Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
655
 

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası II

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası II
 

Bildiğiniz gibi bu yılki Kutlu Doğum Haftası kutlamalarına CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal damgasını vurdu. Kaç gündür Basın Yayın organları bu haberle çalkalanıyor, köşe yazarları Baykal’ı öven yazılarla sütunlarını dolduruyorlar.

Baykal’ın konuşması neden bu kadar ilgi gördü, neredeyse kutlamaların asıl amacını gölgeleyecek konuma nasıl ulaştı, kimler Baykal’ın bu davranışını olumlu karşıladı, kimler niçin üzüldü, kimler niçin sevindi, salondaki alkışların sebebi neydi?

*****

İslâm inancına göre, ilk insanın yaratılmasıyla birlikte Tanrı onu aynı zamanda bir peygamber olarak görevlendirdi ve her insanın, “insan” olarak bu dünyada nasıl yaşaması gerektiğini “din” yoluyla gösterdi.

Zaman içinde gelişen ve değişen kurallar, yine peygamberler vasıtasıyla her dönemde insanlara tebliğ edildi. Yüz yıllar hatta bin yıllarca devam eden bu süreçten sonra, din en son ve en mükemmel halini aldı.

Son peygamber Hz. Muhammed, kıyamete kadar insanların dünya ve âhiret saadetini sağlayacak kuralların tamamını içeren Kur’ân-ı Kerim’i vahiy yoluyla alarak insanlara ulaştırdı.

Özetle Müslümanların inanışı budur ve kendi içinde bu sistemin mantığında da herhangi bir şüphe olmadığı gibi, bugüne kadar rastlanılan bir aksama bir çelişki de yoktur.

Sayın Baykal konuşmasının başında bu durumu “Bu yıl aynı zamanda Kur’an’ın nüzulünün 1400. yıldönümünü de yaşıyoruz. 1400 yıl önce Tekvir Sûresi’nin ‘Kur’an şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi katında itibarlı, meleklerce itaat edilen güvenilir bir elçinin getirdiği sözdür’ âyetleriyle övülen Peygamberimize vahiy olunmaya başlandı” şeklinde açıklamıştır.

Cümlenin devamı şöyledir: “Yaratan Rabbin adıyla oku” diyen ilk âyetiyle Hazreti Muhammed’i bir yüce makama yükselten Kur’an-ı Kerim’in geçmişten geleceğe tüm insanlığı kucaklayan rahmet, şifa, akıl, ahlâk, kardeşlik ve barış mesajı ışığı altında sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.”

*****

Görüldüğü gibi, İslâmiyet 1400 yıldır bilinen ilâhi bir dindir. Müslümanlar 1400 yıldır, Kur’an’ın Allah kelâmı olduğuna, Hz. Muhammed’e onun Allah tarafından vahyedildiğine, içiriğinde insanlara sadece iyi ve güzel şeyleri emrettiğine, kötülükleri yasakladığına, insanın “insan” olmasını sağlayacak erdemleri bize öğütlediğine inanırlar.

Yüzyıllarca önce atalarımızın bu dini kabul etmeleri sonucu, bizler -çoğunlukla- bu ülkede “Müslüman” olarak doğuyoruz. Bu durumda din seçmek gibi zor bir durumla karşı karşıya kalmadığımız gibi, en son ve en mükemmel dine kolayca sahip olmanın da şansını yaşıyoruz.

Kabul etmek gerekir ki, aidiyet duygusu kapsamında, “Müslümanlık” dışında bir inanç sistemine bağlı ailelerin çocukları da, sahip oldukları dini benimsiyorlar, seviyorlar ve belki de en iyi din veya inanç sistemi olarak kabulleniyorlar.

İnançlar üzerinde özel bir araştırma yaparak, hangi dinin “en iyi” olduğunu anlayabilmek, dinler arasında mukayese yaparak aradaki artıları ve eksileri kavrayabilmek, zannedildiği kadar kolay değildir.

Böyle bir araştırmaya, zamanı, imkânı olmayanların, aslında aile içinde aldıkları eğitim ve telkinlerle buna gereksinim duymayanların durumu gerçekten çok ilginçtir.

Müslüman olarak bizler de bu konuda herhangi bir gayret gösterme eğilimine hiç girmiyorsak zannetmeyiniz ki bunun sebebi dinimizin en mükemmel din olduğunu kesin bilmemizdir. Tam tersine sadece buna olan inancımızın ağır basmasıdır.

Ben kendi adıma bunun izahını “gerçekten şanslı olmamız”a bağlıyorum. Nasıl ki yerine göre Amerikan vatandaşı olarak doğmak, zengin bir ailenin çocuğu olmak, Avrupa’da yaşamak, fizik olarak güzel yaratılmak, insanların kendi elinde olmayan tesadüfi bir şanssa, Müslüman doğmak da böyle bir şanstır.

Dinin bugüne kadar ki bütün evrelerini kabul eden, kitaplarına saygı gösteren, peygamberlerine inanan, insanlar arasında hiçbir ayırım yapmayan, sadece insanlara değil, hayvanlara, bitkilere, hatta cansız varlıklara bile özenle davranılmasını tavsiye eden, iyiliği emreden, kötülükten meneden, ahlâklı olmayı öğütleyen, akla ve mantığa önem veren, çalışmayı teşvik eden, adaleti, eşitliği, özgürlüğü, hakkaniyeti, kişisel hakları, kısacası günümüzün çağdaş anlayışına uygun bütün kuralları benimseyen İslâm dinine doğuştan sahip olmayı “şans” olarak nitelemenin yanlış bir tarafı olmasa gerek.

Şunu da hemen belirtmek lazım ki, sadece “Müslüman olarak doğmak” herhangi bir sonucun garantisi değildir. Eğer gereken işlemleri uygulamaz, kurallara uymaz ve üstümüze düşen görevleri yapmazsak, bu şansın bize kazandıracağı hiçbir şey de yoktur. (Devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizinle aynı paralede düşünüyorum.. İslam Dinine sahip olmak, Allah'ın bize lütfu.. fakat, kuralları uygulamadıktan sonra, bize hiçbir yararı yok.. İşte asıl olan bunları farkedilmek.. Ve.. bendiyorum ki, mutluluk farkında olmaktır.:) Emeğinize sağlık, saygılarımla efendim.

Öğretmenım 
 24.04.2010 0:39
Cevap :
Sayın hocam, pek çok insan sahip olduğu nimetlerin farkında olmayabiliyor. Bir İslâm ülkesinde, müslüman bir anadan babadan doğmak, küçümsenmeyecekbir şans ve büyük bir lütuf. Ancak bunun farkında olmayanlara yapacak bir şey yok. Bizim İslâm'ı iyi anlamamız ve anlatmamız lazım. Onun adını kullanıp da ona yakışmayacak tavırlarda bulunanlara doğrusu ne denmesi gerektiğini bilemiyorum. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konulara da değinmeyi düşünüyorum. Katkınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  29.04.2010 0:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 957
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster