Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Nisan '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
500
 

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası V

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası V
 

Kutlu Doğum Haftalarının amacı Hz. Muhammed’i ve onun bize tebliğ ettiği Kur’an’ı ve İslâm’ı daha yakından tanımaktır demiştik geçen yazımızda ve “Biz yeterince Hz. Muhammed’i tanıyor muyuz?” diye sormuştuk.

Mensubu olduğumuz dini bize anlatan, tanıtan bir peygamberin hayatını, hayatı boyunca yaptıklarını, davranışlarını, düşüncelerini, fikirlerini, uygulamalarını yakından bilmek zorundayız ama, bu konuda çok bilgisiz olduğumuz âşikâr.

Hz. Muhammed’in doğum tarihini, annesinin babasının adını, Mekke’den Medine’ye hicret ettiğini, giderken kendisini takip edenlerin elinden, sığındığı bir mağaranın ağzına ağ geren örümcekler, yuva yapan güvercinler sayesinde kurtulduğunu bilenler, bu konuda kendilerini “bilgili” olarak kabul edebilirler.

Hatta söylediği birkaç sözü ezbere bilenler, “Dünü, bugüne eşit olanlar ziyandadır; Komşusu açken tok olarak yatan bizden değildir; Müslüman, elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimsedir; Din öğüttür ve güzel ahlâktır; Yaptığımız her şey, niyetimize göre değerlendirilir” diye bunları sıralayarak bilgiçlik taslayabilirler.

Ancak uygulanmayan bilginin, işlenmeyen değerin hiç kimseye faydası yoktur. Yeraltında bir hazine olduğunu bilseniz, onu elde edip kullanmadıkça size bir fayda sağlar mı?

“İslam şöyle der, Allah böyle buyurur, Hz. Muhammed bize şunu tavsiye eder”, gibi söylemler, bugüne kadar fiilen de görüldüğü gibi, yapılmadıkları sürece insanlara ve topluma hiçbir yarar getirmezler.

“Sabahları kibrit kutusu kadar peynir, kızarmış bir dilim ekmek, şekersiz çay, öğleyin haşlanmış tavuk, yağsız salata, akşam sebze ve meyve” şeklinde hani herkesin bildiği klasik diyet listeleri vardır.

Bunları durmadan tekrarlasanız, bu listenin yazılı olduğu kağıdı durmadan okusanız, bir gram bile zayıflamanız mümkün mü? Hayır.

*****

Müslümanlık, kitaplarda kalmış kuramsal bir teori olarak kalsa, en azından değeri bilinen bir kıymet olurdu. Yukarda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, çoğu insan uygulamadığı halde hiç değilse diyet yiyeceklerini bilir.

Oysa geleneksel birtakım alışkanlıkları din diye Müslümanlık diye yalan yanlış uygulayıp, ortaya akla mantığa, günün şartlarına uymayan görüntüler çıkaranlar, kafalarda öyle bir imaj yaratmışlar ki, toplumun büyük kesiminde bugün “İslâm” kelimesinin duyulmasına bile tahammül edilememektedir.

Lafa başlarken, “yüzde doksan dokuzu Müslüman” diye tanımlanan bir ülkede, yaşadığımız bu acıklı durumun sosyolojik tahlilini yapmak çok zor. Gerçi bizim toplumumuz sadece bu konuda değil, hemen her konuda kuralların dışına taşan, tanımlara uymayan, tarifleri şaşırtan bir özelliğe sahip.

Bu durum bizim derdimizin bir çaresi değil elbette, tam tersine bir kamburu…

Müslüman bir ülkede “İslâm peygamberi Hz. Muhammed kimdir?” diye sormak abes belki ama, ben bu soruya sağlıklı cevap vereceklerin sayısının maalesef çok az olduğunu sanıyorum.

Hamaset dolu sözlerle Hz. Muhammed’i tanımak da, anlamak da, anlatmak da mümkün değil. Çünkü o hamasetin değil, hayatın peygamberi. Çünkü din hayatın kendisidir.

Oysa dini bilgileri genel kültürlerine baskın çıkanlar, müşfik bir baba, ideal bir eş, iyi bir aile reisi, güvenilir bir dost, inançlı bir Müslüman, kahraman bir asker, dirayetli bir kumandan, adaletli bir idareci, yaratıcısına bağlı gerçek bir kul, tam anlamıyla bir “insan” olan o peygamberi, geçmişte yaşanmış bir masalın kahramanı gibi hatırlarlar.

Çoğu zaman gözyaşlarıyla bu hikâyeleri dinlerler ve başkalarına da anlatırlar ama, öncelikle bizim gibi bir beşer olan o yüce insanın yaşamını bizim de kendi hayatımızın düsturu olması gerektiği gerçeğini hatırlamazlar.

“Din” anlayışlarını genel kültürlerinin içinde eritenlerse, Mevlânâlar’dan, Hacı Bektaşlar’dan Yunus Emreler’den bahsederek entelliklerini ortaya koyarlarken, Hz. Muhammed’i hatırlamaya pek ihtiyaçları olmadığını zannederler.

Kısacası Hz. Muhammed’i iki taraf da yeterince tanımaz.

Bu yüzden Kutlu Doğum Haftaları önemli, bu haftalar boyunca yapılacak etkinlikler önemli diye düşünüyorum. Fakat yapılan kutlamalara, etkinliklere bakınca da yeniden ümitsizliğe kapılıyorum.

“Kutlu Doğum”, adı üstünde Hz. Muhammed’in doğumuyla ilgili bir kutlama. Ancak yapılanlar, “doğum”dan çok ölüm yıldönümünde yapılan bir anma töreni gibi…

Hafta bitince her şey bitiyor ve yılın geri kalan 51 haftasında Hz. Muhammed’den çok uzaklarda ve onun bize öğrettiklerine ters kendi halimizde bir hayat yaşıyoruz.

(Devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 959
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster