Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
16
 

17 Ağustos Depremi ve Anılarım

Bundan tam 21 yıl önce bugün 17 Ağustos 1999 günü ülkemizde çok büyük acılar bırakan Marmara Depremini yaşamıştık. 
 
21 yıl önce, 17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03:02'de merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan Marmara Depremi gerçekleşti. Ülkemizin bir çok yerinde hissedilen 7.4 büyüklüğündeki deprem sonrası resmi raporlara göre 18 bin 373 kişi öldü, 23 bin 781 kişi yaralandı ve 505 kişi de sakat kaldı. 
Büyük can ve mal kaybına neden olan depremde 285 bin 211 ev ile 42 bin 902 iş yeri büyük hasar gördü. On binlerce kişinin yaralandığı Marmara Depreminin ardından  hayatını kaybedenler için her yıl anma etkinlikleri düzenlenmektedir..
 
Marmara depreminden en fazla Sakarya,Kocaeli,Yalova,Bolu ve İstanbul etkilendi.
Buralarda  yüzlerce acı olaylar yaşanmıştır.
 
Marmara depremi ile ilgili bir çok acı hatıralar 17 Ağustosta bir kez daha gözler önüne gelir. 
O günü yaşayanlar bir kez daha yıkılır.
 
Ogün deprem gecesini ben de hiç unutamam.
 
Sizlerle ilk defa 21 yıl önce yaşamış olduğum o gecedeki anılarımı paylaşmak istiyorum.
Deprem gecesi Akçakoca'da bulunuyorduk. 
 
16 Ağustos günü Akçakoca'ya gitmiştik.Öğretmen evine yerleşmiştik.
 
Öğretmen evleri resmi ve güvenilir olduğu için genelde oralarda konaklardık.
 
Hava çok sıcaktı,denize girdik. Ama deniz dalgalıydı. Denizde akşam üzeri dalgalar çoğalmıştı. Dalgalar bana çok garip geliyordu. Sanki kötü bir şeyi haber verircesine korkunç geliyordu.Çocuklar küçük olduğu için denizde çok kalmadık.
 
Akşam öğretmen evinin restoranında balık sparişi verdik. Küçük oğlum 6 aylıktı. Akşam yemek yerken çok huylandı. Bize yemeği haram etti.
 
Yemek yediğimize de pişman olduk.
 
Balık sparişi vermeseydik çoktan ayrılacaktım. Bir kere spariş vermiş olduk.Parayı ödemiş bulunduk. 
Yemek servisi gecikti. Çok kalabalık vardı. Elemanlar yetiştiremiyor... Bir ara çocuğum(küçük oğlum Furkan) beni çok bunalttı. Çocuğumu  kucağıma yatış pozisyonunda etrafa dolaştırıp uyumasını istiyordum.
 
Masa aralarında dolaşırken içki içenleri görünce inanın şok oldum.Orada bulunmaktan ve bu ortamı görmekten dolayı çok üzüldüm. Orada kaldığıma pişman oldum. Ama iş işten geçmişti.
 
Öğretmen evinde içki içilmesini ilk defa orada gördüm. Öğretmen evlerinde içki içilmez zannediyordum. Bir öğretmen olarak çok  üzülmüştüm.Üstelik Din kültürü ve ahlak öğretmeni olarak....
 
Meğer melek ruhlu bebek içkili ortamdan rahatsız olmuştu. Biz bunu daha sonra, anlayabildik. 
 
Geç de olsa yemeğimizi yedik. Yediğim o yemek burnumuzdan geldi. Çocuğumuz bize hiç huzur vermedi.
 
Yemek yediğimiz ortamdan ayrıldığımız an çocuğumun huzursuzluğu hemen geçti. 
 
Çocuklar gece güzel uyuyorlardı.
 
Benim gözüme uyku girmiyordu.
 
Yemekte içki içenler hep gözümün önüne geliyordu.
 
Beni isterseniz cahil yerine koyun. Beni bu durum çok etkiledi.
 
Canım çok sıkılmıştı.İnsanlar ve özellikle öğretmenler nasıl olur da böyle zararlı ve haram olan bir şey içerler. Üstelik bu devletin resmi restorantında olur.
 
Ben bu durumu hiçbir zaman içime sığdıramadım.
 
Bu psikoloji ile yarı uyur,yarı uyanık deprem saatine yakın bir zaman, deprem öncesinde  yer altından korkunç bir şekilde sesler geliyordu. O seslerin denizden aşırı dalgalardan geldiğini  düşünüyordum.
 
Sesler müthiş bir şekilde devam ederken köpeklerin havlamasıyla tam olarak uyandım.Kendimdeydim.
Fırtına ve rüzgar yüzünden köpeklerin bağırdığını düşünüyordum.
 
Köpeklerin bağırmaları karşısında camı açıp bir bakayım ne var acaba, köpeklere bir şey mi oldu? Dedim. 
 
Kalktım ve pencereye yöneldim.
 
O anda başım döndü,sağa sola sallanıyordum.
 
Yıkılmadan tekrar yatağa oturdum.
 
Hiç şaşırmadım. Deprem olduğunu hissettim.
 
Hemen kelime-i şehadet getirmeye başladım.
 
Eşimi uyandırdım. O da kalktı... Heyecanlı ve ne olduğunu anlamaya çalışırken...
 
Ben eşime gidiruk...Ağzımdan o an çıkan kelimenin bu olduğunu hatırlıyorum.
 
Bu kelimeyi düzgün olarak "gidiyoruz" diyecek zamana sahip değildik. 
 
Bir Karadenizli olarak en çok kullandığım şiveyi o anda kullanmıştım. Düzgün konuşmayı o anda düşünemezdim. Doğal olarak "gidiruk" dedim. O an eşimle birlikte ölümü bekledik.Kelime-i şehadet ve selavat getiriyorduk. 
 
Bu 45 saniyelik süre bana daha fazla gibi gelmişti. 
 
Allah'a şükürler olsun o an ölümden korkmadım.45 Saniyelik sürede hayatım bir şerit gibi gözüme geldi.
Öyle sesler duyuyordum ki, 10 katlı binanın yıkılarak üstümüze geldiğini düşünüyordum.
 
Tavanın ve betonların boynuma vurmasıyla bir iki saniye içinde ölümü beklerken, yerden ve binadan gelen sesler kesildi. Sallanma sona erdi. 
 
O zaman deprem bittiğini anladım.
 
Depreme dayalı olan sesler bitti ama öğretmen evinde kalanların çığlık ve sesleri başladı. Bu çığlıklar ve feryatlar depremin sesini bastırmıştı.
 
İnsanların ses ve çığlıkları karşısında bir an akşam yiyip içmeleri aklıma geldi. İçimden şimdi çığlıklar atın bakalım.Hayata farklı bakarsınız inşallah diye iç geçirmiştim.
 
Onların sesleri ve feryatları gelirken biz eşimle çocukları ve önemli şeyleri yanımıza alarak koridora çıktık merdivenlerde insanlar bir birini ezerek kaçıyordu.
 
Deprem anında elektrikler kesilmişti. Jeneratör devreye girmişti. Banyo,koridor ve asansörlere elektrik geliyordu.
 
Asansör boştu hemen asansöre bindik ve herkesten daha kolay binayı terk ettik.
 
Daha sonra öğrendik ki,depremde asansörleri kullanmak tehlikeliymiş.
 
Gece yarısı herkes boşluk bir alanda toplanmıştı. Bizde arabayı o alana getirdik içine bindik. 
Çocukları arabada yatırdık.
 
Ben arabanın dışında depremden kaçan ve orada toplanan kişileri seyrediyordum.
Herkes birbirleriyle bir şeyler paylaşıyordu.
 
Radyo dinleyenler,telsizlerle haberleşenler oluyordu.
 
Depremin çok büyük olduğunu Sakarya'da çok kayıplar olduğu söyleniyordu.
 
O anda hiç unutamadığım bir şeye şahit oldum. Bunu Allah'a iman konusunda derslerimde devamlı örnek olarak veririm.
 
Bir adamın biri o meydanda tüm sesiyle bağırarak birazda kendinden geçmiş bir şekilde şöyle söylüyordu." Ey Allaha inanmayanlar size söylüyorum.(Allah'a inanmayan Ateistlere söyler.)
 
Söyleyin bana Allah yoktur diyorsunuz. Kim "AKÇAKOCAYI" böyle sallaya bilir.
 
Yüreği yeten varsa çıksın da Akçakoca'yı böyle bir daha  sallasın bakalım.
 
Bu kişi aslında kendi inancını dile getiriyordu. O sıradaki psikolojisi ile bunu inanmayanlara bir meydan okuma olarak düşünmüş olabilir.
 
Bu kimse inanmayanlara hakaret etmemiştir. Var olan bir gerçeği ifade etmek istemiştir.
Yani Allah'ın gücü ve kudretini ifade etmeye çalışmıştır.
 
Biz sabah oldu, eşyalarımızı toplayıp, Ankara ya dönmüştük.
 
Çok heyecanlıydık.
 
Çok önemli bir anı yaşamıştık.
 
Evde televizyonu açınca depremin büyüklüğünü ve kayıpları,acıları görünce bizim yaşadıklarımız devede kulak misali olmuştu.
 
Depremi yaşayanlar,can kaybı verenler,kayıp olanlar,yaralananlar, maddi kayıplara uğrayan binlerce insanımız olmuştu.
 
Herkesin depremde bir çok anısı olmuştur.
 
Depremden kurtulanlar zaman için de eski hallerine dönmeye çalışmışlardır.
 
Yaşamış olduğumuz 17 Ağustos gecesini yıllarca unutamamıştık.
 
Bu geceyi zaman zaman çok anlatmıştım.
 
Hala yeri geldikçe yine anlatmaya devam edeceğiz.
 
Ülkemizde deprem ile ilgili daha güzel çalışmalar yapılmalı.
 
Daha duyarlı hale gelmeliyiz.
 
Deprem öncesi ve sonrası yapılması gerekenleri ihmal etmemeliyiz. 
 
Bu konuda her türlü ortamda eğitimler verilmeli.
 
Hepimiz duyarlı olmalıyız....
 
17 Ağustos 1999 Marmara depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet diler mekanlarının cennet olmasını diliyorum.
 
Allah böyle felaketlerden bizi korusun.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 274
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 724
Kayıt tarihi
: 08.04.13
 
 

1965 Trabzon Of doğumluyum. İlahiyat Fakültesi mezunuyun.Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeniyi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster