Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '07

 
Kategori
Tıp
Okunma Sayısı
1305
 

14 Mart neden tıp bayramı?

14 Mart neden tıp bayramı?
 

Tıp ilk insanla birlikte başladığı söylense de, kabul görülmüş olan ilk tıp büyüğü olan Aesculapius’ dur. Kendisinden ilk önce İtalya’da bahsedilmiştir. Önce Zeus’ un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Aesculapius daha sonrada Zeus tarafından Tıp Tanrısı olarak ilan edilmiştir. Ayrıca Tıp amblemlerinde yer alan ve temeli doğu kültürüne dayanan tarihi M.Ö. 3000’ lere uzanan yılan figürü de, Aesculapius ve o’nun Âsası ile bütünleşmiştir. Hatta Asklepios sözcüğünün Grekçe ‘ askalabos ’’ sözcüğünden gelir ve bu da yılan anlamına gelir. Aesculapius şifa veren gücünü yılandan aldığı, halkında adaklarını Aesculapius’ a değil de bu yılana sunduğu söylenir. Öyle yada böyle, yılanlı Âsası ile Aesculapius tıp tarihinin önemli dönemeçlerinden birini tutan bir sembol olarak yerini almıştır.

Mitolojiden sonra, yaşadığın kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul edilen Hippocrates olmuştur. M.Ö. 460-450 yılları arasında Kos adasında doğan ve babası Doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya Tıp çevrelerin hâlâ kabul görür ve bu sebeple hekimler mezun olurken ‘Hipokrat Andı’ adı altında meslek yemini ederler.

Kendi ülkemize baktığımızda ise Tıp tarihinde bu kadar eskilere dayanan ve tüm dünyanın kabul ettiği tıp büyüklerimiz olmadığını görmekteyiz.

Ve Osmanlı tıbbı; Osmanlı tıbbı 15. ve 16. yüzyıllara kadar İslam tıbbının etkisi altında kalmış. Bu sırada batıda 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans 15.ve16. yüzyıllarda bütün Avrupa’ya yayılmış. Tıp alanında da bir çok buluş ve ilerlemeler kaydedilmiş. Osmanlı’ da ise 17. yüzyıldan itibaren her sahada ortaya çıkan bozulmalar tıp eğitiminde de kendini göstermiş ve Tıp Medreseleri eskisi kadar yeni bilgilerle donatılmış hekimler yetiştiremez olmuş. Ayrıca batıda yazılan Latince, İtalyanca, Almanca Tıp kitaplarını hekimler takip edememişler, dil bilen Hekim sayısının az olması, matbaanın Osmanlıya geç giriş ve kitap basmanın 1729’ da başlamasından dolayı kitaplar tercüme edilmemiş ve yeterince basılamamış. Az sayıda bazı Osmanlı Hekimleri ve bilim adamları kendi çabaları ile dil öğrenerek bu yenilikleri takip etmişler ve bu bilgileri de katarak kendi kitaplarını yazmışlar. Ama bu bilgileri yine de Hekim adaylarına yeterince iletememişler. 19.yüzyıla geldiğinde durum Tıp eğitimi açısından pek iç açıcı değilmiş.

Tıp medreseleri eski parlak dönemlerini kaybetmiş, hatta bazıları kapanmış. Bu arada ortalığı azınlıklardan ve Avrupa’dan gelen, yabancı Hekimler sarmış. Sahte Hekimler serbest Hekimlik ve orduda görev alarak birçok insanın ölümüne sebep olmuşlar. Bunların önlenmesi için birçok ferman yazılsa da engel olunamamış. Çünkü yeterli tıp eğitimi verilmediği gibi yeterli sayıda hekimde yetiştirilemiyormuş. İtalyanca ve Fransızca bilen az sayıda Hekim gelişmeleri takip ederek yararlı olmaya çalışmışlar. Bunlardan Şanizade Mehmet Ataullah (1771-1826) ve Mustafa Behçet efendi (1774-1834) gibi büyük Hekimler bu durumdan çok rahatsız olmuşlar.ve yeni tıbbın eğitime girmesini savunmuşlar.

3.Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane açılması düşünülmüş teşrih(Anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen 3.selim Rumlara Tıp Fakültesi kurmaları için izin vermiş(1805). O dönemde bir çok hekim Tıphane kurulması için çaba sarfetmiş ama amaçlarına ulaşamamış. Nitekim Mustafa Behçet edendi 2. Mahmut zamanındaki hekim başlığı sırasında(53yaşında) tıp eğitiminin düzelmesi için büyük çaba içine girmiş ve 1827’de bu amacına ulaşmış.

14 mart 1827’ de Tıp okulu açıldı. Sultan . Mahmut’un yenilikçi hareketleri sonucu, hekimbaşı Mustafa Behçet efendi’nin de katkılarıyla batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i amire 14 mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı konağında kurulmuştur.

İlk kutlama

İlk tıp bayramı 14 mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri tarafından kutlanmış. Tepkilerini bu şekilde dile getirmeye çalışan öğrencilerin bu törenine Dr.Fevzi paşa, Dr.Besim Ömer Paşa, Dr.Akil muhtar gibi dönemin ünlü hocaları da katılmış.

1933’de ‘Mekteb-i Tıbbıye-i Adliye-i Şahane’ İstanbul Üniversitesine dahil olmuş. Peşinden de 1945’ te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’de Ege Tıp Fakültesi kurulmuş. Vee derken bugünlere gelinmiş….

Öncelikle tüm hekimlerin ve sonra tüm sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutluyorum…

fotoğraf www.tbb.org.tr

Kaynak: NTV-2005 (bir kısmı)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her gelen yeni hükümetle daha da can çekişen sağlık sisteminde varolmaya çalışmak ve bu sorunlarla boğuşurken hastalarla karşı karşıya kalmak zorunda olan bizler, neler yaşadığımızı en iyi biz biliriz. Bunları daha çok anlatmalıyız sanırım... Sizin de tıp bayramınız kutlu olsun. Sevgi ve saygılarımla....

Yeşim Özdemir 
 14.03.2007 20:28
Cevap :
Sevgili *Eylül* Sağlık hizmetlerini iyileştirilmeye çalışmaya yönelik; sürekli yenilenme, daha iyiye gitme çabası vb.. düşüncelerle eskisine nazaran daha çetrefilli sistemler kurulmuştur. Ve bu sistemler sizinde belirttiğiniz gibi çözüm değil (uzun vadede) sorun olarak karşımıza çıkmıştır. Vee en zoru hatta bazen en büyük problemimiz (bilhassa büyük Devlet Hastanelerinde) hastalarla bu durum ile ilgili karşı karşıya kalmak ve durumu anlatamamak. Sağlıklı bir şekilde Sağlık hizmetimizi vermeye çok engel var ama...kaile alınmak zor...teşekkürler yorumunuza ve katkınıza.Sevgi ve saygılarımla...  15.03.2007 9:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 224
Toplam mesaj
: 76
Ort. okunma sayısı
: 882
Kayıt tarihi
: 31.01.07
 
 

Hayata yayılarak yaşamayı düşlerken, zamana sıkıştığımı fark ettim, tek sebebini çalışma şartları..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster