Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1310
 

11'e 10 kala

11'e 10 kala
 

Hadi bakalım keyfe gel. Kış geldi, bizim de film günleri başladı. Nerdeyse haftanın üç gecesi film izlemeye başladığımda, kendimi bambaşka bi dünyaya göç etmiş gibi hissediyorum. Eğer seyrettiğim filmi beğendiysem, sabah mutlulukla uyanıyorum. Her ne kadar sinemada film izlemek güzelse de, evde ortamı karartıp kanepede uzun oturup, film izlemenin keyfi bi başka oluyor desem… evet evet haklısın dediğinizi duyuyorum. 

Bu sezon evde izlediğim filmlerden en etkileyici olanı 11’e 10 kala. Film 2009 yılında vizyona girmiş. Ben filme konu olan Mithat Esmer’in belgeselini, 2002 yılında TRT de yeğeni Pelin Esmer’in yönetmenliğinde izlemiş, o zamandan aklımda kalmıştı bu ilginç hayat öyküsü. 

Filmin yönetmenliği ve senaristliği Pelin Esmer tarafından yapılmış 

11’e 10 kala” “dün, “şu an” ve “yarın’ı” birbirine sıkı sıkı bir iple bağlayıp, yaşamın her anını koleksiyonuna eklediği bir objeye dondurup o ipe dizen ve onun üzerinde, usta bir cambaz gibi yürümeye devam eden müthiş bir koleksiyoncuyu anlama arzusuyla başladım. İstanbul’un hayatın içindeki çelişkilere olan toleransına sığınıp, birbirinden sınıfları, yaşamları, hayalleri ve gerçekleriyle çok farklı iki yalnız adamın, 83 yaşındaki koleksiyoncu Mithat Bey’le kapıcısı Ali’nin, birbirlerinin yaşamlarına hesapsızca müdahalelerini anlatırken, bir baktım kaybederken kazanan, kazanırken yenilen, biterken başlayan yaşamlarında bu iki adamın birbirlerine sunabilecekleri yine İstanbul’du. Böyle tanımlıyor filmini Pelin Esmer.  

Emniyet apartmanı’nın dördüncü katında yaşayan Mithat Bey, yıllardır biriktirdiği, evinde kendisine sadece küçük bir yaşam alanı bırakan koleksiyonlarını, o güne kadar karşısına çıkan her türlü tehdite karşı korumayı başarır. Koleksiyonunun devamlılığını bozmamak için aradığı herhangi bi parça onu İstanbul’un her köşesine götürür. 

Anadolu’dan İstanbul’a göç eden Ali, Emniyet Apartmanına kapıcı olarak girer. Kızı kapıcı dairesindeki rutubetten astım olunca, daha iyi koşullar sağlayana kadar bi süreliğine ailesini köye göndermiştir. Apartmanın diğer sakinleri deprem endişesi ve daha değerli bir eve sahip olma isteğiyle binayı yıkıp yeniden inşa etmeyi tercih edince, Mithat Bey’in koleksiyonları uğruna verdiği savaşların en zorlusu başlar. Bina yıkılırsa Mithat Bey koleksiyonlarını kaybedecektir, Ali’de hem evini, hem işini. Apartman yalnız yaşayan bu iki adamın ortak kaderi haline gelir. Koleksiyonun devamlılığı için başlayan ilişkileri, Mithat Bey’in Ali’ye İstanbul’u devretmesiyle farklı bi boyuta geçer, birbirlerinin kaderlerini fark etmeden değiştirdikleri bi noktada biter. 

Aslında Mithat Bey karşımıza geçse ve hayatını anlatsa, hayatının her dönemi başlı başına bi film olur. Üç yaşında babası kuran kursuna göndermiş. Devleti ise; Sümerbank bursuyla Amerika Stanford Üniversitesi’nden mezun olmuş, Türkiye’de her evde radyo yokken, transitörü icad etmesine ramak kalmış, transmitörü icad etmiş, bi genci Kayseri’deki tekstil fabrikasına gönderiyor, kadrozsuzluktan! Daha sonra ise Emniyet’te görev yapmaya başlayıp, Polis Radyosunu kuruyor. 

Mithat Bey’in yaşamı tercih edilen bi yaşam. Koleksiyon uğruna astım hastalığını kabul eden, zamanında eşinin “ya koleksiyon, ya ben” söylemine karşın koleksiyonunu tercih edip, tutkusu uğruna yalnız yaşamayı tercih etmiş biri Mithat Bey. 

Sade bi anlatımla sessiz ve derin diyaloglar sayesinde kendinizi filmin içinde bi yan karakter gibi hissediyorsunuz. 

Flmin adı, radyonun saatiyle senkronize edilen 193 gün sonunda 10 dakika geri kaldığını not alıyor Mithat Bey. Filmin adının 11’i göstermesi gerekirken 11’e 10 kalayı gösteren saatten geldiğini düşünmekle beraber; filmin sonunda Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul ansiklopedesinin 11. cildinin uzun uğraşlar sonunda elde edilmesiyle, fakat önceki 10 cildin kapıcı Ali tarafından sahafa satılmasıyla da alakası olduğu göz ardı edilmeyecek mükemmel bi detay. Bu da ‘şimdi’nin geçmişten kopamayacağını, ‘şimdi’nin geçmişle anlam kazandığını hatırlatıyor. Mithat Bey yaşamı bir bütün olarak algılayan, şimdiki zaman ve geçmiş zaman arasında ayrım yapmayan biri. Onun için emniyet, geçmişinden kopmamak demek. 

Mithat Bey tarafından kapıcı Ali’ye emanet edilen koleksiyonun, Ali tarafından bazı parçaların satılması, koleksiyonu, acımasızca iki kuruş paraya satarak bozması karşısında, üzülüyorsunuz hakikaten de… Mithat Bey’in yeğeninin koleksiyona güvenerek sahaf ve antika dükkânı açıp, Mithat Bey’in koleksiyonuna göz dikmesi, aç gözlülüğü karşısında sinirleniyorsunuz. 

Mithat Bey, elinde çantasıyla tutkuyla koleksiyonuna ait bi parça bulmak amacıyla İstanbul’da dolaşıyor gündüzleri. Geceleri ise artık adım atmakta zorlandığı evinde, 1950 yılından beri biriktirdiği gazetelerin, objelerin arasındaki koltuğunda, “kim beşyüz milyar ister” yarışma programını izliyor. Kolay, zor, her soruyu biliyor, bununla birlikte televizyonla konuşuyor kendini kaptırararak “ne bakıyorsun sen onlara, hah seyirciye soracaklarmış, bakma sen onlara, dinle benim sözümü” diyor… 

Mithat Bey’in her ne olursa olsun sakin ve mantıklı konuşmasına hayran oldum. 

Mithat Bey’in Osmanlı Mezarlığı’nda doktora öğrencisi araştırmacı bi genç kızla karşılaştığında aralarında geçen diyalogda, öldüğünde cesedinin yakılmasını istiyor. Ama bu henüz legâl değil Türkiye’de diye cevaplandırıyor genç kız. Mithat Bey öldükten sonra dünyada fazla yer kaplamak istemediğini söylüyor. Eğer gömülürse mezar taşında ilk transmitörü icad eden Türk denmesini istediğini söylüyor. Bu da bence filmdeki ilginç olduğu kadar hüzünlü bi detaydı. 

Apartman sakinlerinin istediği olur sonunda. Binanın emniyetli olmadığından yıkımına karar verilir. Bu kararla Mithat Bey’in evinin boşaltılmasına karar veriliyor. Zabıtalar evi boşaltmamış olduğu taktirde zorla tahliye edeceklerini söylemeleri ve bunun üzerine Mithat Bey’in günlerce evden çıkmayıp koltuğunda umutsuzca zabıtaları beklemesi… 

Çok başarılı, çok etkileyici, çok güzel bi filmdi. Mutlaka izlenilmesi gereken. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

güzel açıklanmış bir yazı olmuş. elinize sağlık. İlginç ve de yaratıcı bir senaryoyu sade bir dille ve durağan tempoda anlatmayı tercih etmiş yönetmen. Ben başarılı buldum.

Eray TOPALOĞLU 
 12.02.2013 0:01
Cevap :
Bu kadar durağan bir hikayeyi, böyle heyecanlı anlattığı için Pelin Esmer'i kutlamak lazım. Sanki bir belgesel tadında gibi olsa da, film temposunu hiç yitirmiyordu. Teşekkürler, selamlar...  12.02.2013 20:29
 

Gerçekten güzel bir filmi tanıtmışsınız. Her ne kadar Recep İvedik 3 vb. benzeri filmler arasında gürültüye gitmiş olsa da gerçek sinema ehilleri tarafından seyredildi bu ödüllü flm. İstanbul Ansiklopedisi'nin 11. cildinin masada durduğu son sahne nasıl ama!Ha bu arada İstanbul Ansiklopedisi'nin PDF formatı internette var. Selâm ile.

Kongar Tekin 
 07.03.2011 1:03
Cevap :
Teşekkürler...  07.03.2011 21:18
 

Sevgili Nilüfer filmi, özünü, vurucu noktalarını çok güzel anlatmışsın. Adeta filme, konusuna, Mithat Bey'e haksızlık yapmayayım, önemli detayları atlamayayım diye özel çaba sarf etmiş, belki de bazı detayları daha iyi anlatabilmek için yeniden izlemişsin. Her bir satır, bu yazıda mutlaka var olmalı ancak filmin adıyla ilgili detay da film ekibinin, senaristin bu işe ne kadar gönül verdiğini gösteriyor. Bu çok emek verilmiş, gönülden yazılmış tanıtım için çok teşekkürler Nilüfercim. Sevgiler...

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 22.01.2011 15:14
Cevap :
Mithat Bey'in yaşamının biraz da harcanılmış bir yaşam olduğunu düşünüyorum. Stanford Üniv. bitirmiş birini kadrosuzluktan tekstil firmasına atamak, bizim ülkenin aksayan yanlarından biri. Ve onun sakin, kibar, incelikli karakterini çok sevdim. En çok dikkatimi çeken de, herşeyi toplayan, evinde adım atmaya yer kalmayan birinin, öldüğünde dünyada yer kaplamak istememesi. Zaten film birçok festivalde ödül almış Mithat Bey'i de, çekeni, yazanı hepsini sevdim. Ve senin de yazıyı beğenmene çok teşekkür ederim canım arkadaşım.:) Sevgilerimle...  24.01.2011 21:56
 

Tiyatro çalışmalarımın yoğunluğu nedeni ile iki yıldır çok sevdiğim sinemadan uzağım. Bu filmi ilk kez sizin yazınızdan öğrenmiş oldum. Bu bilgilendirme için teşekkürlerimi sunuyorum size. Ve en kısa zamanda izleyeceğim, 11'e 10 kala'yı. Filmin resmi sitesinin linkini, ilgi duyanların beğenisine sunuyorum. www.11e10kala.com/index.html

Behram Su 
 18.01.2011 15:25
Cevap :
İzlediğinizde beğeneceğinizi tahmin ediyorum Behram Bey. Türk sineması böyle özgün senaryo ve yönetmenlerle zengileşti, bizlere de güzel filmlerini izlemek kalıyor. Tiyatro çalışmalarınızda kolaylık ve başarılar dilerim. Filmin linki için çok teşekkür ederim. Selamlarımla...  18.01.2011 16:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 992
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster