Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '16

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
219
 

12 Öfkeli Adam

12 Öfkeli Adam
 

filmden bir kare....


12 Öfkeli Adam, orijinal adıyla, 12 Angry Men, Sidney Lumet’in yönettiği, başrollerinde Henry Fonda gibi ünlü isimlerin yer aldığı, birkaç kere izlediğim ve defalarca daha izleyebileceğim 1957 yapımı bir film. Ortada, babasını öldürdüğü iddia edilen 1. dereceden cinayetle suçlanan, taammüden adam öldürmekten şüpheli bir çocuk ve bu çocuğu elindeki susturalı bıçakla bu suçu işlerken gördüklerini iddia eden iki tanığın şahitliğine dayanan bir dava vardır. Biz, film boyunca (saniyelik bir giriş hariç) ne suçlanan bu fakir çocuğu ne de görgü tanıklarını görürüz. Filmin başlangıcında bir yargıç ve sonrasında oy birliği ile karar vermek arayışında olan, üstelik “yılın en sıcak günü”ne tesadüf eden bir günde jüri odasına kapanmış, jüri üyesi olarak farklı mesleklerden seçilmiş, birbirlerini tanımayan 12 tane adam söz konusudur film karelerinde. Yargıç filmin başında bu jüri üyelerine şöyle seslenir: “ Göreviniz doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak olacak.” Önemli bir husus vardır filmde: Jürinin çocuk için alacağı karar her ne olursa olsun - yani suçlu ya da suçsuz- bu karar oybirliği alınmış olmalıdır. Şayet bu 12 adam bu şekilde yani oybirliği ile çocuğun “suçlu” olduğuna hükmederlerse, çocuk idam edilecektir. Ancak oybirliği söz konusu olmazsa, bu jüri ekibi fesholunacak ve yeni bir jüri tesis edilerek, dava yeniden görülecektir. O nedenle, oybirliğini sağlamak yani jürinin birbirini ikna etmesi çok önemlidir. Film, adım adım bu ikna sürecini ustalıkla işliyor. Dava sürecindeki tanıkların anlattıklarına bakılırsa, cinayet şüphelisi çocuğun elektrikli sandalyeye gitmekten başka bir geleceği görülmemektedir. Ta ki, tek bir kişi, 8 numaralı jüri üyesi (ki, bu zat Henry Fonda’dır) ilk oylamada çocuk için “makul şüphe” kavramını öne sürerek, “suçsuz” şeklindeki hükmünü verene kadar. İşte bu ilk oylamadan sonrasıdır ki, insanlık hallerimizin yani hal-i pür melalimizin resmini izleriz. Peki bu 12 adam neden öfkeli ya da kızgındır? Öyledirler çünkü gerçek peşinde olmanın çabası ya da olmamanın çabasızlığı, insanoğlunu halden hale sokar. Bu filmde kimisi önyargısıyla, kimisi gündelik hayatın biriken işleri dolaysıyla zamanıyla, kimisi kuru inadıyla, kimisi de cahilliği ile, umursamazlığı ile, bencilliği ile imtihandadır. 

Konusunu kısaca özetlemeye çalıştığım bu filmin fakir şahsım için önemini ve bu filmden yaptığım çıkarsamaları maddeler halinde sıralayacağım size şimdi:

1)     Senaryo yazarlığı eğitiminde bir hocamın şu sözünü hiç unutmam: Senaryoda aşk olmadan olmaz; asla. Aşk, muhakkak olmalı. Hatta çetrefilli olmalı: aşk üçgeni, bir kız iki oğlan, iki oğlan bir kız, ya da ikisi bir arada… Yoksa bu filmi kimseye izletemezsin!

Dizilerimize bakınca bu standart bakış açılı eğitimin izlerini ziyadesiyle görüyoruz, değil mi?  Kısacası, bu üçgenler arasına sıkıştırılmış bir izleyici kitlesi… ben, illâ aşk olmalı hususunu hiçbir zaman kabul etmedim ve 12 Öfkeli Adam da bu düşüncemin en iyi destekçilerinden biri. Bu filmin içinde “aşk- meşk… kimin eli kimin cebinde belli olmayan yoğun yatak trafiği… o entrika bu entrika… iyiler hiç duymaz görmez, ağzına vur lokmasını al… kötüler hep aralık kapılardan duyar, yakalar… evinde kuaförden yapılma saçlarla  ve de 15 santim topukla gezen manken teyzeler… babalık testleri…” falan yok. Tam tersine küçük bir mahkeme odasının içinde geçen bu hikâyede hiçbiri Bradd Pitt olmayan ve de üstüne üstük sürekli bağırıp çağırma modunda 12 adet erkek vardır amma bu film, sizi koltuğunuza zımbalamayı başarıyor. Ben, filmi her izleyişimde bizde neden bu kadar basit senaryolar var diye sormadan edemiyorum. Bu filmden çıkardığım ilk ders bu yani: Filmlerimizde de, dizilerimizde de aklımıza hitap eden senaryolar olmalı...

Filmden çıkardığım diğer sonuçlar, her zamanki insanlık halleri çelişkilerimiz ve de özellikle halihazırda içinde bulunduğumuz Türkiye gerçeği ile ilgili. Bunun için ise filmde geçen replikleri yazmalıyım:

2)     Yapılan ilk oylamada 12 jüri üyesinin kararları seslendirilişleri şu şekildedir:

“Suçlu… suçlu… suçlu… suçlu… suçlu… suçlu… suçlu… SUÇSUZ… suçlu… suçlu… suçlu… suçlu…”

İşte, her şeyi değiştiren o ilk adım. Bizim hallerimize uyarlarsak: Bu tek farklı oyu veren zat, sürünün içindeki kara koyundur. Toplulukta başını yukarı çıkaran tek insan… Kaşınan kişi! Arıyor belâsını! Kaşınıyorsa kaşırız evelallah! Sen, sakın ola ki 8 numaralı bu jüri gibi “anarşistlik” yapma! Sorgulama, şüphelenme ve diğerlerinin zihinlerini de zehirleme. 8 numara, zehirli bir sarmaşık: İlk görüldüğü yerde kellesi koparıla! Bu insan müsveddesi, sonuç ne çıkarsa çıkacak olsun sadece doğrunun peşinde olan bir virüs; sen bu virüse sakın ola ki bulaşmayasın. Bulaşıp da akıldan bağışık yaşayan, sorgulamayan ama bu şekilde yalancıktan huzurunu yaşayan şu toplumuza bu cenâbet virüsü bulaştır-ma!

3)      Bu tek “suçsuz” kararı üzerine, odadan bir an önce çıkarak, işlerinin başına dönmek isteyen ve dolayısıyla olayı baştan sona tartışmak istemeyen bir jüri üyesinin 8 numaralı jüri üyesine ilişkin yorumu:

Aman tanrım, her zaman biri çıkar”

La havle… kraldan fazla kralcı tip işte. Sanki dünyayı o kurtaracak. Senin işin gücün yok mu be adam? Sevgilinden mi ayrıldın, patronuna mı kızdın? Hepimiz uyum içindeyken, sen bu uyuma çomak sokuyorsun. Düzene başkaldırıyorsun. Komünist misin, anarşist misin yoksa sadece gıcık mısın ne? Bu düzeni senin gibi tiplerden temizlemeli ki, huzura erelim. Pis oyun bozan. Kamu düşmanı.

Ben de diyorum ki: Bırakın kardeşim çıksın böyle 8 numaralar. Onlar ki, bugün senin olmasa bile yarın senin veya bir sevdiğinin teminatı olurlar. Önüne sistem tarafından her sunulanı yemeyen böyle insanlara dünyanın, adaletin, insanlığın, insanlık vicdanının yani senin ihtiyacınız var.

4)     Filmde geçen, “Baksana, sen kimin tarafındasın?” şeklindeki bir soru üzerine diğer oyuncunun verdiği şu cevap:

“Herhangi bir tarafa sadık olmak gerektiğine inanmıyorum; sadece sorular soruyorum.”

Bu bizim dilimizde kısaca şu demek: Aman ha, yani sen şu ismi lâzım değil “objektif” denen o gillerdensin, tarafsız bir bakış açısı ile gerçeği öğrenme isteğindesin, öyle mi? Bugünlerde senin gibi nesli tükenmekte olan yaratıklar için yapılan ilk tanımlama ile sen kısaca, “vatan haini”sin! Soru sorma! Sordukça sıra sana gelecek… Sen, o’cu ya da bu’cu olmaz isen; taraf olmaz isen, bertaraf olacaksın. Sen böyle doğru peşinde koşar isen ne etliye ne de sütlüye yaranırsın haberin ola! Senin gibilerini ne “o” taraf ne de o en demokrat görünen “bu” taraf sever; herkes bana ait ol, benim için güzel konuş, benim içi cerahat dolu yaramı Türkan Şoray’ın dudak üstü beni gibi gör ve göster beklentisindedir çünkü. Oysa kimse bilmez ki, “kral çıplak!” diyen sen, herkesin en çok ihtiyaç duyduğu insan tipisin ve senin neslin tükendikçe, doğruluk arayışı da, adalet arayışı da bitecek. Sadece ne üdüğü belirsiz bir gri kalacak geride… Sen aslında içten içe herkesin özendiği ama bir türlü olamadığısın…

5)      “ Dilinizde tüy bitene kadar anlatabilirsiniz; o çocuk suçlu! Nokta.”

Kardeşim, ben görmek istediğimi görürüm. Sen ne söylersen boş. Vız gelir, tırıs gider. Bir kulağımdan girer, ötekinden çıkar yani. Tırı vırı şeyler bunlar. Ulaşmak istediğim gerçek diye bir şey yok benim. Ben istediğim sonuca götürecek şekilde inanır ve onu söylerim yani benim gerçeğim inanmak istediğim şeydir. Çok üstüne gitme, yeter; zira hukuk benim.

6)     Filmde, sıklıkla “makul şüphe” kavramı geçiyor. Filmin başında yargıç jüri üyelerine şu şekilde sesleniyor, örneğin:

“ Sanığın suçuna dair kafanızda makul bir şüphe varsa, -en ufak bir şüphe- bana sanığın suçsuz oldu şeklinde bir kararla gelmelisiniz. Ancak mantıklı bir şüpheniz yoksa, vicdanınız rahat biçimde onu suçlu bulmalısınız.”

Bu konuya detaylı girmeden sadece yüksek sesle düşüneceğim. Bizde son zamanlarda duyduğumuz bu makul şüphe kavramı insanı suçlama temeli üzerine. Yanılıyor muyum? Yani, bu şekilde bir algı oluşturuldu bizde. Oysa filmde bakıyorum, (bir çeviri hatası yok ise) “makul şüphe” kavramı, olası masumiyeti ortaya çıkarma temelinde ele alınmış… Bu kadar söyleyeyim… Siz nasılsa leb demeden leblebiyi anlarsınız!

7)     Ve nihayet, uzun tartışmaların sonunda 12 adamın 12’sinin de çocuk için “suçsuzdur” kararına ulaşmaları sonrasında, bu kararlarını mahkemeye iletmek üzere jüri odasından çıkmaları gerektiğini ifade etmek üzere söylenmiş olan şu replik:

“Pekâla, artık çıkabiliriz”

Biz üzerimize düşeni yaptık arkadaş. Araştırdık, ettik. İnce eledik, sık dokuduk. Masum bir insanın hayatını zehretmenin sorumluluğunu almaksızın ak pak bir vicdanla rahat uyuyabilmek için işimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Adaletin hassas kılıcı elimizdeymiş gibi titizlik göstererek, gözlerimiz bağlı, ne çıkacak olursa olsun doğruya ama sadece doğruya ulaşmak için tarafsız bir şekilde gerçeğin izini sürdük; en kötüye ulaşmaya çalışırken, masumu da peşi sıra sürüklemedik.  Bize verilmiş görevin öneminin bilincinde ve ateşten gömlek sorumluğumuzun idrakindeyiz.

Biz çıkalım kerevetlerine…

Değerli okuyucu! Sakın Amerikan adaleti hayranıyım sanmayasın, ha! Bu da bir önyargı olur, asla öyle değil zira! Ama bu film bana insanlık ve de ülke hallerimizi hatırlattı ister istemez.

Yanılmıyorum değil mi; bu filmde bizden de izler var? Soruyorum şimdi: Peki ya biz değerli okuyucu, bizden sorumlu olanlar, bize sebep olan “oyuncular” gönül rahatlığı ile “pekâla, artık çıkabiliriz” diyebilecekler mi bizi hapsettikleri bu dört duvar kaostan her şeyin sonunda?

Kanaatimce, bizimkiler henüz odadan bu şekilde çıkma aşamasının çok uzağındalar.

… Evet, ben bu yazıyı yazarken filmi tekrar izliyormuşçasına zevk aldım; umarım siz de okumaktan almışsınızdır! Ne de olsa uzun yazıya tahammülümüz yok artık; hepimiz çaktırmadan fast-food’çu olduk!

Yazımı, filmin başlangıcında, davayı tartışmak ve karar vermek üzere jüri odasına gidişleri öncesinde dava hâkiminin jüri üyesi bu 12 öfkeli adama söylediği şu söz ile bitirmek istiyorum:

“ … Çok önemli bir sorumluluk altındasınız. Teşekkür ederim baylar!”

Kalın sevgiyle değerli okuyucular!

Arzu Başlantı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okuduğumda filmi internetten buldum ve seyrettim.Az önmce editör önerilerinde bir teşekkür borcum var diyerek yorum yapıyorum.Gerçekten çok beğendim.Yargıçlar da özellikle izlemeli bu filmi.Teşekkür eder,başarılar dilerim.

Gılgamış Kavasoğlu 
 18.10.2016 23:41
Cevap :
Değerli yorumunuz için ben teşekkür ederim!   19.10.2016 22:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 229
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1251
Kayıt tarihi
: 26.08.12
 
 

Doğum yeri: Berlin Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu (Bölüm ve fak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster