Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
566
 

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası VI (son)

1400. Yıl ve Kutlu Doğum Haftası VI (son)
 

Kur’ân-ı Kerim’in nüzûlünün 1400. yılı nedeniyle, 2010’u “Kur’an Yılı” ilan eden Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yılki Kutlu Doğum Haftası’nı bu konuya ayırmış ve görkemli bir açılış töreni yapmıştı. Ancak geceye damgasını bu törenlere ilk kez katılan CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal vurmuştu.

Canlı olarak izlediğim sayın Baykal’ın söyleminden yola çıkarak, Hz. Muhammed, Kur’an, Din ve İslâm konusunu belli bir çerçevede anlatmayı amaçlayan bir yazı yazmaya başlamıştım.

Törenin ertesi günü bütün gazeteler Baykal’ın bu konuşmasını ön plana çıkaran haberler yaptılar. Görüntü olarak da Baykal’ın Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile birlikte olan resmini kullandılar. Aynı resmi ben de kullandım. CHP de internet sitesinde bu konuşmanın videosunu yayına verdi.

Okuması sıkıcı olmasın diye kısa tutmaya çalıştığım 5 bölüm yazı yazdım. İşlerimin yoğunluğu sebebiyle 3-5 günde ancak bir yazı kaleme alabilirken, buna bir de bilgisayarımın bozulması eklenince yazıya hayli ara vermek zorunda kaldım..

Geçen gün aradan bu kadar zaman geçince, konunun artık unutulmaya yüz tuttuğunu düşünerek, bilgisayarıma kavuşur kavuşmaz yazıyı kısa keserek, yazmayı düşündüğüm pek çok şeyden vazgeçerek toparlamayı düşündüm.

Görüntü olarak yine aynı resmi kulansam mı kullanmasam mı diye tereddüt ettim. Kutlu Doğum Haftası, İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’i anmamız, hatırlamamız, hayatını örnek almamız, onun insanlığa getirdiği yenilikleri, güzellikleri bir kere daha gündeme taşımamız için bir vesile olmalıydı ama, biz o gün bir tören yapıp işi ertesi yıla kadar bitirmiştik.

O geceden sonra gündeme Anayasa değişikliği damgasını vurmuş, sayın Baykal törendeki söylemini gölgeleyecek çok sözler söylemiş, onu Diyanet İşleri Başkanı’yla görüntülemek, çokları için “ne alaka?” diye sorulacak hale gelmişti.

Ben bu sorunların üstesinden nasıl gelip yazıyı belli bir çerçeveye oturtacağımı ve gelişmeyle sonuç bölümünde en kestirmeden derdimi nasıl anlatacağımı düşünürken, bildiğiniz gibi hiç beklenmedik başka bir olay oldu. Kamuoyunda iki gün tartışılan olayın ardından sayın Baykal istifa etti. Ve artık o CHP Genel Başkanı değil…

*****

Kutlu Doğum Haftası törenlerine Deniz Baykal’ın damgasını vurmasının iki sebebi vardı. Birincisi sayın Baykal, yirmi küsur yıldır kutlanan bu törenlere ilk kez katılıyordu. Yüzde 99’u Müslüman diye tanıtılan ülkemizde yarım asırdır siyaset sahnesinde olan ve iki dönemdir ana muhalefet liderliği görevinde bulunan sayın Baykal, bugüne kadar Hacı Bektaş törenlerine ve Mevlânâ ihtifallerine birçok kere katıldığı halde Kutlu Doğum haftasına hiç katılmamıştı.

Dahası, bazı çevrelerin çok cahilane ve kasıtlı biçimde, İslâmi kesimin 23 Nisan’a alternatif olarak tam bu tarihlere rastlayan bir haftayı “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutladıkları biçimindeki iddialar karşısında da tarafsız kalmamıştı.

Oysa Hz. Muhammed 23 Nisan’dan 1349 yıl önce bir 20 Nisan günü doğmuştu. Sonuçta 20 Nisan’da başlayan hafta, bu itirazlar neticesinde 20 Nisan’da bitecek şekilde değiştirilmişti.

Öte yandan “çarçaf açılımı” gibi seçim öncesinde bazı garip uygulamalar yapmış olmasına rağmen, CHP’nin ve onun genel başkanı Deniz Baykal’ın bu ülkenin en önemli özelliğini ve güzelliğini teşkil eden İslâm dini konusunda söylediği hiçbir şey yoktu.

İşte bu törene ilk kez katılıp, İslâm Dini ile ilgili de ilk kez bir şeyler söyleyen Baykal, hem salondakilerin alkışlarını aldı, hem de ertesi gün medyanın gündemine oturdu.

*****

Peki Baykal kimsenin bilmediği şeyler mi söyledi? Hayır… Aslında herkesin bildiği şeyleri bir kere de onun ağzından dinledik. Hz. Muhammed’in ne mükemmel bir insan olduğu, bir peygamber olarak onun insanlara ilâhi vahyi tebliğ ettiği, Kur’an’ın insanlara en doğru, en uygulanabilir, en akılcı yolu gösterdiği, Baykal tarafından bir kere daha tekrarlanırken, herkes onun bunu bilerek, isteyerek, inanarak söylediğini düşünüyordu.

Öyleyse “niye bugüne kadar bunlara ters düşen eylemleri ve söylemleri vardı?” sorusu gündeme geldiğinde, belki bundan sonra bazı şeylerin değişeceği ümidi gönüllerde yeşeriyordu.

Yurdun her yerinden Baykal’ın bu konuşmasına karşı talepler yağdı. Parti teşkilâtı hemen 10 bin CD ve 50 bin broşür bastırarak bu talepleri karşılamaya çalıştı.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku” diyen ilk âyetiyle Hazreti Muhammed’i bir yüce makama yükselten Kuranı Kerim’in geçmişten geleceğe tüm insanlığı kucaklayan rahmet, şifa, akıl, ahlâk, kardeşlik ve barış mesajı ışığı altında sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum” diyerek konuşmasına başlayan Baykal’ı dinlerken “bu söylediklerini inanarak söylüyorsa niye davranışlarına bunlar yansımıyor”, diye düşünmedim değil.

“Kur’an açıkça hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu der. Hazreti Muhammed akla vurgu yaparak bilim talep etmek, kadın erkek her Müslüman’ın farzıdır ifadesiyle bilimi teşvik etmekle kalmamış, insanlık tarihinde ilk okuma yazma seferberliğini başlatmıştır” derken, niye sırf başörtüsü takıyor diye genç kızlarımızın okumasına, üniversiteye gitmesine engel olabiliyor, diye de düşünmedim değil.

Başörtüsü takan kızlar, kendilerinin dini kuralları yerine getirmek amacıyla bunu taktıklarını söylüyorlar. Peki problem nerde? Eğer suç teşkil edecek bir eylem yaparlarsa, hemen kanunları uygular gereğini yaparsın. Ama başında örtü var diye bir insanın üniversiteye girememesinin mantığı var mı?

Hükümetin bu aksaklığı düzeltmek için yaptığı yasa değişikliğini apar topar Anayasa Mahkemesi’ne götürüp iptal ettiren bu Baykal değil mi?

Peki Hz. Muhammed bir dinin tebliğcisi, bir İslâm peygamberi olarak kadın erkek herkese ilim öğrenmeyi farz kılarken onların nasıl bir kıyafet içinde olmalarını önermişti?

Bu sorular bana birdenbire, “Acaba sayın Baykal da kendini Müslüman zannedip gerektiğinde mangalda kül bırakmayanlar gibi, Müslümanlık dediğin zaten uygulanmayan bir sürü laftır, sen söyle de gerisini boşver mi dedi?” sorusunu hatırlattı.

Çünkü İslâm, insanı yaratan mükemmel gücün onun için düzenlediği doğal bir yaşam biçimi olmasına rağmen, ona sahip çıkanlar da ona karşı çıkanlar da sadece söyleyip bir türlü onu uygulamaya geçirmediler.

Otuz küsur yıl önce bir yazımda “İslâm’ı bilmeden ona sahip çıkanlarla, İslâm’ı bilmeden ona karşı çıkanlar arasında garip ve gereksiz bir mücadele var” demiştim. Şimdi durum daha da vahim hale geldi. İslâm’ı bildiği halde ona sahip çıkanlar da onun dediğini yapmıyorlar, İslâm’ı bildiği halde ona karşı çıkanlar da onun dediğinin yapılmasına engel oluyorlar.

Ne garip bir çelişki.. Anlayabilene aşk olsun.

*****

Dindar görünmeyle gerçek dindarlık arasındaki farkın belirginleşmeye, sorgulanmaya ve irdelenmeye başlamasından son derece mutluyum. Şu anda bir karmaşa, bir geçiş, bir fetret devri yaşanıyorsa da, giderek “iyi ve dürüst insanlar” gündeme damgalarını vuracaklar diye düşünüyorum. İşin doğrusu da, doğal olanı da budur.

İslam dini, Yaratıcının yarattığı kulun dünyadaki davranışlarını düzenleyen bir sistemdir. Onun yapılmasını ve yapılmamasını istediği her şey insan tabiatına uygundur. Kabul etmediği ve kızdığı için bunun aksini iddia edenler çıkacaktır ama, aklı selimle hareket edilirse, kimse dini kurallarda akla mantığa aykırı bir şey bulamaz.

Nasıl bulsun ki, insanı yaratanla insanın bu kuralları uygulamasını isteyen güç aynı güç.

Bir otomobili imal eden fabrika, onda hangi benzini, hangi yağı kullanmamızı istiyorsa herhalde bir bildiği vardır değil mi? Bulaşık makinesi üreticileri bile hangi deterjanı kullanırsak daha verimli bir kullanıma ulaşabileceğimizi biliyorlar ve söylüyorlar.

Ama biz yaratıcımızın koyduğu kuralları beğenmeyip kendimizce daha iyi, daha modern, daha çağdaş olduğunu iddia ettiğimiz kurallar koymaya yelteniyoruz. Hani bir tanesi de işe yarasa gam yemeyeceğim.

İslâm’ın temel kurallarından olmadığı halde en çok tenkit edilen birkaç meselesinden biri, bazı şartlara bağlı kalmak şartıyla erkeklerin birden fazla evlenmesine izin vermesidir. İfadeye lütfen dikkat. İzin vermekten bahsediyorum, emir vermekten değil.

Nedense bazıları bunu sanki İslam’ın bir emri gibi algılayarak paldır küldür uygulamaya kalkışırlarken, bazıları da sanki gizli saklı elleri karşı cinsten hiç kimsenin eline değmezmiş gibi tenkit etmekten geri duramazlar.

“Kadın ve para” insanoğlunun en yumuşak karnıdır. Yoldan çıkarılmak istenenler hep bu ikisiyle tehdit veya teşvik edilirler.

Özellikle erkekler, cinsellik konusunda kendilerine kolay kolay hakim olamazlar.

İslâm dini insanın bu zaafını bildiği için, zinayı yasaklayan emri, “zina yapmayın” şeklinde değil, “zinaya yaklaşmayın” şeklinde yapmaktadır. Yani yanından bile geçmeyin… Çünkü yaklaştığınızda o sizi kendine çeker.

*****

CHP Genel Başkanı Sayın Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası açılışındaki konuşması bu yazıyı yazmamın başlıca sebebi olurken, son günlerde –neredeyse ilk defa- CHP’nin iktidar olmasından bahseden, yeni bir kurultay arefesinde tekrar Genel Başkanlığa seçilmesi kesin olan bir lider, ben yazının sonunu getiremeden Genel Başkanlığa veda etmek zorunda kaldı.

Gönül ilişkilerini tenkit etmek, daha doğrusu sevdaya gem vurmak akarsuyu tersine döndürmekten zor biliyorum. Bu yüzden kimseyi de kınamıyorum.

Aşkın yaşı olmadığına da inananlardanım. İnsan evliyken de âşık olabilir, buna da katılıyorum. Ama kamuoyunun gözü önündeki iki evli insan böyle bir yanlış yapmamalıdır. Yapmışsa da en kestirmeden o yanlışı telafi etme yoluna gitmelidir.

Karşı cinsten evli iki insan arasındaki ilişkiyi normal kabul eden hiçbir anlayış yoktur. Ne yazık ki Basın’da bazı kalemler, “alan razı veren razı” gibi mide bulandırıcı cümleler kurarak olayı farklı bir yöne çekmeye çalıştılar.

Onların belki kendilerine göre bir hesabı olabilir ama, sayın genel başkanın bu krizi iyi yönet(e)mediği de bir gerçektir.

Bu yazının arasına bu konuyu niye soktuğumu merak edenler olacaktır. Bu garipliğin farkındayım. Ancak sayın Baykal ne yazık ki, önce inkâr ettiği meseleyi, kendisinin Kutlu Doğum Haftası’nda yaptığı konuşma nedeniyle kamuoyunda kazandığı itibarı zedelemek için böyle bir komployla karşı karşıya olduğu gibi garip bir iddia ile örtbas etmeye çalışınca, konu ne yazık ki bu yazının içeriğiyle bütünleşmek zorunda kalmıştır.

Bu şekilde bir iftiraya maruz kaldığını iddia ederek kamuoyu karşısında inkâr yolunu kullanmaya çalışan sayın Baykal, daha sonra her şeyi kabullenip istifa etmek zorunda kaldığında da, giderayak dikkatleri başka yöne çekmeye, hükümete karşı bir tavır sergilemeye çekinmemiştir.

Bir siyasi liderin politikadan böyle ayrılmasını istemezdim de beklemezdim de… Ancak sayın Baykal’ın da dediği gibi, “Her insan aklı ve kendi hür iradesiyle inanır, sorumluluğunu üstlenir, hiç kimse bir başkasının günahını çekmez, herkes kendi sevabının ve günahının sahibidir.”

*****

Son olarak şunu söylemek isterim ki, sayın Baykal’ın da söylediği gibi, “Sevgili Peygamberimiz ben mekarimi ahlakı tamamlamak için gönderildim, buyurur. En büyük ahlâkı, en güzel ahlâkı tamamlamak benim görevim. Ben bir ahlâk modeli olmalıyım anlayışını ifade eder ve bütün bu yönleriyle rahatlıkla söyleyebiliriz ki, İslam’ın özü güzel ahlaktır.”

Güzel Ahlâkın olmadığı bir yerde İslâm’dan da insanlıktan da bahsedilemez. Herkesin artık bu gerçeği açıkça bilmesi lâzım. Ahlaksa söylenen bir söz değil, yaşanan bir hayattır. Her zaman, her yerde, insan gibi, adam gibi…..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster