Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '07

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
501
 

10 Aralık'ı beklemeyin zihninizi özgür bırakın...

10 Aralık'ı beklemeyin zihninizi özgür bırakın...
 

Sahne yavaş yavaş aydınlanırken geç bir kadın sahneye girer… Üzerinde yeşil bir ceket ve altında kot pantolon vardır… Sahneyi bir baştan bir başa dolaşarak izleyicilerle göz göze gelmeye çalışır… Yüzünden tebessümü eksik olmaz… Başıyla olabildiğince izleyiciyi tek tek selamlarken 'hayal edin' , 'sadece hayal edin' gibi sözler söyler…

Sahnenin ortasında durur, kollarını iki yana açarak; “10 Aralık'ı beklemeyin zihninizi özgür bırakın...” der ve çıkar…

Boş sahne yavaş yavaş kararır…


Sahne1; Gece

(Boş bir agora... Etrafını çember şeklinde çevirmiş yıkık sütun kaideleri… Her biri 10 insan gövdesi kalınlığındaki kaidelerin üzerinde kadınlı, erkekli kutsal kişilerin figürleri… Kaidelerin arkasında birbirine sokulmuş insanlar olduğu görülmektedir. Agoranın tam ortasında kapağı yarı açık duran bir lahit… Mermer kapağın üzerinde bir cep telefonu durmaktadır.)

Telefon çalar…
Mekâna aykırı bir melodi mermer sütunlarda yankılanır…
Telefon uzun uzun, defalarca çalmaya devam eder…
Agoranın doğu kenarındaki sütunlardan birinin arkasından bir kız çocuğunun fırlayarak çıktığı görülür…
Telefona doğru koşar…
Annesi bir müddet kızını yakalamak için arkasından gittikten sonra vazgeçip ağlayarak sütunun arkasına döner…
Küçük kız ikinci denemesinde telefonu açan tuşu bulur…
Nefes nefese telefona seslenir; “aloo…”
Cevap gelmediği için aynı hitabı defalarca tekrarlar…


Sahne 2; Sabah

(Agoranın batı stoası*)

10 kadar erkek 2 kadın ayakta durmaktadırlar…
Üzerlerinde “pallium” denilen, tek parça yunan örtüsü bulunmaktadır…
Hararetli bir şekilde telefonu açan küçük kız ve kapolar’ın* onu götürmesi üzerine konuşmaktadırlar…
En yaşlıları elindeki parşömenden konuşulanları takip etmektedir…
Konuşma sürerken parşömende yazılı yasak kelimelerden biri söylenir...
Yaşlı adam söyleyeni uyarır…
Söyleyen kişi özür diler…
Bunun üzerine tüm konuşma hiç yapılmamış gibi en baştan tekrarlanır…
Konuşmalarına agoranın bir başka köşesinden küçük kızın annesinin ağıtı karışır…
Bu ağıtı durmuyormuş gibi hararetli tartışmalarına devam ederler…
Yanlarına gelen ve bir süre onları dinledikten sonra görevli kapo’nun “bu kadar” uyarısı ile uzaklaşan halktan kişileri fark etmez görünmektedirler…


Sahne 3; Gün

(Agoranın doğu kenarı)

Küçük kızın annesi yere bağdaş kurmuş, başı ellerinin arasında, yaktığı ağıttan bitkin düşmüş bir şekilde sessizce ağlamaktadır…
Zaman zaman yükselen hıçkırıkları duyulur…
Kapo'lar hızlı adımlarla yaklaşmaktadır...
Eşi koluna girip kadını ayağa kaldırır…
Birlikte halkın arasına karışırlar…

Sahne 4; Gün

(Halk; Tamamı birbiri ile aynı, açık gri tulumlar giymiştir… Tulumların yakalarında her biri için ayrı birer numara bulunmaktadır… Üzerinde telefonun olduğu lahdin etrafında çalışmaktadırlar... Ne iş yaptıkları çok anlaşılmaz... Telaşlı, ürkek bir uğraş içerisinde görünürler... Onları izleyen ustabaşları ellerindeki çizelgeye sürekli bir şeyler işaretlemektedir...)


Küçük kızın annesi, kendinden geçmiş bir şekilde uğraşısını sürdürürken, gözü lahdin üzerindeki kabartmalara takılır...
Mermere ağlayan insan yüzleri işlenmiştir…
Öylesine dalmışken ustabaşının uyarı düdüğü duyulur...
Kocası ile göz göze gelir...
Kocası, elindeki işle uğraşırken ona acıma ve çaresizlik dolu bakmaktadır...


Sahne 5; Akşam

(Agoranın batı stoası)

Üzerinde palliumlar olan kadınlı erkekli grup, başka meseleler hakkında aynı yapmacık hararetle konuşmalarını sürdürmektedir...
En yaşlıları elindeki parşömeni görebilmek için gözlüğünü ayarlayarak, konuşmaları takip etmeye çalışır...
Agora, paydos sireni ile çınlar...
Gri tulumlar, agorayı saran mermer kaidelere doğru sıralar oluşturmuşlardır...


Sahne 6; Gece

(Agoranın doğu kenarındaki yıkık sütunlardan birinin arkası... Bir kaçı, kaidenin üzerindeki kutsal kişi figürlerini otlarla parlatmaya çalışmaktadır... )

Biri, kendi kendine; “Ay dolun bu gece” diye söylenir…
Bir diğeri fısıldayarak; “Dün gece garip bir rüya gördüm” der…
Diğerleri kulak kesilirler…
“Rüyamda bir ses bana ne bilmek istediğimi sordu. Ne sorarsam sorayım yanıtlayabileceğini söyledi. Ben de çektiğim acıların ne zaman biteceğini sordum. Ölümle değil ama… Ne zaman ‘gerçekten’ özgür olacağımı ve yaşadıklarımı sorgulayabileceğimi, sordum…”
Diğerlerinin ilgisi iyice artmıştır…
Fısıltıyı duyabilmek için küçük kızın annesi de ona yaklaşır…
“Ne dedi biliyor musunuz? 10 Aralık!!, evet 10 aralıkta acıların sona erecek dedi”
Yüzündeki umut ifadesinin dolunayın ışığında diğerlerinin bakışlarına da bulaşmasını sevinçle izler…
Sabaha kadar aralıksız olarak çalacak telefonun melodisi agorada yükselmeye başlamıştır…
Üşümemek için birbirlerine daha da sokulurlar…

Sahne tamamen kararır, genç kadının sesi duyulur; “Zihniniz hep özgür kalsın”

Perde iner…

***

Not: Küçük bir arama ile internetten bulunabilecek anlamlar, ancak yine de kullanırken yüklediklerimi almak istedim;

Stoa(kemeraltı): Antik Yunan mimarisinde agoranın yanında yer alan üstü kemerli, sütunlu galeriler. Stocılık denen felsefi akım, kemeraltında toplanan filozoflardan kaynaklanır.

Pallium; Antik Yunan ve Roma'da örtünmek için kullanılan dikdörtgen kumaş. Aynı zamanda beynin dış yüzünü saran kortex'in bir kısmına bu ad verilir.

Kapo; Nazi toplama kamplarında esirler arasından seçilen gardiyanlar. Nazi yamakları... Bazen esirlere karşı nazilerden bile daha acımasızdırlar...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

murathan mungan'ın bu yıl çıkan bir kitabı..okuduğumda 2008 Tiyatro Festivali içinde keşke oynansa diye düşünmüştüm..sizin yazdıklarınızı görünce bu kitap geldi aklıma..antik çağdan günümüze göndermelerle derinliği olan bir metin olmuş ..sahnelenirse bizi de çağırmayı unutmayın derim..umarım unutmazsınız..

Sincap 
 16.12.2007 17:08
Cevap :
Bahsettiğiniz kitabı okumaya çalışacağım... Sahnelenirse sizinle de paylaşacağımdan emin olun... Teşekkür ederim...  17.12.2007 9:02
 

Sevgili Serdar aslında çok güzel açıklamışsın. Mesajını ileride yapacağımız röportaja saklıyorum ve röp. fikrinin sana hoş gelmesini de olumluya yakın bir sinyal olarak alıyorum. neden röp dedim. Çünkü dün akşam Fr kültür Beyoğlun'da dağ filmleri festivalinin ödül törenine katıldım. Orada sanatçılarla küçük röp ler yaptım sonra eve geldim. Onları çözmek ne uzun zaman aldı anlatamam. eski moda kaçıyor sesalıp çözmek ve yazmak. İşte tam da o sırada senin bloğu gördüm ve keşke doktor Serdar ile güzel bir röportaj yapabilsem diye geçti içimden. düşündüklerimi aktardım. Yani direkt bu yazı değil genel gündem kişisellikten çok düşünsel. İlginç olan bloglarda gezinirken bu işeSabiha Rana hanımın çoktan kolları sıvamış olduğunu görünce bir adım gerilemem. Şimdi oturup o röp leri kısaltmam gerekiyor.Aslında bu metnini açıklamalarının ışığı altında bir daha okuyacağım. gerçekten önemli buldum. bir yorum daha gelebilir. Örneğin aynı kentte oturan blogçular sahneye bile koyabilir. selamlar ve

Ezgi Umut 
 05.12.2007 0:05
Cevap :
Yaratıcı drama topluluğu var üniversitede... Onların çalışmalarına katılacağım önümüzdeki günlerde... Belki bu metni geliştirip bir şeyler çıkartabiliriz... Röportaj fikri şimdi daha oturdu kafamda.. Anladım... Çok güzel olur... Sizin bakışınızdan olmasını ayrıca dilerim... Sevgilerimle...  06.12.2007 17:25
 

Ellerine sağlık Serdar Bey, önce acaba hangi tajedya yazarının eseridir bu modernize edilip güncelleştirilen diye düşündüm. Müthiş bir bence trajedi yazdığın. Aslında böyle 20 aralık 30 Aralık ve olmayan 40 Aralıklarla aldatıldığımızın resmi olarak algıladım biraz da. Aslında seni bu metni yazmaya iten fikir kıvılcımı neydi acaba, ne bu duyguları oluşrurdu gerçekten onu da merak ettim.En iyisi seninle bir röportaj yamak galiba, ne dersin? selam ve sevgiler

Ezgi Umut 
 04.12.2007 0:03
Cevap :
Ezgi Hanım, teşekkür ederim... Okuyanlar buraya yazan yazmayan, yayınlamadan önce okuttuklarım, hep farklı algılar yüklediler... Burdaki bi arkadaş "bu halk sağlıkta dönüşümün kurbanları mı" diye sordu? Önemli olan zihni özgürleştirebilecek baskıları, ertelemeleri(burda size katılıyorum), tehditleri ortadan kaldırabilmek için çabalamak... Şimdi, bazen okurken, izlerken bende oluşan duygu, düşünceleri, fikir uçuşmalarımı notlar halinde yazıyorum... Bu yazıyı yazmadan önce de şu eserlerle ilgili notlarıma göz attım; "V for vandetta", "İnsanın anlam arayışı" Dr. Victor Krankl, "Ağlayan Kadınlar Lahdi" Enis Batur... Valla röportaj fikri kulağıma hoş gelmedi değil:) Ama bunu hakketmem lazım sanırım, öncelikle daha çok üreterek... Sevgi, selam, saygı ile...  04.12.2007 20:11
 

Bu sana rüyanda gelen bir bilgimiydi merak ettim (tarih). Biraz özel olacak ama. Çünkü bana rüyamda bir iki kez tarihler verildi. Bir tanesi ise oldukça uzaktı ve defalarca tekrarlandı (2 yıl kadar sonra). Ben öyle olduğunu hissettim senin için ama doğruluğunu bilemem. Yine de rüyada görmüş olmasan, içinden böyle bir gün geçmiş olsa dahi, o günü kendin için bir başlangıç yapmanı dilerim. Her ne için olursa olsun. sevgilerimle.

Kwan Yin 
 02.12.2007 12:00
Cevap :
Rüyada gördüğümü hatırlamıyorum... Hatta şöyle; ilk yazdığımda başka bir tarihti sonra okuyan açısından öngörülebilir bir tarih olması için (10 gün sonra) değiştirdim... Güzel temennin için teşekkür ederim... Sevgilerimle...  02.12.2007 19:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1455
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster