Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
147
 

13. Eon Kutsal Soy Bölüm II: Plan

13. Eon Kutsal Soy Bölüm II: Plan
 

Büyük Tufan


Bilinmeyen tarih-Aden semaları

Ki odadan çıktığında moralinin bozuk olduğu yüzünden belli oluyordu. ''Biri daha gitti'' diyordu kendi kendine. Kardeşi de hemen arkasından çıktı fakat o pek de moralsiz görünmüyordu, yüzünde manasız bir ifade vardı. Sanki az önce içeride olanları umursamıyor gibiydi, kapı arkasından hızla kapandı. Ki ''Bunun artık sonu gelmeli Lil!'' diye çıkıştı, Lil ise sinirli ve alaycı bir ifadeyle ''Bir önerin var mı?'' diye cevap verdi kardeşine doğru gelirken ve uzun koridorda beraber yürümeye başladılar. Koridor oldukça genişti ve yüksekliği on metreden fazlaydı, metal duvarlar boyunca seyrek kapılar vardı ve koridorun iki tarafında birkaç metre arayla tavana kadar sütunlar yükseliyor, sütunların etrafında onlar gibi tavana kadar yükselen ışıklar koridoru aydınlatıyordu ve onlar yürüdükçe ayak sesleri yankılanıyor fakat hararetli konuşmaları bu sesi bastırıyordu. Ki ''Böyle küçük sızıntılar yüzünden bu kadar ağır cezalar vermek doğru mu?'' diyordu ''Bize ne zararı olabilir ki?'' ''Ne zararı mı olabilir? Ki, kardeşim, en ufak bir bilgi zerresi bile bu aptallarda merak uyandıracaktır ve merak bir kara delik gibidir etrafındakileri içine çektikçe büyür, güçlenir ve daha fazlasını ister! Onların bilgilenmesi bizi sorgulamalarına hatta bize kafa tutmalarına sebep olur!'' Ki bu sözün üstüne gülümsedi;

-Zaten kafa tutan, emirlerimize uymayan veya onları sorgulayanları düşünmeden katlediyoruz! Bu bile konseyde çoktan kutuplaşmalara sebep olmaya başladı bir de kendi ırkımıza yaptığımız bu katliam sesleri iyice yükseltecektir! En azından kendi ırkımıza verdiğimiz cezaları daha hafif tutmak muhalifleri biraz yatıştırabilir.

-Senin derdin konsey mi yoksa kendi sözde eserlerinin bu veya şu sebeplerle idam edilmesi mi? Ben aptal değilim Ki! Bu tavizin arkasından talep edenlerin başını senin de çekeceğin başka tavizlerin de geleceğini bilmiyor değilim! Önce bilgi sızdıranları affet, sonra bu mahluklarla ilişkiye giren sapkınları affet, sonra da yarattığın ilkelleri affet hatta haklar tanı...

Ki bir kapının önünde durdu arkasından Lil de durarak konuşmasını kesip ona baktı. Ki sağ eliyle geride kalan az önce çıktıkları kapıyı göstererek sesini iyice yükseltti;

-Evet, bu benim çalışmamdı fakat az önce içeride doğru dürüst yargılama bile yapılmadan ölüme gönderilen ise tamamen senin iraden! Benim amacım sadece bilimsel bir çalışmaydı fakat insanları kullanma fikri senindi! Bilgi sızdıranları, onlarla ilişkiye girenleri acımadan idam etmek de senin önerindi.

-Konseyde kabul edilen önerilerdi! Diye kesti sözünü Lil. Şimdi bunları sorgulayanlar o zaman destek veriyordu!

-Fikirler değişir! Bu değişimlerden ortaya çıkabilecek sorunları engellemekse senin görevin! Bu işin başı sensin ve ya sen bir çözüm bulacaksın ya da sonuçlarına sen katlanacaksın!

-Katlanacak sadece ben olmam Ki! Bu açgözlüler sadece beni değil benimle beraber seni de alaşağı eder! Fakat haklısın... Bu duruma kesin bir çözüm bulmam lazım! Kesin ve bir daha başımızı ağrıtmayacak bir çözüm... Görüşürüz kardeşim!

Lil yürümeye devam etti. Aklında bir şeyler var gibiydi. Ki aklındakileri merak etmesine rağmen cevap vermedi ve önünde durduğu kapıdan içeri girdi. O içeri girer girmez odanın dört köşesinde bulunan yine tavana kadar olan sütunlar üzerindeki ışıklar yandı, oda geniş ve neredeyse boştu, kapının hemen karşısında küçük bir koltuk ve sabitlenmiş metal bir masa, sol tarafındaki duvardaysa büyük bir cam ekran duruyordu. Cam ekranın altında ve karşı duvarda kapıdan masaya kadar duvarlar boyunca uzanan birer kişilik beşer koltuk vardı. Ki koltuğuna kendini bıraktı, hem fiziksel hem mental olarak yorgundu fakat yapması gereken çok iş vardı. Yine de bir süre dinlenmek istiyordu ve koltukta arkasına yaslanarak rahatlamaya çalıştı.

Yine ağır cezaların karara bağlandığı bir günde Ki odasında düşüncelere dalmıştı. Elinden bir şey gelmezmiş gibi görünüyordu. Konuşmalarının arasından sadece dört gün geçmişti fakat kardeşi Lil söylediği gibi içinde bulundukları duruma kesin bir çözüm bulmuştu. Kesinlikle Ki'nin arzuladığı bir çözüm değildi bu, bütün emekleri bir anlık öfke ve iktidar hırsı ile verilmiş bir kararla heba olacaktı ve buna izin vermemeliydi. O yine koltuğunda geriye yaslanmış, bu düşünceler içindeyken konsey sözcüsü Thunn-Eah içeri girdi; ''Efendim, teklifi konsey de onayladı, kardeşiniz hazırlıkların başlaması emrini verdi bile!''

-Bu zaten beklenmeyen bir sonuç değildi Eah. Lil eğer taviz verirse arkasının geleceğini, insanların zapt edilemeyeceğini düşünüyor ve haliyle bu da konumunu tehlikeye sokabilir.

-Fakat efendim bu acele neden? Aşağıda hala bizim için çalışanlar var en azından bu şar sonuna kadar bekleyip temizliği geri çekilirken yapmak daha mantıklı olmaz mı? Şimdi yapılacak bir bombardıman bize zaman kaybettirir, aşağı kendi adamlarımızı göndermemiz için nükleer etkinin geçmesini beklememiz gerekir ki bu da yıllar alabilir!

-Eğer bir gün o konseye kendi sözcünü gönderecek duruma gelmek istiyorsan oradaki aptal üyelerin aksine bu tür oyunları görebilmen gerek Eah!

Diyerek yerinde doğruldu Ki ve ellerini masanın üzerinde birleştirerek;

-Bu göze alınabilir bir şey... Bir kaç yıllık kayıp kardeşime şar sonunu beklemek kadar zarar vermez! Birincisi nüfus artışı işi daha da zorlaştırır, ikincisi zaten olan inançsızlığın iyice artması otoriteye daha da zarar verebilir ve en önemlisi bu üç beş kişilik ölüm cezalarına şimdilik fısıltılarda kalan kutuplaşmaların sesi yükselir, muhaliflerin sayısı artarsa bu işi yapmak daha zorlaşır hatta imkânsız hale gelebilir bu da otoritesini zayıflatacağı hatta tamamen yok edebileceği için kardeşim bu riski göze alamıyor ve bu küçük kaybı göz ardı edilebilir görüyor...

Thunn-Eah cevap vermedi, En-Ki ise bir süre sessizce durduktan sonra iki elinin avuçlarını masaya vurarak yerinden kalktı ve ''Bir şey yapmalıyız Eah, '' dedi ''bunca zamanımızı ve emeğimizi verdiğimiz koca bir ırkın yok olmasına izin veremeyiz!'' Eah ümitsiz bir ifadeyle;

-Fakat efendim, nasıl? Diye sordu ve ekledi;

-Kardeşiniz hazırlıkların başlaması emrini verdi bile, aşağıdaki adamlarımızı yukarı çağırdılar ve toplanmaları en fazla birkaç gün alır...

Ki sözünü tamamlamasına izin vermedi ve sağ elini kaldırıp sanki merak etme der gibi işaret ederek;

-Bir yolunu bulacağız Eah! Bir şekilde insanları kurtaracağız! Dedi. Eah cevap vermeden sanki Ki bir çözüm söyleyecekmiş gibi bekledi fakat bir kelime bile gelmiyordu. Tanıdığı en zeki kişi olduğunu söylediği on ikilerin başı, evrim hesitasyonu çalışmalarının beyni Enki eli kolu bağlanmış ağzını bile açamadan öylece duruyordu. Bunu gören Eah üzgün bir tonla söze girdi:

-Sanırım efendi Lil'nin söylediği gibi bu sefer ortada sorun yaratacak bir şey kalmayacak...

-Sorunu yaratan kaldığı sürece sorunun ortadan kalkması önemli mi? Nasıl olsa yeni sorunlar ortaya çıkar.

Eah, Ki'nin yüzüne baktı fakat ağzını açamadan Ki cevabı verdi;

-Evet Eah çalışmayı yürüten bendim fakat insanları köle olarak kullanmak Lil ve konseyin kararıydı benim değil, buna itiraz edenlerden olduğumu biliyorsun.

-Evet efendim, fakat bana sorarsanız ilk başta EHP çalışmalarının başımıza sorunlar çıkaracağı belliydi.

-Belki de, fakat burası bizim değil Eah, biz geldiğimizde onlar vardı ve on veya biraz daha fazla şarlık bir süre içinde zaten evrimleri bu noktaya gelecekti, biz sadece süreci hızlandırdık ve belki biraz da yönlendirdik... -Ki bir süre durakladı- artık bunları konuşarak vakit kaybetmek de gereksiz, dünle uğraşmak yerine yarına çözüm aramalıyız...

-Haklısınız efendim, fakat emirler kesin. Yapılabilecek pek bir şey var gibi görünmüyor.

-Var Eah, var! Her zaman vardır. Sadece görünmüyor hepsi bu... Ve aslına bakarsan görünmemesi de avantajımıza...

-Belki de efendim fakat zaman az, eğer bir şeyler yapılacaksa çabuk yapılmalı

Ki kapıya doğru ilerlerken ''Evet yapılmalı Eah!'' dedi ve odadan aceleyle çıktı, Thunn-Eah da hemen arkasından çıkıp ağzını açmadan peşine düştü, koridorda onu bir süre takip ettikten sonra Ki ona dönüp ''Hazırlan, yere iniyorsun!'' dedi ve kendisini odasında beklemesini söyledi. Eah nasıl yere ineceğini anlamamıştı fakat Ki'nin odasına geri döndü ve onu beklemeye koyuldu gerçi ne kadar uzun beklemesi gerektiğini bilmiyordu. Bir süre odanın içinde merakla dolaştıktan sonra Ki'nin koltuğuna oturdu ve düşünmeye başladı. Aceleyle gittiğine göre önemli bir şey olmalıydı fakat yere iniyorsun demekle ne kastettiğini anlamamıştı çünkü geri çekilme sırasında taşıma işleminde görevli olanların dışındakilerin yere inmeleri yasaklanmıştı. Yere inmeyi denemesi bile hayatı dahil pek çok şeye mal olabilirdi. Bu düşünceler içinde uzuca bir süre oturduktan sonra odanın kapısı çaldı ve içeri Adad'ın konsey sözcüsü ve yardımcısı Er-Intain girdi ve ''Efendi Ki gelmedi mi?'' diye sordu, Thunn-Eah şaşkın bir ifadeyle kafasını iki yana sallayarak ayağa kalktı ve ''Neden?'' diye ekledi.

-Odasına gelmemi ve onu beklememi istedi, nedenini bilmiyorum.

Eah hafifçe anlamış gibi kafasını salladı. Enki'nin Intain'i neden çağırdığını kesin olarak bilmediğinden bir açıklama yapmadı. Intain ekranın karşısındaki koltuklardan birine oturdu ve ''Galiba durum pek iç açıcı değil...'' diye ekledi. Eah şimdi masaya dayanmış gözü kapıdaydı ve kısaca Intain'i onayladı. Bir süre sessizce beklediler, Intain bazen oturduğu yerde beklemekten sabrı tükenmiş gibi ofluyor, ayaklarını yere vuruyordu. Bir saat kadar süren bekleyişten sonra Enki yanında Adad ile içeri girdi ve bunu gören Intain ayağa kalkarken Eah da olduğu yerde doğruldu. İkisi de başlarını öne eğerek ''Efendi Ki, efendi Adad'' diye selam verdiler. Ki kısaca ''Oturun'' karşılığını verdi ve masasına geçti fakat Eah ve Intain onlar oturana kadar ayakta beklediler. Adad ekran tarafında masaya en yakın koltuğa otururken, hemen karşısına Intain ve onun yanına da Eah oturdu. Enki hemen söze girdi:

-Evet Adad, vakit az, ne diyorsun?

-Riskli... Fakat mümkün.

Intain ve Eah neden bahsettiklerini anlamıyor, sadece dinliyorlardı. Adad devam etti...

-Fırtına işine yarayacaksa bir Anuv ayarlamak zor olmaz, fakat şunu bil ki inen kişinin... -göz ucuyla Eah'a baktı- ...dönüşü olmaz!

-Başarılı olursak olur! Süre alabilir fakat olur!

Eah dayanamadı ve sordu:

-Efendim, neler oluyor?

Enki Eah'a dönerek ''Yere ineceksin Eah! İnsanlığın devamı için!'' Eah endişeyle ''Peki nasıl?'' diye sordu. Cevabı ise Adad'dan geldi;

-Yer birliklerinin geri çekilmesi sırasında ineceksin. Kuzey birlikleri çekilirken bölgede uzun sürecek bir fırtına olacak, çekilmeyi etkileyeceği sanılmıyor fakat rapor edilmemiş bir durum var... ''Acaba neden?'' diye ekledi Ki yüzünde bir tebessümle ve Adad devam etti... Güneş lekelerinin yaratacağı küçük çaplı manyetik fırtınalar! İletişim ve radarlarda kısa süreli kesintiler olabilir. Bunu kullanacak ve seni fark edilmeden indireceğiz!

Eah hala anlamamış gibi boş gözlerle bakıyordu. Bu arada söze Er-Intain girdi:

-Efendim bu çok riskli değil mi?

-Evet riskli... Dedi Enki... Fakat bu tek şansımız. Trafik sürekli denetleniyor. Sızıntı olması neredeyse imkânsız. Bu durumun fark edilmemesi bile büyük şans bizim için ve bunu değerlendirmeliyiz!

-Fakat efendim neden ben?

Eah soruyu sorar sormaz Enki ve Adad birbirlerine göz ucuyla baktılar, Adad Enki'nin cevap vermesini ister gibi başıyla işaret etti ve Enki devam etti:

-Güvenebileceğimiz kişi sayısı fazla değil ayrıca aşağıdakilere de yakınsın!... Öyle değil mi An-Eah?

Bu sözler üzerine Eah'ın yüzündeki endişe ifadesi daha da artmıştı...

-Evet biliyoruz Eah! Dedi Enki. Başından beri biliyoruz! Aşağıdaki çocukların, boyutları büyük olmayınca nefil oldukları kolay anlaşılmıyor değil mi? Kaç tane küçük nefil var Eridu'da biliyor musun? Bunlardan ancak ihbar edilenlerin suçluları infaz edilebiliyor çünkü anlaşılmaları çok zor, özellikle insan nüfusu arttıktan sonra! Hepsine genetik testler yapmak uzun sürer değil mi? Fakat bunu daha ne kadar saklayabilirsin Eah? Sonunda Anu senin ölüm kararını da verir bense sadece izlemek zorunda kalırım! Daha da önemlisi bütün insanlar yeryüzünden silinirken onların da katledilmesini izleyebilir misin?

Intain söylenenler karşısında şok olmuş öylece Eah'a bakıyordu. Eah ise bir süre cevap vermedi daha sonra titreyen bir sesle ''Peki efendim, gemiyi nereden bulacağız ve tamam fark edilmeden inebilirim belki fakat nasıl buradan ayrılacağım?''

-Kuvvetlerin başında Shara var... Bağlanabilir mi? Diye sordu Adad. Enki biraz da tereddütle cevap verdi:

-Shara onların başında fakat onu bağlamanın yolu Inanna'dan geçiyor! Onunla bir anlaşma yapmamız gerekecek!

-Fakat efendim! Diye çıkıştı Intain; Efendi Inanna Efendi Anu ile çok yakın, on ikilerdeki yerini bile bu sayede aldığı söyleniyor hatta Shara...

-Evet, Shara da ordunun başındaki yerini annesi Inanna'ya borçlu ve bu yüzden Inanna'nın isteklerini yerine getirebilir.

Intain'in sözünü böyle tamamladı Adad;

-Fakat Inanna işbirliği yapar mı? Daha da önemlisi ona güvenilir mi? Teklife kabul oyu verenlerden olduğunu unutmadın umarım!

-Unutmadım Adad fakat Inanna hırslı ve aç gözlüdür, Anu'nun verdikleri ona yetmiyor! Onu bu zayıf noktasından vurmak ve bir anlaşma sağlamak mümkün!

-Kafanda ne var?

-Eğer başarılı olursak Anu'nun Enlil'e olan güveni sarsılır ve dahası konsey üzerindeki otoritesi de yok olur böylece konumunu kaybeder! Anu belki bir süre buraya gelip işleri idare etmeye çalışır fakat er ya da geç Nibiru'ya dönmesi gerekir ki bu da Lil'in yerine birini getirmesi anlamına gelir!

-Inanna... Diye homurdandı Intain.

-Evet Inanna! Enlil giderse yakınlığı nedeniyle Anu'nun göreve getirmeyi ilk düşüneceği kişilerden, ayrıca on ikilerden Ereshkigal, Enkimdu, Ninhursag gibi kişilerin üzerindeki etkisi de Anu'nun isteğinin büyük ihtimalle kabul göreceği düşüncesini aklına koyacaktır, bizim oyumuzun da garanti olacağı bir anlaşma ile isteğimizi yerine getirmesini sağlarız!

Adad onaylar gibi başını salladı ve ekledi;

-Fakat Enlil ve Inanna... Ne fark eder ki?

-Bir fark olmaz ancak yapacağımız, yardım etmesi için sadece Inanna'nın bunları düşünmesini sağlamak bunların olmasını değil!

Thunn-Eah sabırsız bir ifadeyle ''Efendim hala sorumun cevabını alamadım!?'' diye araya girdi ve Enki tekrar Eah'a dönerek devam etti:

-Peki, Eah, kısaca Adad kal olmuş fakat geri dönüşüme girmemiş Anuvlardan birini ayarlayacak, Inanna, oğlu Shara'nın göz yummasını sağlayınca bunu çekilme için buradan boş kalkan Keruvların birine yerleştireceğiz ve tabi içinde sen de olacaksın, seni yere direk indiremeyiz çünkü çıkışta Shara göz yumsa da aşağıda toplama merkezindekiler inişini rapor edeceklerdir ve bu raporlar aynı anda Mes Iam ve Enlil'e de ulaştığından yakalanırsın ve tahmin edersin ki sonun pek hoş olmaz! Bu yüzden atmosfere girildiği anda seni tahliye edecekler böylece fırtına ve iletişim kesintilerinden yararlanarak radarlara yakalanmadan Aden'in kuzeyine ineceksin...

Eah anlamış gibi kafasını sallıyordu ve araya Adad girdi:

-Fakat bütün alıcı-verici birimlerin, telsizler, konumlayıcılar hepsi kapalı olmalı...

-Eğer iletişimde zaten kesinti olacaksa ne önemi var ki? Diye sordu Eah.

-Risk alamayız!... Adad'ın ifadesi kesindi. Zaten plan yeterince riskli! Ayrıca oto pilotu kullanamazsın, gemiyi kendin kullanmak zorundasın, oto pilot aktif olursa konumlayıcılar da otomatik olarak aktif olurlar...

-Yani her şeyi kendim yapmak zorundayım... Bu kadar çok kolaylık sağlanması ne hoş...

-Kolay olacağını söylemedik! Dedi Enki.

Intain sessizce ve şaşkınlık içinde sadece dinliyordu, Adad ise aynı ciddiyetle konuşmayı sürdürdü:

-Temel uçuş eğitimin var, anuv ise basit bir gemi yani bilgilerin bölgeye inmeye yetecektir...

Bu arada Intain uzun süredir kafasına takılan bir soruyu sordu;

-Efendim, yere indikten sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Bu, saldırıda Eah'ı da öldürmekten başka bir işe yarayacak mı? Süre kısa ve bu sürede nükleer patlamaya karşı koyacak herhangi bir şey yapmak pek mümkün değil zaten Anuv da bu boyutta bir saldırıya dayanamayacaktır ve sonunda Eah'ı da kaybederiz!

-Bunu da düşündük! Dedi masasından kalkarak Enki ve elindeki küçük bir kumanda ile Adad'ın tarafındaki duvarda bulunan ekranı açtı. Eah ve Intain ekrana baktılar, ekranda Eridu haritası üzerinde Aden ve yakın çevresinde belirli noktalar işaretlenmişti ve Enki haritayı göstererek: ''Vurulacak yerler...'' dedi:

-Bu noktalar vurularak bölge tamamen insanlardan temizlenecek!

Eah haritaya bakıyordu ve ineceği yer olan kuzey Aden üzerindeki kırmızı nokta endişesini iyice arttırıyordu fakat Enki'nin bir düğmeye basması ile noktaların haritadaki yerleri değişti, bu sefer noktalar Aden'in etrafında bulunan suların üzerindeydi:

-Biz bu noktaların vurulmasını sağlayacağız! Bu konuda sana ihtiyacımız olacak Intain! Böylece direk nükleer patlama ile karşılaşmayacak fakat saldırının etkisiyle normalde vurulması gereken her yer sular altında kalacak ve bir Anuv sele dayanabilir! Senin yapman gerekeni ise Adad sana anlatacak... Diyerek tekrar ekranı kapattı. ...Uzun süredir buradayız dikkat çekmek istemeyiz! Hem bu arada biz de yapmamız gerekenleri hallederiz!

Böylece Adad ve Er-Intain ayağa kalkarak odadan ayrıldılar, Enki de yapması gereken görüşmeler için odadan çıkarken Eah'a hazırlıklarını tamamlamasını söyledi...

Ertesi gün salon dolmak üzereydi, on iki konsey üyesi, temizlik sonrası yapılacakları, bombardıman ve toplama çalışmaları sırasında hava koşulları raporlarını hazırlayan konsey üyesi Adad'ın temsilcisi Er-Intain'in teklifini görüşmek üzere toplanıyordu. Ereshkigal, Enkimdu, Ninhursag, Inanna’nın oğlu ve konsey temsilcisi ve aynı zamanda toplama çalışmalarının başında bulunan Mes Iam Taea'nın yardımcısı Shara, Adad'ın temsilcisi Er-Intain, savunmadan sorumlu Mes Iam Taea, Anshar ve kız kardeşi Kishar, Sin ve Utu çoktan yerlerini almış, Enbilulu ve Enki bekleniyordu...

Salon epeyce geniş ve sadeydi yine dört köşede tavana kadar uzanan sütunlar ve üzerindeki ışıklarla aydınlatılıyordu, yarım bir çember şeklinde uzanan on iki üyenin oturduğu bir masa ve çemberin tam ortasında konuşmacılar için sade bir kürsü duruyordu, onun arkasında ise konseyi yöneten Enki'nin durduğu daha büyük bir kürsü vardı, kısa bir süre sonra kürsünün karşısındaki salonun ana kapısından Enbilulu da girdi ve Kishar ve Ninhursag arasındaki yerine oturdu hemen arkasından da Enki'nin konsey temsilcisi Thunn-Eah salona girip kürsüye doğru ilerledi, soykırımı desteklemeyen Enki, Intain'in teklifini de desteklemediği izlenimini vermek için yine toplantıya şahsen katılmayıp Eah'ı temsilcisi olarak göndermişti. Eah önce bunu anons etti ve kürsüyü Enki'nin yokluğunda oturumları yöneten Sin'e bıraktı. Sin ağır adımlarla büyük kürsüye çıktı ve Eah da masanın en ucundaki yerine oturdu. Normalde on ikilerin üyesi ve başı olan Enki oturumları yönetir, görüş bildirip oy da kullanırdı. Oylamalarda çıkan eşitlik durumunda ise on üçüncü oy olarak eşitliği Enlil bozardı. Sin oturumu açtı ve temizlik sonrası yapılacakların, kabul veya reddine göre değişebileceği için öncelikle Intain'i teklifini konseye sunması için kürsüye çağırdı. Intain elinde birkaç kâğıtla yerinden kalkarak kürsüye geldi ve Sin'in izni ile teklifi okumaya başladı:

-Konsey üyesi Adad adına ve onayı ile vekili Er-Intain'in teklifi; İnsanları bölgeden temizleme amaçlı yapılacak olan nükleer bombardımanın bölgede yaratacağı radyoaktif etki nedeniyle bölgenin uzun süre kullanılamayacak hale gelmesi ile bölge üzerindeki madencilik ve benzeri çalışmaların uzun süre sekteye uğrayacağı açıktır.

Bu sırada büyük kürsünün hemen arkasındaki duvarı neredeyse boydan boya kaplayan dev bir ekranda görülen harita ve üzerindeki kırmızı noktalar Enki ve Adad'ın, Eah ve Intain'e gösterdiği haritanın aynısıydı. Intain sözlerine devam ederken harita yine Enki'nin gösterdiği ikinci haritaya döndü;

-Fakat haritada da görülen doğru hesaplarla ve doğru noktalara gönderilen roketler ile bölgede oluşturulacak kontrollü bir sel hem bölgedeki temizliği sağlayacak hem de karadaki nükleer etkiyi en aza indirecektir. Bu boyutta bir nükleer bombardıman bölgede yıllar sürebilecek bir radyoaktif etki yaratacakken yaratılacak selin suları bölgeyi tamamen temizleyip haftalar en fazla birkaç ay içinde çekilecek ve yerdeki çalışmalar daha çabuk başlayabilecektir ve böylece zarar en aza indirgenmiş olur. Konsey üyelerine saygı ile sunulur. Adad adına konsey temsilcisi Er-Intain...

Teklifi konseye okuyan Intain, Sin'in izni ile tekrar yerine oturdu. Sin konseye teklif ile ilgili görüş bildirmek isteyen olup olmadığını sordu, bunun üzerine Mes Iam Taea elini kaldırarak söze başladı;

-Bölgenin sular altında kalması ile bütün insanların öleceğini biliyor muyuz?

-Biliyoruz. Sel sırasında kurtulan olsa bile suların haftalar hatta aylarca bütün karayı kaplaması ile uzun süre su içerisinde kalanlar da ölecektir böylece temizlik gerçekleştirilir.

Bunun üzerine Ninhursag ''Peki ya gemiler? İnsanların kullandığı gemiler ne olacak?'' diye ekledi. Bu arada Intain'e destek hiç beklemediği Enbilulu'dan geldi ki kendisi insan soyunun yok edilmesine onay verenlerdendi. Ninhursag'a dönen Enbilulu ''Bunlar ağaçtan yapılmış zayıf ve küçük sal ve kayıklar, böyle bir patlamanın etkisiyle yaratılacak selin kıyıya vuran ilk dalgaları bile tamamını helak edecektir. Kaçacak yerleri olmaz.'' cevabını verdi. Bu arada Anshar ve Shara konuyu umursamaz gibi aralarında sohbet ediyor, Thunn-Eah ise Enki'nin söylediği gibi hiçbir şekilde görüş belirtmiyor sadece dinliyordu. Intain, Enbilulu'nun desteğine şaşırmıştı fakat bu desteğin sadece işlerin devamını çabuklaştırmak amaçlı bir teklif olarak gördüğü için olduğu belliydi. Iam Taea ise hala ikna olmuşa benzemiyordu fakat tartışma çok uzamadan Sin araya girdi ve daha görüşülmesi gereken konular olduğunu belirterek oylamaya geçilmesini istedi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 419
Kayıt tarihi
: 17.03.09
 
 

Yaklaşık 3 yıldır teknoloji sektöründe çalışmaktayım. Basketbol, bilişim teknolojileri, teoloji, mi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster