'i oluşturan süreçde, aynı düzeyde devam eden fiziksel bir aktiviteyle kalori tüketimi arasında kurulan denge sonucu, avcı atalarımızı, soyunun sürdüren, basit, sıska ve güçlü bir av mekanizmasına dönüştürmüştür... Ve herhalde kan şekeri düzeyleri de, 50-60 arasında seyretmekteydi!...

Günümüz beslenmesinde, etçi, 0 grubuna da; mutsuz, hormonlu, antibiyotikli, çok yağlı hayvanların etlerini atalarımız gibi tüketmeleri önerilmez!... Bu gün bol miktarda ''doymuş yağlar'' içeren, kalp, damar hastalıkları ve kansere kapı açan bu hayvansal proteinlerin tüketilmesi önerilmez!... Her türlü hayvansal yağın; kırmızı ette, beyaz ette de olsa, en az tüketilmesine çalışılmalıdır!... Mümkünse doğal güneşli ortamlarda yaşayan ve doğada beslenen, mutlu hayvanların etleri tercih edilmelidir!...

0 grubu  olarak süt ve tahıl ürünlerini rahat sindiremezler... Bu gün bile metabolizmaları bu işe tam yatkın değildir...

0 grubu, buğday ve baklagiller tüketimini azaltarak, kilolarını dengede tutabilir ve bu tüketimi en düşük düzeyde tutarlarsa, sağlıklı bir şekilde, kilo da kaybedebilirler!... Çünkü 0 grubunun kilo alma nedenlerinden en önemlisi (aşırı tüm beslenme şekilleri dışında), buğday ve buğday içeren tüm ürünlerde yüksek düzeyde bulunan glutendir!...

Gluten, yukarıda söz ettiğimiz, Ketosis durumunu, metabolizmada ters yönde çalıştırır!... Gluteni tüketmek arabanıza yanlış oktanlı benzin koyarak kullanmanıza benzer... Sizin enerjikliğinizi, glütendeki ''lektinler '' etkiliyerek, ensülin metabolizmanızı engelleyip yavaşlatarak verimli kalori kullanımını engellerler...

Gene bazı fasulye türleri (taze fasulye hariç), mercimekler de, vücut kaslarını bazik hale getiren ''lektinler'' içerirler ve bu durum kasları güçsüzleştirir... Halbuki 0 grubunun kasları biraz asidiktir ve bu durum, kalori yakımını teşvik edip, onları canlı tutar!...

0 grubunun genel olarak, Troid hormonları düşük düzeylerde olmaya yatkındır... Bu tıpsal anlamda, Hipotroidizm olarak tanımlanır. Bu gruptaki genel yatkınlık, troid hormonunu denetleyebilen, iyotu üretmeme yönündedir!... Hipotriodizmin göstergeleri; vücutta sıvı birikimi, kilo alma, halsizlik ve kas kaybı olarak ortaya çıkar ki buna dikkat edilmelidir...

Kilomuzu 0 grubu olarak kontrol etmenin en önemli yolu; yağsız et tüketimine ve yararlı bitki ve meyvelere yönelmek, mevcut porsiyonları kabul edebileceğiniz en alt düzeye indirmek, metabolizmalarını engelleyen yiyeceklerden örneğin; ekmek, makarna, süt, yoğurt ve peynir çeşitleri (çokta sevseler!...) elden geldiğince uzak durarak, yararlı olan yiyeceklerle ölçülü bir değiş tokuşa gitmekten geçmektedir!...

(devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 409
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 163
Ort. okunma sayısı
: 2236
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster