Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '16

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
199
 

15 Temmuz sonrası Eğitim Sistemini yeniden düşünmek….

15 Temmuz sonrası Eğitim Sistemini yeniden düşünmek….
 

15 Temmuz darbe veya cunta hareketi sonrası devlet içinde örgütlenen FETÖ/PDY faaliyetlerinin niteliği, çapı ve nedenlerine ilişkin tartışmalar tüm hızıyla sürüyor.

Dini değerleri kendine kalkan yaparak önce toplum içinde kendine alt yapı oluşturan anlayış zamanla edindiği gücün de zorlamasıyla basın, yayına, ardından eğitim başta olmak üzere farklı toplumsal hizmet alanlarına, bürokrasiye, ekonomiye ve sırasıyla tüm devlet kademelerine yerleşerek en sonunda siyaseti de dizayn etme aşamasına gelirken neden önemli bir engellemeyle karşılaşmadı sorusunun cevabını herkes kendince vermeye çalışıyor.

Organize azınlıkların dağınık ve başıboş yığınları etkileyebileceği gerçeğinin önemli bir göstergesi olan mevcut durumda tek bir sorumlunun ortaya çıkarılabilmesi pek de mümkün görünmüyor.

Toplumsal olayların, olguların tek bir sebep-sonuç ilişkisi ile açıklanamaması bu durumda da geçerli.

Toplumu kökünden sarsan böylesi olaylar toplumsal muhasebe yapılmasını da kolaylaştırır.

Toplumsal muhasebe geçmişten bu güne yaşananların yeniden düşünülmesini, geçmişte yapılması gerekip de yapılmayanları, yapılmaması gerektiği halde yapılan yanlışları tüm bu süreçte düzeltilmesi gerekenleri, geleceği buna göre kısa, orta ve uzun vadede planlamayı gerektirir.

Bu kolaylıklar ve gerekliliklere rağmen ülkemizde bu toplumsal muhasebenin yapılabileceği konusunda iyimser olunmak istense de geçmişten bu güne yaşananlara bakınca iyimser olunamıyor.

Geçmişten bu güne tarihi, toplumsal, ekonomik ve sosyal olay ve olgulara bakıldığında geçmişten ders alarak devlet kurumlarının yapılanması, yaşanan sorunlara çözüm üretecek düzenlemelerin gerektiği gibi üretilememesi, defalarca aynı olumsuzlukların toplumsal düzeyde yaşanması toplumsal duyarlılık düzeyimizin istendik düzeyde olmadığını göstermektedir. Tarihte kurulan ve yıkılan devletler, son üç yüz-dört yüz yılda ülkemizin içinden geçtiği tarihi olaylar, savaşlar, isyanlar, bozgunlar bir tarafa son yüz yılda ülkemizde yaşanan tarihi, siyasal, sosyal, ekonomik alanda ulusal ve uluslararası düzeyde yaşananlar içinde bulunduğumuz sorunlu durumun önemli bir göstergesidir.

Tüm bu örneklere rağmen yine de tarihe kayıt düşme adına, toplumsal muhasebeye katkı adına karınca kararınca kişisel olarak dile getirilmesi gereken hususları açıklamak toplumun eğitim görmüş bir üyesi olarak bir görevi yerine getirmek gerekiyor.

Zira toplumun eğitim görmüş üyelerinin topluma bir borçları olarak bu yapılmalı.

Bu nedenle eğitim görmüş bireylerin, aydın vasıflarını taşıması gerekenlerin aldıkları eğitimin gereğine uymayan davranışlara girmesi büyük bir yanlışlık, eksiklik ve zafiyettir.

Bu eksiklikte, yanlışlıkta ve zafiyette bu eğitilmiş insanları yetiştiren eğitim sisteminin de önemli bir payı vardır.

Toplumsal muhasebe adı üzerinde toplumsal boyuttadır. Bu nedenle de bir tek kişinin çabasıyla olup bitecek bir durum, iş değildir. Herkesin kendi çapında buna katkı sunması gerekir.

Tek tek bireylerle sınırlı kalırsa yetersiz kalır. Bireylerden gruplara, gruplardan topluma doğru genişleyerek çoğalması gerekir.

Bir kişiyle sınırlı kalıyor, kimse destek olmuyor, kimse kabul etmiyor diyerek çaba harcamamak da doğru değildir. Bir kişiyle başlayan çabalar gittikçe çoğalır.

Toplumsal hayatın bu tür faaliyetleri desteklemesi önemli bir husus olmakla birlikte destek olunmaması çabayı terk etmeyi gerektirmez. Özellikle okuyan, düşünen, çevresindeki sorunlara duyarlı olan kişilerin bir başka deyişle gerçek aydınların bu konuda çaba harcamaya devam etmesi gerekir.

Toplumsal hayatı dizayn etme gücünü elinde bulunduran devlet makamlarının, kurumsal yapıların bu anlayışı destekler şekilde çalışması gerekir. Bu makam ve kurumların çabası bireylerin çabasından çok daha güçlü bir etkiye sahiptir.

Toplumsal muhasebe toplumun tüm alanlarını içine alacağına göre bir yazıda tüm toplumsal alanları ele alabilmek mümkün değildir.

Toplumsal muhasebenin alanlarını sınırlamak, söylenenleri de anlamlı, yararlı olmasını sağlayacaktır.

Bu nedenle bu yazıda eğitim yönetimine yönelik bir çerçevede bir muhasebe yapılmaya çalışılacaktır.

Eğitim yönetiminin içine birçok alanlar girmekle birlikte eğitim sisteminin genel anlamda yapılanması, genel anlamda yönetilmesi, değerlendirilmesi çerçevesinde bir muhasebenin üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

Eğitim sistemi genel yönetim sisteminin bir alt sistemidir. Bu durum genel yönetim uygulamalarından bağımsız bir eğitim sisteminin dizayn edilememesinin de gerekçesidir. Yönetimde birlik, beraberlik ve bütünlük olması tartışmasız bir gerçektir ancak bu ilkeden hareketle faaliyet alanlarının, toplumsal hizmet alanlarının kendine özgü şartlarını, uygulamalarını görmezden gelinmesi anlamına gelmemelidir.

Genel yönetim ilkeleri anlamında kavramsal düzeyde var olması gereken birlik, beraberlik, bütünlük alt düzeylere, teknik düzeylere inildikçe farklılaşabilir, farklılaşması bir zorunluluktur.

Böylesi bir durumda genel ilkeler düzeyinde yapılacak düzenlemelerde birlik, beraberlik, bütünlük aranırken alt düzeylere inildikçe işin tekniğine uygun düzenlemelerin işin ruhuna uygun olarak yapılması gerekir.

Bu gereklilik genel düzenlemeye yönelik kararları alanların baştan aşağı teknik düzeydeki işleri de düzenleyebilmesi anlamına gelmeyeceğini gösterir. Genel düzenlemeyi yapanlar işin özelliğine göre alt düzeylerdeki düzenlemeleri işin uzmanı olanlara bırakmasını gerektirir.

Yaşanan olaylar sonrası gücün tek bir elde toplanmasının sakıncalarını ortaya koyarken mümkün olduğu kadar farklı güç odaklarının güç merkezlerinin oluşturulmasının gerekliliğine inanılmış ve sistem içinde buna göre yeni düzenlemelere gidilmeye başlanmıştır.

Bu durum eğitim sisteminde de düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koyar.

Mevcut yapıda bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile ve ilçe milli eğitim müdürlükleri kanalıyla yönlendirilmektedir. Bakanlık merkez teşkilatı özellikle il milli eğitim müdürlükleri kanalıyla iki yönlü iletişimi yönetmektedir. İl Milli Eğitim müdürlüklerinin kritik konumuna rağmen işleyişine yönelik etkin bir denetim ve değerlendirme yoktur. Bakanlık aldığı kararları il milli eğitim müdürlükleri kanalıyla göndermekte, uygulamalara ilişkin verileri de yine il milli eğitim müdürlükleri kanalıyla almaktadır. Mevcut yapıya bakıldığında bakanlık merkez teşkilatının merkezi bir konumda olduğu, merkezden alınan kararların toplumsal alana il milli eğitim müdürlükleri kanalıyla ulaştırıldığı, bu yapıda il milli eğitim müdürlüklerinin bakanlıktan sonraki tek güç odağı olduğu görülmektedir. İl milli eğitim müdürlükleri bakanlıktan gelen ve bakanlığa giden veri ve iletilerin geçtiği can alıcı bir noktada yer almaktadır.

FETÖ/PDY’nin devlet içinde ve kurumlar içinde yerleşirken özellikle istihbarat, personel seçme ve atama işlerine yönelik birimleri hedef aldıkları ve bunları ele geçirdikten sonra daha güçlü bir şekilde yayıldıkları söylenmektedir.

İstihbarat ve personele yönelik birimlerin hedeflenmesinin nedeni olarak da bu birimlerin bilgi edinmede, değerlendirmede, ilgili birimleri yönlendirmede kritik öneme sahip olduğu, personel birimlerinin ise insan kaynağının yönlendirilmesinde etkili olduklarına yönelik değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Bu durum kurumsal yapılar içinde bazı birimlerin diğerlerine göre daha stratejik, daha önemli ve etkin role sahip olduğunu, dolayısıyla bu tür birimlere daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Eğitim sisteminde yapılacak düzenlemelerin de buna göre ele alınması gerekmektedir.

Yönetim fonksiyonları içinde alan uzmanlarının özellikle denetim fonksiyonuna diğer fonksiyonların üzerinde bir işlev yükledikleri görülmektedir. Denetim faaliyetlerinin diğer tüm yönetim fonksiyonları üzerinde bir işleve sahip olduğu, alınan kararların uygulanması, kurumların amaca uygun bir şekilde faaliyette bulunup bulunmadığının denetim fonksiyonu ile belirlendiği, denetimin kurum işleyişinin değerlendirilmesinde can alıcı bir öneme sahip olduğu kabul edilmektedir.

Eğitim sisteminde merkezden alınan kararlara dayalı olarak eğitime dair oluşturulmuş tüm kurumsal yapıların üzerlerine düşen işlevleri yerine getirmesi beklenmektedir. Bu kararların tüm kurumlarda gönderilen yazılı emirlere uygun olarak yerine getirildiği, personelin gönderilen yazılı emirlere uygun olarak hareket ettiği, kurumlardaki tüm işleyişin belirlenen kurallara uygun olduğu ön kabulü ile hareket edilmektedir. Kurumlardaki işleyişe dair veriler ve göstergeler ise yine aynı birimlerden istenen bilgi formları, oluşturulan elektronik ortamlara işlenen veriler kurumların veya eğitim sisteminin değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Eğitim sisteminde veya başka bir kurumsal yapıda ön kabullerle hareket etmek sistemin sağlıklı işleyişine ilişkin bir yaklaşım değildir. Sistemin işleyişine yönelik çok daha somut, doğru ve sağlıklı verilere dayanmak gerekmektedir.

Eğitim sisteminde önemli sorunların varlığına dair pek çok işaretler, göstergeler söz konusudur. Bu göstergeler ve işaretlere bakıldığında ön kabullerin düşünüldüğü gibi hayata geçmediği, eğitim sistemine yönelik alınan kararların hayata etkin bir şekilde geçmediğini göstermektedir.

Bakanlık üst düzeyde kararlar alır. Bu kararlar eğitime dair genel çerçeveyi çizmektedir. Eğitim sistemi sadece bu kararların alınmasına dayalı olarak işlevini yerine getiremez. Alınan kararların hayata geçirilmesi merkezin dışındaki taşra birimleri, eğitim kurumlarında söz konusudur. Eğitim sistemindeki işleyişin niteliğine ilişkin kullanılacak verilerin sağlıklı bir şekilde alandan alınması gerekir. Alınan kararların uygulanmasına ilişkin veriler kararları uygulayacak kişilerin kendilerinden istenirse ve bu verilere göre uygulayıcının başarısına ilişkin değerlendirme yapılırsa uygulayıcılar doğal olarak başarılarını ön plana çıkarıp başarısızlıklarını göstermemeye çalışacaktır.

Burada tek kaynağa dayalı veri kullanmamak gerekir. Buna göre bir yapılanma oluşturulmalıdır. Bu ise bakanlığa bağlı ikinci ve etkin bir denetim sisteminin kurulmasını gerektirir. Denetim sistemi doğrudan merkeze bağlı olursa alınan kararların uygulanmasına yönelik denetim daha sistemli, sağlıklı, bağımsız ve etkin yapılmış olur.

İl milli eğitim müdürlüklerinden bağımsız denetim sistemi il milli eğitim müdürlüklerine yönelik denetim ve rehberlik de yapabilir.

Bakanlık il milli eğitim müdürlüklerinden gelen verileri ve kendisine bağlı denetim birimlerinden gelen verileri kullanarak eğitime dair aldığı kararların niteliğini sorgulayabilir. Sistemi daha iyi kontrol edebilir, yönetebilir.

Başka kurumlar için istihbarat ne ise eğitim sistemi için denetim aynı görevi, işlevi görmektedir. Denetim sistemi vücuttaki sinirler misali en uç noktalara kadar ulaşıp sistemde yaşanan sorunları yerinde görebilir. Buna göre sorunların gerçek nedenleri üzerinde çözüm önerileri geliştirilebilir. Personele yönelik değerlendirme sürecinde de denetimin önemi inkâr edilemez.

Son dönemlerde eğitimde denetim sistemine yönelik önemli düzenlemeler yapılmaya çalışılmaktadır. Yapılan düzenlemelerin niteliğine bakıldığında denetim işlevinden beklenen rollerin yerine getirilmesine katkı sağlamaktan çok denetimin işlevsizleştirilmesine yönelik düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir. Mevcut yapı içindeki iş yükünü yürütecek insan gücü neredeyse yarı yarıya düşmüş durumdadır. Denetim merkeze bağlı gibi görünürken tamamen il milli eğitim müdürlüklerinin emrinde işlevsiz bir alt birime dönüşmüş durumdadır. Merkezi düzeyde oluşturulmaya çalışılan denetim birimi ise nicelik itibariyle dahi ülke düzeyinde denetim işlevini yürütmekten uzak bir durumdadır. Böylesi bir yapı ile ülke düzeyindeki tüm eğitim sistemine yönelik etkin bir denetim ve değerlendirme yapılabilmesi mümkün görünmemektedir. Geçmişte bakanlık düzeyinde ve iller düzeyinde yapılandırılmış olan ikili denetim yapısındaki uygulamalara bakıldığında geçmişteki işlevsiz yapıda yaşanan durumun tekrar edeceğinin öngörülmesi bir kehanet olmayacaktır.

Geçmişte eğitime dair düzenlemeler yapılırken veya kararlar alınırken gelişmiş dünya ülkeleri ve bu ülkelerdeki yapılanmalardan, gelişmelerden veya uygulamalardan örnekler verildiği görülmekteydi. Bu durum içinde bulunduğumuz şartlar dikkate alınmadan gelişmiş ülke uygulamalarının getirilmeye çalışıldığının önemli bir göstergesidir.

Ülkemizin genel eğitim göstergeleri, nüfus yapısı, bölgesel gelişmişlik farklılıkları, ekonomik düzeyi, coğrafi yapısı, iklimi, toplumun anlayışı, kültürel alt yapısı, tarihi, siyasi yapısı gibi genel göstergelerden eğitim sisteminin işleyişi, okul ve kurumların fiziki alt yapıları, personel politikaları, program içeriği gibi eğitime dair göstergelerinin tamamen farklı olduğu dikkate alınmaksızın ithal sistemlerin, yapıların kurulmaya çalışıldığı görülmüştür.

Sisteme dair yapılan düzenlemeler kişisel endişelerden ve anlayışlardan uzak bir şekilde bilimsel bir anlayışla yapılmalıdır. Yapılan düzenlemeler sistemin içindeki uygulayıcıların görüş ve düşünceleri alınmadan, hiç kimseye haber vermeksizin sınırlı birkaç kişinin inisiyatifi ile değil alan uzmanlarının ve uygulayıcıların görüşleri, eğitim biliminin temel ilkeleri, ülke ve toplum gerçekleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Ülkemizin gelişmiş insan gücü, eğitim tecrübesi böylesi özgün bir sistemin kurulmasına yetecek düzeydedir. Mevcut kaynakların etkin bir şekilde kullanılması için gereken çalışmaların yapılması gerekmektedir.

   

Ali Hikmet DEMİR

  ahdemir35@gmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1112
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster