Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1418
 

12 Eylül, getirdikleri ama götüremedikleri

12 Eylül, getirdikleri ama götüremedikleri
 

.



Bir konu hakkında yazacak çok şeyiniz olduğunda yazmak zordur. Çünkü nereden başlayacağınızı bilemezsiniz ve bilirsiniz ki, saatlerce/sayfalarca yazsanız yine de eksik kalan bir şeyler mutlaka olacaktır.

Böyle durumlarda huzursuz olursunuz. Yemeğe bazı malzemeleri eksik koymuşsunuzdur. Bu tuz da olabilir baharat da.

Ve sofrada herkes bunu anlamasa da aslında siz biliyorsunuzdur.

12 Eylül 1980’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bırakarak, Kenan Evren liderliğinde yönetimi ele geçiren askeri cunta hakkında söyleyecek çok şeyim var.

Ve sırf bu yüzden şimdiye kadar belki de hiç yaşamadığım bir şeyi yaşıyorum; yazmakta zorlanıyorum.

Kendimi bildim bileli yani mesela son yirmi yıldır, toplamda binlerce yazı okumuştum 12 Eylül 1980 darbesiyle ilgili olarak.

Peki bu günlerde ne oldu?

Yaklaşık bir hafta önce, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın  hazırladığı 12 Eylül İddianamesi'nin tam metni  basına dağıtıldı.

Darbenin başı Kenan Evren hakkında ilk kez dava açıldı. Sadece o da değil, darbenin yaşayan uygulayıcılarından Tahsin Şahinkaya’ da nasibini aldı bu durumdan.

İddianamenin tam metnini okumayı dün bitirdim.

Bazı yerlerinde gözleriniz doluyor, bazı yerlerde  zındanlarda çürüyen bedenleri, işkenceden lime lime edilmiş insanları, hem de tanıklarıyla okuduğunuzda ‘aman Allahım!’ diyorsunuz.

Ülkücüler (MHP), Kürtler ve devrimciler. Anaları ağlatılan zaten bu üç kesim.

Bu üç gruba, Mamak Cezaevi ile işkenceleriyle dünya cezaevleri literatürüne geçmiş Diyarbakır Cezaevi’nde yapılanlar akıllara zarar.

Mahkûmlara bekletilmiş bok ve parçalanıp  dilimlenmiş fare yedirilmesi, genç mahkumlara merdiven altlarında tecavüz edilmesi…

Yetmeyip birbirlerine tecavüze zorlanmaları…

Yağlanıp makatlarına sokulup çıkarılan copun, bazen çıktığı kişiye bazen en yakın arkadaşının ağzına sokulup zorla yalattırılması…

Dişlerden, cinsel organlardan elektrik verilmesi, erkeklik organına ip bağlanıp yürütülmesi...

Veremli mahkumların balgamlarının alınıp, diğer mahkumlarda hastalanıp verem olsun diye yemeklerine karıştırılması…

İddianamede detayları, tanık anlatımları ile hepsi mevcut.

Ürkütücü olan, Türkiye’nin her yerinde sanki tek merkezden yapılıyormuşcasına ve eğitilmişçesine aynı tip işkence yöntemlerinin uygulanması.

Türkiye’de çağ açıp kapatacak kadar önemli olduğu bilinen bir olayı bir yazıda anlatmanın güçlüğü bir yana, birkaç cümle ile de olsa  vurgulamak istediğim hususlar var.

İddianame;  Kenan Evren ve arkadaşlarının ‘darbe ortamının olgunlaşması için’ bekledikleri ve hatta beklemekle de kalmayıp üstü kapalı olarak ‘anarşi ortamının doğmasına zemin hazırladıkları’ tezine sıklıkla vurgu yapıyor. Aslında hiç şüphesiz iddia ile kalmıyor, delilleriyle ispatlıyor.

Ayrıca, Sivas’da, Çorum’da yaşanan alevi kıyımları ile Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük alevi katliamı olan Maraş Katliamı’nın perde arkasına dair bazı detaylara da vurgu yapıyor.

1968 yılında MHP Erzurum İl Gençlik Teşkilatı’nı kuran Yılma Durak’ın ifadesi ise bilindik bir gerçekliği tekrar vurgulaması açısından önemli. Mamak Cezaevinde falaka ve dayak gibi işkence yöntemlerine maruz kalan Durak şöyle devam ediyor :

Bana göre Mamak ve Diyarbakır Cezaevinde uygulanan işkenceler, ideolojik militarizmin temellerini atmıştır. Bugün devletimizin uğraştığı PKK terör örgütünün dayanak noktalarından birisi de Diyarbakır Cezaevinde ve Mamak Cezaevinde uygulanan işkencelerdir.[1]

Sahiden de cezaevinden sağ kurtulan, terör örgütünün dağ kadrosuna katılmıştır.

Bunların yanında, mahkumlardan yine ülkücü Yılma Durak’a sorguda yapılan rüşvet gibi bir teklif var ki çok ilginç.Kendi ifadesiyle :

"Bana, bize gerçek bir olay anlat, bu olayda Alparslan Türkeş’in vermiş olduğu emirle alttaki kişiler bu cinayeti işlemiş olsun, sen de bunu duymuş gibi anlat, o zaman seni burada 1 gün bile tutmayacağız, diye teklifte bulundular".[2]

Kimbilir kaç kişi sorumlu olmadığı ve hatta ilgisi olmadığı bir suçtan dolayı suçlandı ya da baskı altında kabul etmek zorunda kaldı, tahmin etmek hiç de güç değil.

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ibretle okuması gereken bir iddianame.

Darbe heveslilerinin ise iki kere okuması  gereken...

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:


[1] 12 Eylül İddianamesi Tam Metni, T.C.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Soruşturma No:2011/646 

[2] Ibid.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Ergun, bir yorum yazmıştım teknik nedenle ulaşmadığını düşünerek tekrar yazıyorum. Aramızdaki yaş farkı nedeniyle (şimdi giderek yaşlandığımı anladım) sizin okuduğunuz iddianameyi ben 1977-1983 dönemini İst.Ünv.Merkez Binasında (Beyazıtta) ürpertiyle yaşayan biri olarak öncesi ve sonrası kaos olan 12 Eylülü hazırlayanların (TBMM deki İktidarın muhalefetin) ve darbecilerin birlikte yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir yıl Cumhurbaşkanı seçemeyen meclisin meşruiyeti olabilir mi ve bir barış projesi olabilecek 12 eylülü sistemli kaosa dönüştürmenin mantığı izah edilebilir mi? özetle bir iddianameden çok toplum biliminin tarih,sosyoloji, iktisat, hukuk ve siyaset branşlarını kapsayacak bir doktora tezi gerektiğini düşüyorum. Ne yazık ki Türkiye sosyolojisi çok farklı toplum mühendisliği projelerinin uygulanacağı renkliliktedir. Selamlar

Kadri KANPAK 
 20.01.2012 11:34
Cevap :
Evet önceki yorum da bununla birlikte gelmiş. Diğerini de yayınladım. Teşekkürler değerli katkınız için.  20.01.2012 20:48
 

İstemeye istemeye okudum... istemeden okuduğum satırları, satırlardan çok daha fazlasını yaşayanların olduğu bilinciyle okudum. Bu memleketin evlatlarına bunları yapanların "baba, abi, kardeş..." olma ihtimallerini bilerek okudum ve... Ve kelimeler yetmiyor aklıma gelip, yüreğimi dağlayarak geçenleri söylemeye; susuyorum!..

derinmavi.. 
 19.01.2012 14:21
Cevap :
Ekleyecek sözüm yok, teşekkürler katkınız için.  20.01.2012 20:50
 

Değerli Baver Ergun, yaşananları, nedenleri ve sonuçları itibariyle içerisinden biri olarak değerlendirmek çok mümkün olmamaktadır. Bunu yabancı yazarların eserlerine yoğunlaştıktan sonra öğrendim. Tarihi ve siyasi olayları; ekonomi gözlüğünü de takmadan değerlendirmek araştırmacıyı daima yanıltır. Bunlarla birlikte çevre ülkelerin, (Rusya, İran, Mısır vb) benzer dönemlerde yaşadıklarını da bilmelisiniz. Bu ayaklar (veriler) üzerinde yükseldiğinizde, artık siz bulunduğunuz yerdeki en yüksek tepe'desiniz ve artık savaşanları izleyebilirsiniz. Değilse, üzerinde kayıkla denizi anlatılacaktır. 1648 İngiliz ve 1789 Fransız ihtilali, aslında paylaşım kavgasıdır. Diğer hikayeler romantikler içindir! Kavga, Hanedanlık/Cumhuriyet ekseninde dolaşır. Darbeler (ordular) belirleyiciler değil, araçlar, merdivenlerdir. Çünkü askerler uygulayıcıdır. Darbeler aslında bir gasp olayıdır, bu her türlüsü için geçerlidir. Korkulması gereken matbaa emperyalizmidir. O da bizde bilinmez. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 19.01.2012 11:10
Cevap :
Canmehmet Bey, bir cümleniz aslında yorumunuzun omurgasını teşkil ediyor o da şu : Tarihi ve siyasi olayları; ekonomi gözlüğünü de takmadan değerlendirmek araştırmacıyı daima yanıltır. **Aksini söylemek, iddia etmek ya da bilmemek mümkün mü? Ancak biliyorsunuz, makale şeklinde yazarsam kimsecikler sonuna kadar okumaz, kaynakları mümkün olduğunca az tutmaya çalışıyorum. Zaten bu yüzden giriş kısmında tuz da baharat da eksik ve bundan haberim var demiştim. Madem öyle bir iki cümle ile değineyim: 1970'lerin ortalarından sonra Türkiye'de kaos ortamı yaratıldı, dış güçlerce desteklendi. ABD 1970'lerin ikinci yarısından sonra ve 1980'lerin başında neo-liberal iktisat politikalarını dünya üzerinde uygulamaya koyduğunda İng.ve Türkiye pilot ülkeydi. Bunun için de ihracata yönelik sanayileşme politikasına ihtiyacımız vardı. Ayrıca liberal iktisat politikaları benimsenmeliydi. Olayın perde arkasındaki lokomotif güç budur. Umarım okuyucularımız hepsinden faydalanır. Değerli katkınıza teşekkürler  20.01.2012 20:57
 

"Yönetime el koymak için sürecin olgunlaşmasını beklemek" Bu cümle dahi başlı başına hedefin neresi olduğunu göstermek için yeterli Sayın Ergun. Bu ülkedeki birçok kanlı katliamın faillerinin kimler olduğuna çok iyi bir delil niteliği taşıyor bu cümle. Selamlar Saygılar

Yıldız Nihat 
 19.01.2012 10:15
Cevap :
Ne yazık ki dönemin Genelkurmay 2nci başkanının itirafıdır bu cümle sayın Yıldız...teşekkürler katkınız için.   20.01.2012 20:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 258
Toplam yorum
: 1366
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1866
Kayıt tarihi
: 08.01.07
 
 

Kabataş Erkek Lisesi Matematik, Marmara Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Makine ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster