Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '21

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
86
 

150 Yıl Çok Değil mİ?

Ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi ortalarda dolaşan St. Germain’i geçtiğimiz günlerde yazmış[1], insan ömrünün biyolojik sınırlarını uzatma yolları arayan çalışmalardan da bir sonraki yazımda bahsedeceğimi söylemiştim. O yazı bu yazı işte…
 
Nature Communicationsdergisinde yayınlanan 2021 tarihli bir çalışmada[2] araştırmacılar, insanların maksimum 120 ila 150 yıl arasında yaşayabileceğini açıkladılar. “Yaş yetmiş beş yolun yarısı eder” diyebilirdi Cahit Sıtkı, gelecekte yaşamış olsaydı… Bana soracak olursanız önemli olan daha uzun değil, daha sağlıklı ve huzurlu yaşamak.  Çok yaşayıp ne yapacağız? Dünyaya kazık mı çakacağız? Henüz işin bilim kısmına girmeden bu “kazık çakma” hikâyesinin nereden çıktığından da izninizle biraz bahsedeyim. Sonra sizi daha bilimsel sulara doğru çekeceğim söz. Önce biraz göklerde dolaşalım. Hun, Göktürk ve Moğol devletlerinde Gök Tanrı/Kök Tengri, gökteki bütün yıldızları ayı ve güneşi kapsayan her şeyi görüp gözeten göğün yüce ruhu Tengri’dir. Sonsuz gökte yaşar. Asya Şamanizm’ine, özellikle Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin inanışlarına göre, üç âlem; insanların yaşadığı “yer”, ölülerin göçtüğü “yeraltı” ve “kutsal gök” merkezlerinden geçen bir eksenle birbirlerine bağlanırlar. Bunun yerdeki bağlantı noktası, yerin göbeği, gökteki merkezi ki göğün göbeği diye adlandırılır. Göğün göbeği, Yakutlar’da Demirkazık/[3] Kutup Yıldızı, Uygurlar’da ise Altınkazık. Yıldızı’[4] olarak kabul edilir. Yeryüzü Gök’ün merkezi olan Kutup Yıldızı’na demir bir kazıkla bağlıdır. Eski Türk mitolojisinde, gökyüzündeki cisimleri çivi/kazık diye tanımlanır, Tanrı elçisi yani Hakan, “göğün direği/göbeği” sayılan bu yıldıza tünemiş bir kartalla simgelenirdi.   Gelenekte Hakan’ın otağı “demir kazık” yıldızının yani Kutup Yıldızı’nın altına kurulurdu. İnanışa göre Kutup Yıldızı gök ile yeri birleştiren ebedi ve kutlu bir kapıdır. Aynı zamanda Gök-Tanrı’nın mekânı olarak kabul edilen Kutup Yıldızı’nın Tanrı’ya giden yolu gösteren bir pusula olduğuna inanıldığından Türklerce kutlu sayılırdı.Asya şaman davullarında resimlerde bu yıldız, karşılıklı olarak çizilmiş üç çift yayın ortasında tasvir edilir ki, yay ve özellikle iki yay Sirius çiftyıldızının sembollerinden biridir. Usta bir şamanın uçması, göğün göbeğine ulaşabilmesi için tüm gök katlarını aşması gerektiğine inanılırdı.[5] Demir Kazık Yıldızı, Türk Mitolojisinin uzay ile ilgili, kozmolojik düşünce düzeninin, temel noktasıdır. Eski Türkler, gökyüzünü yeryüzüne serilmiş bir çadır gibi düşünürler, yaşadıkları yerin ortasına büyükçe bir taş dikerler, bunu da güya göğün direği olduğuna inandıkları Kutup Yıldızı’na bağlarlardı. Çadırın ortasına çakılan kazık gökyüzündeki Demir Kazık’la bağlantılıdır. Çadırlardaki gök direk Kutup Yıldızı’na uzanan irtibat noktası olarak kabul edilir. Yani dünyaya kazık çakmak, sonsuzlukla Gök Tanrı ile bağ kurma ritüelidir. Gelenekte Hayat Ağacı(Axis Mundi) ve Kutup Yıldızı arasında kopmayacak bir bağ vardır. “Yukarıda mavi gök ve aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış”[6]tır.
 
Nasıl Daha Uzun Yaşayacağız?
 
İnsanoğlu uzun zamandır ömrünün kısalığından şikâyetçi ve“dünyaya kazık çakmak” adına pek çok yol denemeye devam ediyor. Peki, bu kazığın bilimsel temelleri var mı? Yani araştırmacılar bunun için neler yapıyorlar? Vücuttaki esneklik kaybıyla, yani vücudun yeni hücre üretimini durdurmasıyla birlikte sakatlık, yaralanma ve hastalık sayısında artışın hızlandığını gözleyen bilim insanları, bunun önüne geçebilmek için çalışmalarını sürdürüyorlar. Alışılmış sınırın ötesinde yaşamak için, hücrelerin yaşlanmasını durdurmak ve hastalıkları önlemek gerekiyor.Bu bir yöntem, diğer yöntem ise nanoteknoloji yardımı ile de yaşam süremizi uzatmak için de sürdürülen araştırmalar. Meselâ 10 nanometre, yani metrenin milyarda biri ölçeğinde kanda dolaşabilen çiplerle hücrelerin zaman içinde yaşadığı hasarların önüne geçilmeye çalışılıyor. Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nde devam eden araştırmalar nanoteknoloji yardımı ile kanserli hücrelerin vücuttan çıkararak bazı kanser türlerini ve belirli hastalıkları tedavi edebilmeyi amaçlıyor. Biz de de bu alanda örnek teşkil edecek çalışmalar var. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, Biyomühendislik Bölümü’nde, nanoteknoloji yardımı ile meme kanserinin tedavisi üzerine araştırmalar yapılıyor.[7]
 
İnsanı daha uzun yaşatabilmek için bilim insanlarının gözlediği ve faydalandığı bir kısım canlıları saydığımda inanamayacaksınız; denizanaları, hidralar ve solucanlar… Turritopsis Dohrnii“ölümsüz denizanası”[8] denen bir denizanası türü yaşlılığa bağlı bir nedenden ötürü ölmüyor, yani yaşlanmıyor. Dorian Gray mübarek… Denizanasının ilginç bir yaşam döngüsü var. Turritopsis Dohrniiyavruları normal olarak polip döneminin ardından medusa dönemine giriyor ve bu süreci normal geçiriyor, sonra eşeyli şekilde ürüyorlar. Normal denizanaları bu dönemin ardından yaşlanıp zamanla ölürken, Turritopsis Dohrniiyaşlanmadan yeniden polip döneme geri dönüyor. Bu işlemi sürekli yenilediğinden yaşlanmıyor. Düşünsenize bu denizanası sürekli olarak büyüyor, gelişiyor sonra tekrar yavru haline geliyor. Bildiğimiz yaşam döngüsünden çok farklı değil mi?[9]  T. Dohrnii'nin biyokimyasal yapısı bilim insanları tarafından uzun yaşamanın sırrını bulabilmek ümidiyle inceleniyor. Kök hücre çalışmaları da esas kaynağı da buradan alıyor. Transdiferansiyasyon özelliğinin, yani hücrelerin kendilerinden çok farklı hücre veya doku gruplarına dönüşebilme yeteneğinin bilim insanlarının dikkatini çekmesinin en önemli sebeplerinden biri, hücrelerde yaşanan değişimin herhangi bir kök hücrenin yokluğunda gerçekleşebilmesi. Transdiferansiyasyon neticesinde, canlının kendiliğinden başka bir hücreye dönüşebilen hücrelerini araştıran bilim insanları, insanlarda zarar gören, yaşlanan dokuları bu yöntemi kullanarak yenilemenin mümkün olup olmadığını araştırıyorlar.İş denizanası ile kalmıyor. Yeni hücreler yapmak için sürekli bölünen kök hücreler oluşturan denizanası benzeri hidralar da kendilerini gençleştirebiliyorlar. Hidraların bu özelliğini keşfeden California’daki Pomona Koleji'nde biyoloji profesörü olan Daniel Martínez, e göre hidralar yaşlanmıyorlar, bu yüzden potansiyel olarak ölümsüzler.[10]
 
Uzaya Giden Solucanlar
 
İnsanlara daha uzun yaşam sağlayabilmek için medet umulan mini minnacık bir canlı daha var; “Caenorhabditis elegans”. Adının havalı olması sizi yanıltmasın bu bildiğiniz yuvarlak solucan, başka bir deyişle iplik kurdu. İplik kurtlarının genomu insan genomuna benziyor. Bu yüzden solucanlarla çalışan bilim insanları bazı ilaçların yaşlanma üzerindeki etkilerini de çözmeye çalışıyorlar. Bizim bu iplik kurtlarından,astrobiyoloji alanında da faydalanılıyor. “Caenorhabditis elegans”lar insanlığın uzayda karşılaşabileceği biyolojik zorlukların tespit edilmesi için epeydir uzaya gidip geliyorlar. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) gerçekleştirilecek bir deney için uzaya gidip sonra yeniden dünyaya getirilen solucanları laboratuvar ortamında onları inceleyen bilim insanları onların dünyada olduğundan çok daha uzun yaşadıklarını fark ettiler. Yani uzay gören solucanlar, dünyadaki akrabalarından çok daha uzun ömürlüler. Hatta. Şubat 2003’te dünya atmosferine girdikten sonra parçalanıp düşen Columbia uzay aracında yedi kişilik mürettebattan sağ kalan olmazken beraberlerinde götürdükleri solucanlar o kazadan bile sağ çıkmayı başardılar.[11]
 
Solucanlarla çalışan başka bir araştırma ekibi onlarda var olan bir enzimi engelleyerek yaşam sürelerini yüzde elliye yakın bir oranda arttırmayı başarmış. Şimdi daha ilginç bir bilgi için hazır olun.
 
Solucan Beyinli Robotlar
 
Caenorhabditis elegans’ın nam-ı diğer iplik kurdunun sinir bağlantı haritasını çıkaran bilim insanları, solucan beynini sinir bağlantılarını kopyalayan bir yazılımı lego robotunu yönlendirmek için programladılar. Sonuç inanılmaz; robot tıpkı yuvarlak solucan gibi davranmaya başladı.[12] Peki bu çalışmalar başarılı bir şekilde devam ederse başka neler olabilir? İnsan beynine sıra gelinceye kadar başka canlıların beyinleri de makinelere yüklenebilir mi? Beyninizi bir robota aktarmak, bilim kurgu filmi gibi değil mi? Open Worm Project[13] bunu amaçlıyor. Open Worm uluslararası bir açık bilim projesi,internet sayfalarından, bizim solucanı bir simülasyon olarak hücresel düzeyde görüp, gelişmeleri izleyebiliyor hatta konu ile ilgileniyorsanız dışardan katkı bile sağlayabiliyorsunuz. Peki, şimdi geldik mi esas soruya: Bir solucanın beyni dijitale aktarılmışsa, insan beyninin haritası da dijitalleştirilip bir bilgisayara aktarılamaz mı?  Yani bedenimiz dışında yaşama ihtimalimiz var mı?
 
Söz konusu insan beyni olduğunda nöron sayımız yüzünden bile işler o kadar kolay olamıyor. İnsan zihnini bedeninden ayrı tutup onu yaşatmaya çalışmak kimilerince dijital bir dublör yaratmaktan başka işe yaramayacak. Bu gerçekleşirse nöronlar yerine çiplerle mi düşüneceğiz? Eskiyen yaşlanan bedenlerimizden kurtulup, zihnimizi sonsuza kadar başka bedenlerde yaşatınca mutlu mu olacağız? Bu durumda İnsan (Human), İnsan-Üstü (Posthuman) mü olacak? Transhümanizm, Posthümanizme giden yolda bir köprü mü? Ve bu geçiş aslında “insan” tabiatımızı yükseltecek mi, alçaltacak mı? Daha çok robot, daha az insan, hepimiz sonunda siborga mı dönüşeceğiz? . "Longevity company" 'ler yani uzun ömürlü olma bilimi ile ilgilenilen şirketlere sürekli yenileri katılıyor ve fonları her geçen gün arttırılıyor. Ömrü uzatmak için neredeyse her yol mübah. Yapay Siz: Yapay Zekâ ve Zihninizin Geleceği[14]kitabının yazarı Susan Schneider’a göre insanın şimdikinden çok daha uzun yaşamasının yolu, insan beyninin hayatta kalmasıyla uyumlu biyolojik gelişmelerin sağlanması ile mümkünBir diğer tartışmalı yöntem ise beyin çipleri. Schneider, beynin yükleme sürecinden sağ çıkıp çıkmama ihtimaline dikkat çekiyor. Ona göre “Beyin hayatta kalırsa, o zaman dijital kopya siz olamazsınız, çünkü hâlâ hayattasınız; tersine, beyniniz yükleme sürecinden sağ çıkamıyorsa dijital kopya da siz olamazsınız…”  Dilemma değil mi?
 
Henüz evrende hiçbir solucan deliği keşfedilmedi. Eğer evren iki boyutlu olsaydı, bir solucanın elmanın etrafından dolaşmak yerineelmada bir delik açarak yolunu kısaltması gibi ben de Einstein–Rosen solucan deliğine ulaşır, uzay zamandaki tünelleri kestirmeden geçerdim. Böylece insanın olası geleceğine o solucan deliğinden bakar, dönüşte size gelecekten haberdar ederdim. Ancak şu anda elimizde var olan en bilimsel solucan, Caenorhabditis elegans… Siz de tahmin edersiniz ki, İplik solucanının ipiyle, solucan deliğine inilmez. Ne kadarsa ömrümüz yaşayıp göreceğiz. Uçmağa varanlar mı, onların zaten tuzu kuru...
 
 
[1]Nalan Yıldız,” St. Germain Kontu İle Randevu,  http://blog.milliyet.com.tr/st-germain-kontu-ile-randevu/Blog/?BlogNo=634321
 
[2]https://www.scientificamerican.com/article/humans-could-live-up-to-150-years-new-research-suggests/
 
[3]Demirdirek, yerle göğü birbirine bağladığına inanılan dünya direğidir. Göğün 12. katına kadar yükselir. Ulukayın ile ilişkilendirilebilir. Terek sözcüğü ağaç anlamı da taşır. Çadırın orta direğine benzetilir. Altındirek (Altınkazık veya Demirkazık) yâni Kutup Yıldızı ile ilişkilendirilir.
 
[4]Altındirek [Az?ric?: Altundir?k / Qızıldir?k] Altındağ – bazen Altındirek (Altanterek, Altuntirek, Altaytereg) olarak da söylenir. Altındirek bir gök direğidir. Göğe üst katlarına kadar yükselir. Alt kısmı (dünyada kalan bölümü) Demirdirek olarak da bilinir. Ulukayın ile ilişkilendirilebilir. Terek sözcüğü ağaç anlamı da taşır. Çadırın orta direğine (Bagan/Bağana) benzetilir. Altındirek (Altınkazık veya Demirkazık) yâni Kutup Yıldızı ile de bağlantılıdır. Altınkazık [Az?ric?: Altunqazıx / Qızılpaya] Altınkazık – Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde Kutup Yıldızı. Altankazguk veya Altunkazuk şeklinde de söylenir. Demirkazık (Temürkazuk) veya Demirçivi (Temürçivi) olarak da bilinir.
 
[5]Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, 2 cilt, TTK, 1993
 
[6] Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yay., s.9; 2003
 
[7] https://www.chemlife.com.tr/ukulu-akademisyenden-nano-teknoloji-yaklasimlari-ile-kanser-uzerinearaştırma
 
[8]M. P. Miglietta; S. Piraino; S. Kubota; P. Schuchert "Species in the genusTurritopsis (Cnidaria, Hydrozoa): a molecular evaluation". Journal of Zoological Systematics and Evolutionary Research.45(1). ss.11-19. M. P.2007.
 
[9]Matsumoto, Y., Piraino, S., & Miglietta, M. P., Transcriptome characterization of reverse development in Turritopsis dohrnii (Hydrozoa, Cnidaria). G3: Genes, Genomes, Genetics, 9(12), 4127-4138, 2019.
 
[10]D. Martinez, D. Bridge, L. Masuda-Nakagawa, and P. Cartwright, "Cnidarian Homeoboxes and the Zootype," Nature, 393:748-749, 1998-  D. Martinez,, C.T. Ha, A. Nemir, A. Renden, M.M. Rorick, A. Shaffer, D.M. Underkoffler and A.E. Wills, "Variations on a theme? Polyp and medusa development in Podocoryna carnea," Hydrobiologia, 2004
 
[11]https://tr.demokratija.eu/how-worms-survived-nasas-columbia-shuttle-disaster
 
[12] Alice L Chen, Kenneth M.Lum, Pharmacological convergence reveals a lipid pathway that regulates C. Elegans lifespan,Nature Chemical Biology, p.453, 2019
 
[13]https://openworm.org/
 
[14]Susan Schneider, Artificial You: AI and the Future of Your Mind, Princeton University Press, 2019
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1100
Kayıt tarihi
: 28.03.07
 
 

 Hacettepe Üniversitesi mezunu, nörobilimden psikolojiye disiplinlerarası eğitime hevesli bir Türko..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster