Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
547
 

12 Eylül vahşeti ve davası üzerine (II)

12 Eylül vahşeti ve davası üzerine (II)
 

Bundan önceki yazımda, çok genel bir bakışla 12 Eylül 1980 Darbesi’yle ilgili görüşlerimi paylaşmış, o davayla ilgili duygu ve düşüncelerimi bu yazıya aktarmıştım.

Darbeden bu yana, köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye, dünya kapitalizmiyle iyice bütünleşti. Yeraltı, yerüstü servetleri daha çok yağmalandı.

Üretim yerine, özelleştirmelerle bol bol satışlar yapıldı.

Sıcak paralar girdi, çıktı.

AB’ye gireceğiz, demokratikleşeceğiz dendi, girilmedi, girilmeyecek.

İnsan hakları, demokrasi lafı dillerden düşmedi, eskiyi mumla aratacak bir yola çıkıldı.

Demokrasilerde olması gereken, çoğulculuğun karar ve yönetime yansıması anlayışı, çoğunluğun tek kişi kararlarıyla yönetilmesi biçimine dönüşmekte.

Otuz yılda, iktidar kaç kez el değiştirdi. Hiçbiri, darbenin kurduğu ezici sistemin üzerine gitmedi. Aksine ondan çıkarları için yararlandı. Sonuçta, demokrasinin taşıyıcı gücü orta katmanlar sönümlendi. Yoksullar artarken  yeni zenginler türedi. Yaşamın her alanında,  bu yazıya sığmayacak değişimler yaşadık. Dünyada da çok şey değişti.

12 Eylül’den sonra ve sistemin getirdiği bütün olumsuzluklarla mücadele edeceğini, ileri demokrasiyi kuracağını vadeden ve Türkiye için çok uzun sayılacak bir süre boyunca işbaşında olan bir iktidarımız var. 

Bu süreçte, ileri demokrasiye, İkinci Cumhuriyete giden yollar döşenirken neler gördük, görüyoruz?

Son 10 yılda zaman aşımına uğrayan davalar:

-İşkence görerek yaşamını kaybedenlerin ve işkence yaptıkları saptanan polislerin davaları

-İsrail’den alınan, nerede, nasıl kullanıldığı bilinmeyen (Faili meçhullerde kullanılmış olamaz herhalde) kayıp silahlar için 10 polise açılan dava

-Sivas’ta insanları cayır cayır yakanların davaları... Hem de başbakanımız tarafından “Vatana millete hayırlı olsun, onların da gözü yaşlı bekleyenleri vardı” diye kutsanarak...

 -Banka batırıp devleti 1.7 milyar dolar zarara uğratarak parayı götüren bankacı davası

-Dolandırılarak(!) örtülü ödenekten dolandırıcıya ödendiği öne sürülen, 5,5 milyar lira davası

-Eski bir belediye başkanının kocasına açılan milyarlarca liralık naylon fatura yolsuzluğu davası ve başka paravan şirketlerden alınan sahte fatura davaları

-Hayali ihracat davaları

-Marmara depreminde yıkılan binalar için müteahhitlere açılmış yüzlerce dava

-Şimdi, liderinin çocuklarını birbirine düşüren, bir siyasi partinin gizli kasasında toplanan trilyonların davası

İleri demokrasi döneminde bunlar hemen akla gelen zaman aşımı davaları. 

............

Bugün süren davaların durumu ve demokrasi açısından genel görünüm:

-15 yaşında kaç kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç davasında zaman aşımının eli kulağında.

- Deniz Feneri davasında, Almanya’da suçlu bulunan sanıklar, burada derhal tahliye edildiler. Mahkeme heyetleri değiştirildi, giden heyet üyelerinin soruşturmalarla başı dertte.

- Yargıda yapılan değişiklerle, eskisinden daha demokratik ve adil bir yargı sistemi oluşturulmadığı, aksine siyasi iktidara daha da bağımlı bir sisteme geçme.

-Derin devlete ve darbecilere karşı açılan davalar ve bunların aklımızda ve vicdanımızdaki izdüşümleri:

.Darbe yaptığı için yargılanan sanıkların, ilk duruşmada tahliyesi istenirken darbe yapmamış ama yapacağı varsayılan insanların, yargı süreci uzatılarak,uzun tutukluluk süresiyle cezalandırılmaları.

.Bu süreçte, aynı suçtan yargılanmaları beklenen başka kişilerin neden dışarda tutulduğunun anlaşılamaması.

.Faili meçhullerdeki rolü, yalnızca basını izleyen kişilerce bile apaçık bilinen kimi kişilerin, neden dışarda olduğunun da anlaşılamaması.

.Mod Medyan şifre skandalı, ABD basınından bize yansıyan ve referandumdaki %10’luk “evet” artışını saptayan bilgisayar hilesi

.Süren davalarda, düzmece belge ve bilgilerle ilgili medyanın tüm gizleme çabalarına karşın ortaya çıkan bilgiler... Bu nedenle avukatların Balyoz Davasında cübbe çıkarmaları ve bunun da yargı ve ana medya tarafından önemsenmemesi.

-Rahatlıkla çoğaltabileceğimiz bu verilerin yanısıra, davaların, tamamen muhalifleri susturma, korkutma, sindirme amaçlı olduğu kuşkularının sürekli güçlenmesi.

-160 tutuklu gazeteci

-Basın özgürlüğünde, dünyada 138. sırada bulunuşumuz

-Bakan Ömer Dinçer’in son 2 yılda soruşturma açılan 7 bin üniversiteliden 4 bin 600'ünün okuldan uzaklaştırıldığını, 55'inin atıldığını açıklaması

-Zaten  bilimsellikten uzak olan eğitim sisteminde,  sürekli değişikliğe gidilerek, eğitimin  dinselleştirilmeye çalışılması ve bunu yeni anayasayla güçlendirilerek kalıcılaştırmayı hedeflemesi

-Dünyada ilk kez, protesto amaçlı yumurta kullanmaya, yumurta başına ceza kesilmesi

-Sürekli dinsel, mezhepsel, etnik çelişkilerin derinleştirilmeye çalışılması.

-Terörü önlemek yerine, biri diğerine uymayan kararlarla şiddetin körüklenmesi

-En sıradan hak arama gösteri ve yürüşlerinin şiddetle, biber gazlarıyla bastırılması ve bakanın “Biber gazı sağlığa zararlı değildir” yaklaşımı.

-Taşeronlaştırmayla sendikasızlaştırma ve  kıdem tazminatlarına saldırı

-İşsizlik, yoksulluk, gizlenen enflasyon, dolaylı dolaysız vergilerde çalışanlar, emekçiler aleyhine sürekli artış

-Yalnızca, son bir yılda, işkazalarında 1500 işçi ölüyor da “Takdiri ilahi” denerek açıklamalar yapılıyor, o işverenlere, işyerlerine ciddi bir şey yapılmıyorsa

- Van’da insanlar çadırlarda donarken, egemenlerin kışkırttığı savaş için dünya para harcanarak lojistik hizmet kampları kurulması

Görüldüğü gibi  akla geldikçe sıralayıverdiğimiz  bu gözlemlerimizle, bildiğimiz bu verilerle, demokrasiden geçtik de nasıl bir rejimde yaşadığımızı, nereye gittiğimizi  sorgulamayacak mıyız?...

Bugüne değin atılan adımlar, ileri değil de geriye geriye götürürken... Bu adımları atanlar, 12 Eylül’ün, ardından 28 Şubat’ın  döşediği yollardan koşar adım geçip bugünlere ulaşmışsa... 12 Eylül Davası, bütün alt birimler göz ardı edilerek iki elebaşıyla sınırlandırılırken... Bu davada adaletin tecelli edeceğine dair en ufak bir umut nasıl yeşerebilir?

Sevgili  okur, işte ben bunları görünce, davaya müdahil olamadım.  Aksine, bu davanın bir figüranı yapılarak, demokratik görünüm yanılsamasına katkıda bulunacağımı düşündüm.  Çünkü gücümüz, desteğimiz henüz bu oyunları bozacak boyutta değil.  Kendimizi baş rolde hissedeceğimiz, toplumu da yanıltan bir oyun olduğunu düşündüm.  Hiçbir umut göremedim.  Görenleri anlamaya çalıştım, çalışıyorum.  Asla  kınamıyorum. Özellikle 1978’liler  Hareketi’nin yıllardır gösterdiği yürekli, özverili çabayı selamlıyorum. Ne ki sonuçta herkes kendi birikimi ve psiko-sosyal dinamikleriyle düşünür,  davranır. Bende ağır basan duygu ve düşünceler bunlar oldu.

Ben,  geçmişteki acılarımın bugüne sarkan umutlar  haline dönüşerek; korkularımın esiri olacağım, beni onların yönlendireceği , iktidarın demokratikleşme oyununda kullanılacağım kaygısını  taşıdım. Elbette biraz umut görseydim bu kaygı oluşmayacaktı.

Devletin elinde arşivi var. Belgeler orada. Gerçek bir yargılama yapmaya niyeti olan devlet, başvurulardan hareket ederek arşivilerini açar, yaşayan  herkesi tanıklığa çağırabilir,müdahil yapabilir.

Yargılama en çok, iki yaşlı elebaşının ev ya da hastanede gözetim  altında tutulmasıyla sonuçlanabilir. Belki  davaya bir kaç ünlü isim eklenebilir.

Yanılmış olmayı dilerim. O zaman, bu düşüncelerimin utancını taşımak bana düşer. Ama aksi olursa, bugün gelinen noktayı, iktidarın demokratikleşmesi olarak sunanlara da  utanmak düşer.

Yiğidin hakkını da verelim. Bütün darbe ve darbeye teşebbüs davaları, demokratikleşme amacıyla değil de iktidarın  tüm kurum ve kuruluşlarıyla ele geçirilme, iktidarı pekiştirme amaçlı da olsa, şu gerçeği, toplumsal belleğe kazıyacaktır. Hiç kimse dokunulmaz değildir. Herkese birgün dokunulabilinir. Hiçbir iktidar kalıcı değildir.

İşte tek kazanımımız,  bu gerçek olacaktır.

Yaşam böyle  sevgili okur... Her zaman, güç seçimlere zorlar bizi.

11.04.2012

Vildan Sevil

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gündem o kadar hızlı değişiyor'ki, geçmiş çok çabuk unutuluyor.Yada unutturulmak isteniyor. Söylecek söz bulamıyorum.Bu ülkeye ve bu ülkenin insanlarına çok yazık oluyor.Selamlarımla.

çalıkuşu 
 13.11.2013 10:52
Cevap :
Ne yazık ki öyle Çalıkuşu. Bu ülkede acı ve zorbalık bitmiyor. Teşekkürler, sevgiler...  13.11.2013 18:30
 

''YARALI BİR NİDAYIZ ŞİMDİ TARİHİN İMLASINI BOZAN''AHMET TELLİ.

Şennur Köseli 
 12.09.2012 17:51
Cevap :
Dizelerle yaptığınız katkıya teşekkürler Sennur. Sevgiler...  13.09.2012 1:03
 

Bu yazdıklarınız doğruysa bence 12 Eylül'ü bırakıp AKP iktidarını sorgulayalım.Yani 12 Eylül davası yerine AKP davası başlasın.

Kerim Korkut 
 12.09.2012 12:19
Cevap :
Değerli Korkut,yazı bir makale olmadığı için, verilerin alıntılandığı yerleri vermedim.Belkivermemekle yanlış yapmışımdır. Pekçoğu zaten bilinenler.Ama küçük bir internet gezisiyle tümüne ulaşmak olası. 12 Eylül, tüm uygulamalarıyla, küresel güçlerin coğrafyamızdaki askersel, politik, ekonomik amaçlarına giden yolu açmak; o yıllarda ülkemizde yükselen hak arama ve uyanış yollarını tıkamak için yapılmıştır. Bugün artık, pervasızca güdümlenen ülke, uyuşturulan, neme lazımcı, biribirine iyice düşmanlaştırılmış bir toplum haline getirilmiştir.Yani 12 Eylül, urba değiştirilerek sürdürülmektedir.Biz görmesek de, asker ya da sivil tüm diktatörlükler gibi bu da yıkılacaktır, cezalandırılacaktır.Yaşadığımız dönem, tarih için sadece küçük bir andır. İlginize teşekkürler... Dostlukla...   13.09.2012 1:19
 

Türk toplumunda balık hafızası olduğu ileri sürülür. Bu iddia bugüne dek pek te çürütülmemiş gibi görünüyor. Buna umursamazlık, "bana ne"cilik de eklenince bugünkü durum ortaya çıkıyor. Galiba aslolan partiler ya da siyasi anlayışlar değil, toplumumuzda çarpık bir uzlaşma karşıtlığı, erki elinde tutma hırsı, sınırsız bbir bencillik duygusu etkili ve bu kendini en çok siyasi vitrinde gösteriyor. Tüm -izm'ler bu yaklaşım içinde eriyip gidiyor. Saygıyla.

Güz Özlemi 
 02.05.2012 11:43
Cevap :
Değerli yorumunuz ve katkılarınız için yürekten teşekkürler... Selamlar...  04.05.2012 20:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 580
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 870
Kayıt tarihi
: 07.06.11
 
 

1949 İstanbul doğumluyum. Emekli edebiyat öğretmeniyim. Çeşitli edebiyat sitelerinde, çeşitli kon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster