Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '13

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
769
 

17 Şubat 2013 Tekirdağ Uçmakdere Trekking Gezisi Raporu

17 Şubat 2013 Tekirdağ Uçmakdere Trekking Gezisi Raporu
 

17 Şubat 2013 Pazar sabahı saat 7den itibaren gene yola koyulduk. Minibüs bizi Istanbul’da çeşitli duraklardan topladı. Bu sefer istikametimiz Tekirdağ Uçmakdere’ydi. Trekist sıradışı etkinlikler grubundan  19 kişi olmuştuk bu sabah. İki saat yol yaptıktan sonra Tekirdağ yakınlarında yirmi dakika kahvaltı molası verdik. Kıymalı ve patatesli böreklerle ve çayla  kahvaltı yaparken sohbet konuları da çok ilginçti ; moleküler genetik. Yolun geriye kalan kısmında minibüste vakit müziğin sesini bir yükseltip bir alçaltmaka geçti. Tekirdağ’ın Uçmakdere köyüne vardığımızda saat sabah 11 olmuştu. Köyden rehberimiz İbrahim’i bulup hemen Ganos dağına tırmanışa geçtik. Ganos dağı zirvesi 924 metreyükseklikte olup  Trakya'nın 2.inci Tekirdağ'ın en yüksek noktasıdır. Başlangıçtan itibaren yokuş yukarı olan yürüyüşümüzde çevre önceleri karsızdı, Yılmaz çok yüksekte ve uzakta olan karlı tepeleri göstererek oraya tırmanacağımızı söylediğinde herkes şaka yaptığını sanmıştı. Tırmanışa başladıktan iki buçuk saat kadar sonra etrafımızın karla çevrili olduğunu görünce Yılmaz’ın şaka yapmadığını anladık. Bir süre sonra sis bastırmasına rağmen karlı manzaralar, kar ve buzla kaplı ağaç dallarının ve karın içinden fışkıran çeşitli küçük çiçeklerin yarattığı güzellikleri tarif etmek kolay değil. Bir çoğumuz bu güzelliklerin birçok fotoğrafını çektik. Grubun facebook sayfasına konan çeşitli albümlerden bu güzellikleri görmeniz mümkün ama eğer geziye katılmamışsanız çok şey kaçırdığınızı söyleyebilirim. Temiz hava, sessizlik ve doğal güzellik. Yürüyüş esnasında yapılan sohbetlerin tadına da doyum olmuyordu. Önceden tanışanlar ve yeni tanışanlar, herkes sırayla birbiriyle kaynaşıyor ve sohbet ediyordu.

924 metre yüsekliğindeki zirveye tırmanmadık ama 870 metre yüksekliğe kadar çıktık. Yol boyunca köyün köpeği bize eşlik etti. Karlı bölgeye gelmeden önce bir keçi sürüsünün ve çobanının yanından geçtik üç koruyucu köpek uzaktan bizi izledi. Bir süre sonra çoban köpeklerinden birisi yanımıza gelerek kendini sevdirdi. Tırmanışımızın en yüksek noktasını 4 saatin sonunda geçtik ve karlı fakat rüzgarsız bir bölgede 20 dakika yemek molası verdik. Aslında rüzgar çok fazla yoktu. Yemek molası boyunca karşılıklı ikramlar takaslar yapıldı herkes çantasından kumanyasını çıkardı. Sonra bir süre karda yokuş iniş ve çıkışlara devam ettik. Rehberimiz İbrahim bu son çıkış yokuşu dediğinde hep rahatlıyorduk ama her inişten sonra karşımıza yeni bir yokuş çıkıyordu. Bu stresten olsa gerek rahatlamak için grup içinde birden kartopu savaşı başladı. Özellikle bayanların atışları hep tam isabetti ve hep erkeklere atıyorlardı. “Kadınlar erkeklere savaş ilan ettiler diye düşündüm.” Birden uzaktan silah sesleri duyduk. Avcılar ! Yaklaştığımızda 4 avcı gördük, tüfekleri, traktörleri ve avcı üniformalarıyla. “Yazık değil mi hayvanları öldürüyorsunuz” dedik.Bir süre sonra etrafta kar yok olunca artık gerçekten inişe geçtiğimizi anladık. Tam rahatladık derken inişin bacak kaslarını farklı çalıştırdığını ve çıkıştan daha da yorucu olduğunu farkettik. Ama kimse pes etmedi, kendi adıma söyleyeyim haftada 7 gün ağır egzersiz yapmama rağmen iniş sırasında bacak kaslarımda enerji sağlayan glikojen birikimi tamamen tükenmiş ve bacaklarımda yangın çıkmıştı. Her an artık bacaklarım tutmayacak diye korkmaya başlamıştım. Bu yetmezmiş gibi Yılmaz bana bu sefer trekking raporunu sen yaz demişti. Paniğe kapıldım, ne yazacaktım ? iflas etmekte olan bacaklarımı mı ? Yol boyunca Nurcan’dan 4 defa yediğim fırçayı mı ? Tüm zamanların tek bir trekkingde Nurcan’dan fırça yeme rekorunu kırmıştım : “ Rasih o I phone’u alacağım elinden çabuk olmazsan”  “Rasih çabuk ol, sis var, bırak şimdi facebooka resim yükleyip hava atmayı”. Neyse” o andan itibaren inişin geriye kalan bölümünde kafamda yazıyı yazıverdim ertesi gün de kafamdan bilgisayara download ettim. Yazımı  buraya kadar bıkmadan okudunuzsa görmüşsünüzdür.

Nihayet Uçmakdere köyüne indiğimizde toplam trekking yemek molası hariç 6 saat ve 15 kilometre sürmüştü. Sabah saat 11’ de tırmanışa başlamış 17:30 da dönmüştük. Rehberimiz İbrahim bizi evine götürüp kendi yaptıkları ev yapımı şaraptan geçen seferki gibi ikram etti. Herkes yorgunluk şarabı içerken ben ve Seza evin bahçesinde yürüyüşten kas katı olmuş olan bacaklarımızı ve belimizi açmak için stretching yapıyorduk. Seza bir ara isyan etti : “ Rasih bu kadar stretching yeter ben şarap içmek istiyorum”. Seza stretchingi o an bırakıp şarap içenlere katıldı.  Ben de biraz daha stretching yapıp onlarla şarap içtim. Her birimiz İbrahim’den bir – iki şişe şarap satın aldık ve teşekkür ederek ordan ayrıldık. Tam köy kahvesinde çay içeceğiz derken Yılmaz artık havanın karardığını ( 17:30 olmuştu) yolda mola vereceğimizi söyledi. Hemen minibüse atlayıp İstanbul’a dönüş yolunu tuttuk. Tırmanış ve iniş boyunca çok çaba sarfetmiş ve soğuk havaya rağmen terlemiştik. Terli giysilerimi değiştirme fırsatı bile bulamamıştım. Minibüste bu kadar bayan ortasında nasıl değiştireyim ayıp olur diye düşündüm. Yanımda oturan Seza : “boşver canım değiştir üstünü” dedi. Tam “olur mu öyle şey“ diyecekken yan koltuktaki bir beyin üstünü soyup giysilerini değiştirdiğini gördüm. Ben de ondan aldığım cesaretle bir kahramanlık yaparak üst tarafımı soyup değiştrirken minibüsün  ön tarafından Nurcan’ın bana doğru geldiğini gördüm. “Eyvah 5inci fırça geliyor” derken Nurcan’ın bana 5inci fırça için değil gezi ücretlerini toplamak için geldiğini görünce rahatladım.

İki saat sona Tekirdağ’da İbrahim köfte’de Tekirdağ köftesi yemek için mola verdik. Rehberimizin de adı İbrahim, köftecinin de adı İbrahim bu ne tesadüf diye düşündüm. Güzel sohbetlerin olduğu lezzetli bir akşam yemeğinden sonra iki saat daha yola devam edip Istanbul’a gece 10 civarında vardık ve çeşitli noktalarda indik. Çok güzel geçen bir gündü, hem egzersiz yapmış olduk, hem de temiz hava aldık, harika manzaralar gördük, çok güzel sohbetler ve arkadaşlıklar yaptık. Bütün katılanlara çok teşekkürler. “ Ne işiniz var bu soğukta, karda yürüyüş yapıyorsunuz Pazar Pazar  ? Otursanıza sıcacık evinizde” diyenler kendilerini neden mahrum ettiklerinin farkında değiller !

Rasih Bensan 18 Şubat 2013 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 414
Toplam yorum
: 132
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1921
Kayıt tarihi
: 05.05.12
 
 

BİLİM özellikle astronomi ve çeşitli konularda araştırmacı ve yazar Amatör fotoğrafçı, Ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster