Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '08

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
1462
 

100 Yaşında bir Mustafa Kemal tanığı -1-

100 Yaşında bir Mustafa Kemal tanığı -1-
 

Asırlık çınar; Em.Kur.Alb. Saim Çelebi Yarkın


Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Türk Ulusu’nun kurtuluş ve özgürlük savaşının taçlandığı gün bugün. Ulusal bayramlarımız içinde en değerlilerinden; Cumhuriyet ve Zafer Bayramlarından birisi. Çok kanlar, çok canlar verilerek elde edilmiş ve çok değerlidir bu zafer günümüz. 19 Mayıs 1919’da başlayıp 30 Ağustos 1922’de sona eren bir özgürlük serüvenidir bu süreç!

İşte bu özgürlük savaşının en önemli önderi Mustafa Kemal’in bir askeriyle; Emekli Kurmay Albay Saim Çelebi Yarkın’la yaptığım bir söyleşiyi sunmak istiyorum.

Saim amca benim yaklaşık 10 yıllık komşum. Sanıyorum 1955-1960 yılları arası emekli olmuş. Yılın iki baharında; ortalama 1,5-2’şer ay kalıp, Ankara ya da İstanbul’a geçer. Yaşamını İstanbul-Ankara-Antalya üçgeninde sürdürüyor. Eylül ayında 100 yaşına giriyor, kendi ifadesine göre. Ama ben kendisini, 5-6 yıl önceden 100 yaşında olarak biliyordum, Saim amcanın söylediğini doğru kabul etmem gerekiyor bu durumda.

Benim Atatürk’e ve Laik Cumhuriyet’e olan bağlılığımı bildiği için, geldiğinde mutlaka bir merhabalaşır; hal hatır ederiz birbirimizi.

Anıları var Saim amcanın; Atatürk’e ve cumhuriyete dair. Bunlarla ilgili söyleştik Milliyet Blog için. İlginç bir söyleşiydi. Hem Mevlâna’nın 19. Göbekten torunu olarak, hem de Mustafa Kemal sevdalısı bir Konyalı olarak Saim amcayla. Mayıs ayının son günlerinde yaptık biz bu çalışmayı Saim amca ile, ve 30 Ağustos’ta yayınlanmak üzere.

Bu çok önemli ulusal günümüz, kurtuluş ve özgürlüğün tacı; Zafer Bayramı’mızı kutlarken siz okurlara, Mustafa Kemal’in belki de son askerlerinden, bir asırlık Emekli Kurmay Albay Saim Çelebi Yarkın’ın usunda kalanları sunmaya çalıştım. Sıkıcı olmaması için de 2 bölüm halinde okumanıza sunacağım.

Not: Söyleşide Saim amca genel olarak Atatürk adını kullandı. Henüz ‘Atatürk’ ünvanını almadan da olsa, hafızalarda öyle yer ettiği içindi sanıyorum. Müdahale etmedim bunun için, doğal haliyle (üslubuyla) yazdım.

…..

-Saim amca, Mustafa Kemal’le mesainiz oldu mu sağlığında?

- Olmadı… Mareşalle (Fevzi Çakmak) çalıştım. Mustafa Kemal 1909 da Sofya’ya ateşemiliter (askeri ateşe) olarak gitti. 16 ay kaldı, döndü. Ben ondan 20 küsür yıl sonra Sofya’ya gittim. O’nun yazılarını okudum; istersen el yazılarından birisini de sana gönderebilirim. Aynı görevi (yıllar sonra)ben yaptım.

- Teşekkür ederim, çokta sevinirim. Sofya’da Mustafa Kemal’den sonra aynı görevi yaptınız. Sizin için önemi nedir, Milliyet Blog’da yazacağım, okurlarla paylaşır mısınız; yazılarıyla, anılarıyla ilgili örneğin?

- Mustafa Kemal, 1909’da Sofya’ya ateşemiliter olarak gönderilmiştir. Maksat, Mustafa Kemal’den kurtulmak içindi; Enver Paşa etkisiyle, birinci amaç olarak. Mustafa Kemal’in hayatında büyük rolü var Enver Paşa’nın. Enver Paşa’yı sürekli tehdit etmiştir ( o öyle algılamıştır) kendisi. Mustafa Kemal, ordu komutanlarına; “onu dinlemeyin” diye Enver Paşa’dan için tavsiyede bulunmuştur. Buna rağmen cezalandırılmadı. Ama Atatürk, İstiklâl Savaşı’nı yaparken (Enver Paşa)Anadolu’ya gelmek istemiş, ancak Mustafa Kemal kabul etmemiştir.

- Bunda Enver Paşa’nın Turan sevdası var sanıyorum?

- Evet! Onlar zaten evvelden beri birbirlerini sevmezler. Enver Paşa, Atatürk’ü daima kıskanmıştır. Ondan hep çekinmiştir. Sofya Ateşemiliteri iken, orada uzun zaman kalsın diye ayrıca; Bükreş, Belgrad gibi (kentlerin) ateşemiliterlikleri de verilmiştir ona! Orada kalsın, uzun müddet çalışsın diye! Fakat 16 aydan fazla sabredemedi Atatürk, orduda vazife istedi. Nihayet, biliyorsun Gelibolu’da 19. Tümen’e tayin edildi. Kendisi de ‘Sarıkamış Muharebesi’ni de 90 bin kişiyle kaybettikten sonra, başı yerde mağlup İstanbul’a dönerken Sofya’ya tayinini yaptırmıştır. Hatta Mustafa Kemal, Enver Paşa’yla karşılaştıklarında; “biraz yorgunsunuz galiba” sözüne o da, “evet biraz savaştık” cevabını vermiş!.. Halbuki, 90 bin kişilik orduyu kaybetti Sarıkamış’ta!

- Siz o cephelerden birinde muharip olarak bulundunuz mu?

- Hayır, hiç muharebeye girmedim.

- Sizin askerlik göreviniz savaş sonrasına mı denk geliyor?

- Öyle!.. İstiklâl Savaşı bitmişti. Şunu söyleyeceğim. Sen sormadın ama ben söyleyeceğim. İngiltere’de, Lozan Konferansı yapıldıktan sonra İngiliz Parlamentosu Mensupları, milletvekilleri yani, başbakanları Lord Cruzon’a bağırdılar, çağırdılar, cevap istediler; “Hani Anadolu bizim olacaktı, İstanbul bizim olacaktı, her şeyi kaybettiniz geldiniz!” filan diye bağrıştılar. Lord Cruzon, kürsüye çıkıp başbakan olarak; “Evet, haklısınız. Fakat ben nereden bilirdimki, bir milletin başına bin senede gelecek bir insanın; Mustafa Kemal’in gelebileceğini… nereden bilebilirdimki?” diyerek istifasını verdi. Kendini böyle kurtardı güya!.. Ve Atatürk’ü yüceltti…

O da (Enver Paşa) Mustafa Kemal’i daima uzak tutmak istedi. Ama niye Gelibolu’ya verdi?.. O zamanlar salim bir yer, çıkarma falan yok. İsmi duyulmasın, orada yaşasın, diye. Amma velâkin kısa bir süre sonra İngiliz çıkarması başladı, Çanakkale’ye denizden geçmeyi başaramayınca. Çanakkale çıkarmasında Gelibolu’daki 19. Tümen ilk çıkanları karşıladı ve başardı, defetti yani. Sonra yavaş yavaş çıktılar. Hatta birgün çıkarma sırasında kendisi 19. Tümen Kumandanı. Gelibolu’da İhtiyat Kumandanı bu. Yani emir almadan harekette bulunamaz. Fakat emir beklemeden düşman çıkarmasına karşı koydu, Atatürk! Böylelikle adını yüceltti. O zaman, kıskançlığa bakın ki; o zamanın askerlik mecmuası Mustafa Kemal’i kapak resmi olarak koyuyordu. Bunu haber alınca kıskançlığından, “o vazifesini yapmıştır” dedi, kabul etmedi. Ve askeri mecmuaya kapak resmi olarak koydurmadı. O kadar kıskanç bir insandı Enver Paşa.

-Önceki yıllarda görüşmelerimizden bir şeyler yazdığınızı biliyorum. Öyle söylemiştiniz. Anı ya da kitap yazma arzunuz vardı?

- Evet, “Atatürk’ün 16 Aylık Sofya Hayatı” diye bir kitap yazıyordum. Aşağı yukarı bitti ama, doktorlar men etti; bu işlerle meşgul olmamı! Çünkü gece uykularımı alıyordu benim. Öyle kaldı, yazamadım kalanını. Bakalım… kısmet!

- Sonuç olarak bitmedi?

-Evet doğru söylüyorsun. Ama ne yazık ki, dün senle konuştuk, kafam yine bunlara daldı. Geceyi zor geçirdim. Hep kafam meşgul oldu. Ne yapayım, elimde değil.

- Madem baskıya hazır edemediniz, o kitaptaki anılardan bizimle paylaşmak istedikleriniz varsa onları da not etmek isterim.

- Meselâ bu Gelibolu’ya düşman çıkarmasının nazik bir safhasında Atatürk, Çanakkale’den telefon etti merkeze; o zaman da bir Alman (Liman Von Sanders) o bölgenin kumandanıydı. Atatürk’ün muhalefet ettiklerinden biriydi, Almanlara teslim edilmesinin oranın yarısının, bunu biliyorsun değil mi?

- Evet, Sofya’dan döndüğünde Alman General Liman Von Sanders vardı orada.

- Evet. O, istanbul’daki genel karargaha telefon açtı, durum hakkında bilgi vermek için. Çanakkale çıkarması hakkında, ‘nazik bir safhadadır’, diye ifade etti. İstanbul civarında bir yerdeydi Genel Karargâh. Ona nedeni soruldu, (Enver Paşa tarafından sorduruldu) ”Durumu ne kurtarabilir?” diye… Atatürk’e sordular. “Bütün kuvvetlerin benim emrime verilmesi ancak durumu kurtarabilir” dedi. “Çok gelmez mi...” dediler, “…yani o kuvvetlerin size verilmesi?”…

“Az gelir!” dedi ve telefonu kapattı. Bu mühim bir şey. Sonradan, hakkaten “bu kuvvetler sana çok gelmez mi” diyen adam memleketine defolup gitti.

-Tabiiki karşısında kimin olduğunu sonradan daha iyi öğrenecekti?

- Adı şimdi aklıma gelmiyor, bunu söyleyemedim (Liman Von Sanders) “Türkiye’de 5 Sene” diye kitabı var. Bende var bu kitap, iki cilttir. Türkçeye de tercüme edilmiştir. Sana telefonla da bildiririm, Ankara’ya gidince, lazımsa eğer.

- Önemli değil, biliyorum Liman Von Sanders… Esas sizin ağzınızdan canlı olarak duyacaklarımız daha önemli.

- İşte biri bu, telefonu kapatması suratlarına. “Çok gelmez mi bu kadar kuvvet senin emrine” diyen adama, kendi komutanına söylüyor, ama Alman karşısındaki.



-Devamı var-

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Geciktim okumada, hemen ve merakla diğerini okuyorum. Emeğinize sağlık bu arada Hüseyin Bey. Selamlar...

Özlem Akaydın 
 10.09.2008 9:32
Cevap :
Teşekkürler. İki aydır hem özel işlerim hem bilgisayar sorunları blog okuyup yazmama engel oldu. Yeni yeni sorunlar çözülüyor. Selamlar. H.H.Dulun  11.09.2008 9:50
 

Bu güzel çalışmanız için öncelikle teşekkürler. İlkini okudum devamını bekleyeceğim. Saygı ve sevgilerimle...

TEKBAŞINA 
 30.08.2008 0:19
Cevap :
Sıcak ilginize çok teşekkür ederim, mutlu oldum. Okuyup yorumlamanız da ayrıca mutlu etti beni. Biliyorsunuz, çok ilgi çekmeyecek tür bu tip anılar. Bir kayıt olsun, bir vefamız olsun istedim. Saygılar, sevgiler Antalya'dan, değerli dost. H.H.Dulun  31.08.2008 9:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 1015
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1065
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

1960 Ankara doğumlu bir Çankırılıyım. İşimin burada olması nedeniyle, Antalya'da yaşamaktayım. Ti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster