Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
226
 

100 çocuk, 100 hikaye... Sekizincisi: Öldürmeseydi değil mi öğretmenim!..

Dünyada bir benzeri var mı bilmiyorum, rehabilite edilen; akranlarıyla uyum sağlayacak hale getirilen çocukların, hem yatılı olarak kaldıkları ve hem de okudukları bir özel eğitim okulunda geceleri belletmen öğretmen olarak bir süre görev yaptım.

Ayda en fazla sekiz gece görev alabiliyordum. Normal İlköğretim okulumdaki görevimi tamamladıktan sonra, bu yatılı özel eğitim okuluna gidip geceleri çalışıyordum.

Bu okulda okuyan çocuklar ya fakirlerdi ya da başka birçok dertleri olan çocuklardı. Kendinizi dinletmeyi başarırsanız, sizi dinler; sever ve sayarlardı. Ne çok disipline, ne de çok rahatlığa alışıklardı. "Feleğin sillesini yemiş" diye bilinen deyimimizin, erken yaşta vurgununu yiyenlerdi bunlar. Sigara içenleri olduğu gibi, alkol kullananları da vardı. Erken yaşta aşık oldukları, "aşkları" da vardı... Cep telefonu vardı çoğunun, öğretmenlerden en çok cepten cebe aktarmalı "kontör" isterlerdi. Arada bir para istedikleri de olurdu.

Akşam üstleri görev için okula giderken, sekiz on tane günlük gazete alırdım. Okumaya, hele de gazete okumaya düşkün olmalarını isterdim. Okul idaresi de aklı başında eğitimcilerdi, bu çabamı olumlu buldular; destek oldular bana. Okulun çok mükemmel bir de kütüphanesi vardı. Nöbetimde, bu kütüphanede, öğrencilerle beraber kitap okurduk. Her gidişimde çocuklara birer, ikişer dağıtabileceğim kadar da şeker götürürdüm.

Bir öğrencimin amcasının oğlu hapisteydi. Öğrencimin adına, kütüphanede mektup yazar, tutuklu akrabasına yollardık. Kalem, kağıt, zarf ve pul istemişti bir keresinde, bunları da göndermiştim. İçeriden gelem mektup hep nasihat yüklüydü. Nasihat ağırlıklı olarak okumayı ve adam olmayı telkin ediyordu.

Bir keresinde, bir öğrencim, söğüt ağacının dibinde oturmuş ağlıyordu. Yaza yaklaşmıştık. Hayat, herkese "neşelen" diyordu sanki, ama öğrencim hüzünlüydü. Yanna vardım, konuştum. Öğrencim:

-Benim babam öldü, dedi...

Çoğunun derdi ölümden ağırdı... İlk gençlik yaşlarında olmalarına rağmen, acılarını içlerine atmayı öğrenmişlerdi. Söyleseler de, yeni başgösteren acılarını birbirlerine, bir yararı olmayacaktı, çünkü acılara üzülecek güçleri kalmamıştı.

İki kardeş vardı okulda. Burada okuyanların hepsi erkek öğrenciydi, erkek öğrenciler için yapılmış bir okuldu zaten... Bu iki kardeşin büyüğü yedinci sınıfta, küçüğü ise henüz ikinci sınıfta idi. Büyük olan, yaşadığı ağır acıyı isyan ve boşvermişlikle kapatmaya çalışıyordu. Sessiz ve sakindi. Ancak yaşama sevincini yaşadığı da söylenemezdi. Küçük olan, ağaca tırmanır, jimnastik sporu, bale eğitimi almış gibi vücüduyla her hareketi yapardı. çok sevecendi. Hemen her öğretmenin "küçük sevgilisi" gibiydi. Öğretmenler O'na; O, öğretmenlere sarılırdı. Konuşması çoğu kez iki üç kelime ile sınırlıydı.

Bu sevimli çocuk bir gün yanımda oturuyordu ve cebindeki bir mektubu çıkarıp öpüp öpüp tekrar cebine koyuyordu. Merak ettim, okumak istedim, çocuk da verdi. Selam ve sevgi ile başlayan mektuptaki bir cümle dikkatimi çekmişti: "Üzülüp merak etmeyin, çıkıp geldiğimde herşey çok iyi olacak."

Zarfa baktım, "Görülmüştür" falanca cezaevi ibare ve adresini görünce cezaevinden geldiğini anladım.

Ağabey olan, büyük öğrenciyi çağırdım: "Bak, gözün aydın!.. Babandan mektup gelmiş, hadi gelin kütüphaneye cevap yazalım..."dedim. Hiç aldırıp, oralı bile olmadı; hatta kızarcasına uzaklaşıp giitti benden. Babasına çok kızgın olduğu belliydi. Öğrencilerin acılarını merak etmezdim, okulda da söylenmezdi, prensibi vardı okulun, buna uyuluyordu.

Zaman içinde, yaşanan olaylardan, parça pinçik konuşmalardan çocukların dertlerini sezebiliyordum. Her birine daha yapıcı davranabiliyordum. Geceleri aniden kaybolan, kaçıp giden çocuklar da oluyordu. İlk başlarda çok korkuyordum, ama öğrendim ki kaçan her çocuğun nereye gideceği de biliniyordu. Sonra da, ya bir yakını ya da polisler alıp getiriyorlardı.

Ertesi gün öğrendim ki, "içerideki baba", çocukların annelerini, gözlerinin önünde öldürmüş!..

Ağabey olan büyük kardeş bu travmayı hala yaşamaktaydı... Konuşup dertleştim kendisiyle... Saygıyla dinledi beni... Bu konuşmalarımızdan aklımda çakılıp kalan sözlerinden biri şuydu:

-Öldürmeseydi!.. Öldürmeseydi daha iyi olurdu, değil mi öğretmenim?!..

-Elbette, dedim, "Tabii ki öldürmemeliydi"... 

Öldürmek, neyi çözer ki!..

Öfkelendiğin insanın canını alırsın, ya sonrası...

Sonrasında katlanan acılar, kin ve nefret olur sadece...

Ne yazık ki, ülkemde, kadınları öldürmek hız kesmeden devam ediyor...

Bugünkü gazetelerde bir haber vardı: "Güldünya kavgasında yedisi ağır otuz yaralı!.." Kucağındaki çocuğu ile çekilmiş fotoğrafındaki, o vakur duruşuyla hala  gözümün önünde Güldünya...

Ahı fena tutar fani annelerin...

Geçen yıl okuttuğum bir öğrencimde de, "Öldürmeseydi, değil mi öğretmenim!.." diyen öğrencimin, yaşadığı dramı yaşadım yeniden...

Bu sene gene beraberiz, bu şahin bakışlı öğrencimle...

Dört yıl arayla benzer iki olayı yaşadım öğrencilerimde...

Bir türkümüzün çok sevdiğim iki mısrasi ile noktamızı koyalım:

"Beni ağlatma ki sen de gülesin;

Hem maksuda, hem murada eresin!.."

Murada ermek isteyenler, hiçbir Allah kulunu ağlatmasın!..

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İçim çok acıdı değerli öğretmenim.Bu çocuklara yazık.Yaşadıkları duygusal travmalar,ömür boyu peşlerini bırakmayacak.Belki onlar da aynı travmaları kendi çocuklarına yaşatacaklar.Zulüm,zulümü doğuruyor ne yazık ki.Bir kısır döngünün içinde dönüp duruyoruz.Allah sonumuzu hayreylesin.Yüreğinize,elinize sağlık efendim.Saygı ve selamlarımla,sağlıcakla kalın değerli öğretmenim....

Fisun Gökduman Kökcü 
 11.08.2018 22:30
Cevap :
Çok Kıymetli Yazarımız Fisun Gökduman Kökcü Hanımefendi...Hiç unutamayacağım çok hüzünlü bir sarsıntıydı,benim için bu acıklı durum.Üç boynu bükük çocuktular,annelerini hayal meyal hatırlayabilecek olan da sadece büyük ağabeydi,diğer ikisi annelerini özleseler bile hatırlamayacaklar.Evlatlar için en değerli varlık annedir.Baba dağıysa ailenin,anne kainatıdır ailenin ve hele de çocukların.Öyle bir yüzyıldayız ki,acılar, hüzünler artarak devam ediyor.Acılara dönüp bakan da yaraları saracak olan da yok.İnsanlığın bazı evlatları rahat olsa da bunun kalıcı olamayacağı düşünülmüyor.Oysa bu asrın insanı için,yani bizler için belalar büyüyerek üzerimize gelmekte.İnsanlığın erdemli insanları çoğalsalar,çok cesur ve sevgi dolu olsalar,büyük bir insani dönüşümü başarmak için yola çıksalar ne iyi olur.En başta da aile yıkımlarını önleseler,çocuklar bizim töremizde olduğu gibi analı-babalı büyüseler..Bu güzel töremiz de bitiyor bir yandan.Sevgiyi,merhameti yaşamaya ve yaşatmaya devam edelim.Sağolun  29.08.2018 16:08
 

Değerli Hocam, eline ve yüreğine sağlık. Öğretici, ders alıcı bir yazı. Sizi kutlarım...

Dr Atanur Yıldız 
 13.12.2012 17:19
Cevap :
Sevgili doktorumuz Atanur Yıldız Beyefendi; yazmaktan çok,okuma tutkunuyum.Konuşmayı da çok severim,okumayı da...Bundan böyle yazmaya;daha çok yazmaya,en çok da yoksulları,acısı olup da çare bulamayanları,dert girdabında yığılıp kalmışların hepsini yediden yetmişe yazacağım.Kendim de bu kategorideyim.Kalemim ve okuduklarım bana güç veriyor.Sonra hayatın iyisi de,kötüsü de olsa bile;en iyi hayat,içinde kötülük olmayan hayattır.Yaşadığım zorluklar,sanıyorum bana yazabilme yolunu açacaktır.Fakir fukara çocuklarının okudukları okullarda öğretmenlik yaptım hep.Şimdi de öyle.Sevin;sevmesini bilin yeter ki bu çocukları,sizleri öylesine bir güler yüzle ve coşkuyla sarıyorlar ki anlatması çok güç.Çocuğa soruyorum,"Ailen nasıl,kardeşlerin,baban,annen hepsi iyiler mi?!.."Çocuk şunu söylüyor,"Babam iyi değil,kaza geçirdi,çalışmıyor,fakir kaldık!.."Sonra da ayağındaki ayakkabısını gösteriyor bana,"Aha bak ayakkabım da yırtık!.."Bunu da yazacağım...Çok iyi olmanızı diliyorum.Sağolun...Sevgilerimle.  13.12.2012 21:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 323
Toplam yorum
: 584
Toplam mesaj
: 319
Ort. okunma sayısı
: 2017
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster