Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
2138
 

200. blogu yazarken "seriousness"e devam!

200. blogu yazarken "seriousness"e devam!
 

Üniversiteyi bitirip iş yaşamıma başladıktan sonra İngilizce kursuna yazılmıştım. Gündüz iş, akşam da İngilizce kursu. Zorunlu olmadığından olacak bana çok zevkli geliyordu, adeta gündüzün iş stresini kursta atmış oluyordum. Aktif katılım olduğu için de, kurs gırgır şamata geçiyordu. Derste sadece İngilizce konuşuluyordu...

Öğretmenimizin adı Corcina'ydı. Corcina tipik bir İngiliz'di. Uzun boylu, hafif dolgunca, çilli, İngilizlere özgü kırmızıya yakın tenli ve hippy kılıklıydı. Boğazına doladığı ve aşağı doğru sarkan çeşit çeşit boncuklardan oluşan halkaları ve yine bileklerine taktığı göz alıcı boncuk bilezikleri vardı. Corcina'nın görünüşü tam bir hippiydi ama işinde, bizim sandığımız gibi, sorumsuz ve her şeye boş vermiş biri değildi. İngilizce'yi bizim belleklerimize kazımak için olağanüstü bir performans gösteriyordu, çok ciddi ve bir o kadar da başarılıydı.

Corcina adlarımızdan başka da Türkçe bilmiyordu. Yeni İngilizce kelimeleri yine İngilizce olarak bize anlatıyordu. Bazen yeni kelimenin anlamını sormak, bazen de yeni kelimeyle cümle kurmak için bize soru sorardı ve bizler de parmak kaldırırdık. Birimizin adını kendine has üslupla telaffuz eder, o arkadaş da cevap verirdi.

Yeni kelimemiz "serious"du. En arka sırada sessiz sedasız ve dim dik oturan, konuşmayan gülmeyen bir arkadaşımız vardı. Bütün arkadaşlar ona yöneldi ve onun adını söyleyerek "o" dediler. Corcina başını yanlara sallayarak "No No, He another!" dedi. Sonra da benim oturduğum tarafa dönerek gözlerini bana dikti ve işaret parmağıyla beni göstererek ve yine kendine has üslupla sondaki "n"lere vurgu yaparak "Hasan Hasan" dedi.

Serious ciddi demekti. Böylece tüm arkadaşlar bana bakarak ciddi kelimesinin ne demek olduğunu benden öğrenmiş oldular.

Tabii ki bu işin uzmanı psikologlar daha iyi bilirler; belki de benim de çok şikayetçi olduğum sosyal fobim sebebiyle toplumda çok ciddi kalmaya özen gösteriyordum. Ve hep böyleydim. ama ben içten içe toplumda sulu olmayan, zeka dolu espriler yapan, serbest davranan, şakacı, sosyal insanlara hayranlık duyar ve onlara değer verirdim.

Aslında ben böyle bir iklimde dünyaya gelmiştim. Genelde Karadenizliler ve özelde de Rizeliler sanki şaka için yaratılmışlardı, hayatları şakaydı. Özel sohbetler, genellikle de bel altı olmak üzere, 7'den 77'ye kadar hep şaka üzerinedir. Tabii ki bu şakaların çoğu sulu şakalardır. Ama memnuniyle söylemeliyim ki "Nasrettin Hocalarımız" da hiç az değildir. Tabii ki bu, üstün ve kıvrak bir zekayla beraber sosyal bir kişiliği de gerektiriyordu.

MB'de böyle biri yok mu? Var! Tahmin ettiniz değil mi? Değerli Hemşehrim Ahmet Balcı. Kendisini Sakarya'da doğmuş, aslen Trabzonlu olarak tanıtıyordu ama ben kuşkuluydum. Biraz da soyadından yola çıkarak kendisine soracaktım ki; o, bana yazdığı şiirde aslen Rizeli olduğunu açıkladı. Sakarya'da doğmuş, demek ki Rizeli geni onu Trabzon'a, oradan da Sakarya'ya kadar takip etmiş. Ailece kutlamak gerekir ki, kültürümüzü de unutmamışlar, gittikleri yere taşımışlar ve orada da yaşatmışlar.

Karadeniz'de atışma kültürü çok yaygındır. Neredeyse normal konuşmalar bile atışma tarzındadır. Buna "atma türkü" deriz. Bunlar kafiyeli, her mısrası 7+7 ölçülü, beyitlerden oluşan şiirlerdir. Ahmet Balcı'nın yazdığı şiirler bu tarz şiirlerdir. Aslında bu şiir vezni eski edebiyat kültürümüzde çok kullanılan bir tarzdır. Çamlıbel'in Han Duvarlarına, Kısakürek'in Kaldırımlar'ına bakın aynı şiir tarzıyla karşılaşırsınız. Bugünkü Türk Sanat müzğinin klasik veya güncel, Türkülerin, hatta pop şarkıların güftelerinde bu şiiri görürsünüz.

Bunları neden anlattım; Tıpkı eski şiirimizi çağdışı, basit ve banal görenler, adeta "kargadan başka kuş tanımam" misali serbest şiirden başkasını tanımayanlar Ahmet Balcı'nın şiirlerini de basit görerek eleştiriyorlar. Kesinlikle katılmıyorum. Ahmet Balcı, Çingen Sabiş Sabiha Rana'nın ahşap ev siparişini anlattığı "Nasıl yazar oldum" başlıkı bloğundaki gibi düz yazılarında kıvrak zekaya dayalı ne kadar yaratıcı ise, "Hamsili ekmek" şiirinde de bir o kadar yaratıcı ve şiir tarzında yazdığı için de çok daha etkileyici.

Ahmet Balcı'nın yazıları ve şiirleri neden hak ettikleri reytingi alamıyor? Çünkü, linklere ve anasayfaya girmiyorlar da ondan. Buna rağmen çok okunduklarını düşünüyorum. Zaten yorum kalabalığı her şeyi açıklıyor.

Peki, ben neden ciddiyetten başladım Ahmet Balcı'dan çıktım? Ben Ahmet Balcı'yı tanımıyorum. Ama Rizeli olmam sebebiyle Ahmet Balcı benim için hiç de yabancı biri değil. Yakından tanıyormuş gibiyim. Çünkü Ahmet Balcı modunda arkadaşlarım vardı. Ve yukarıda bu kişilere içten içe hayranlık duyduğumu ifade etmiştim. Bu hayranlığımın sonucu Ahmet Balcı'ya bir şiir yazdım. Peşinden bir daha yazdım ki, peş peşe eleştiriler geldi: Sen de mi Brutus Hasan! Ve ben hemen eskiye, yani "serious Hasan'a geri döndüm!

Blog kategorisi teknoloji başlığı altında gösterilse de, benim de benimsediğim pratik uygulama bu kategorinin MB'nin lokalı olduğu şeklindedir. Hakarete varan kavgalar yerine ortak sorunlarımızın tartışılması, şakaların, yarışmaların yapılması, haftalık "en"lerin yorumlanması, tabir yerindeyse bazılarının da pişti pişpirik oynaması daha güzel değil mi? Birbirini kırdığımız, sinirlendiğimiz değil de, yorgunluğumuzu ve stresimizi attığımız, soluklandığımız bir yer, ya da bir sayfa. ben ikincisini tercih ediyorum. Dünya görüşlerimiz, siyasi düşüncelerimiz farklı olsa da bu sayfada birbirini kucaklamalıyız diye düşünüyorum.

Yine son günlerdeki Oya Tekin ve Beran Üzer'in yazılarıyla ilgili değerlendirmelere de kısaca değinmek istiyorum. Ben neden yazıyorum ve MB'den ne bekliyorum? Benim yazma sebebim tamamen kişiseldir. Bir vatandaş olarak siyaseti yakından takip etmeye başladığım 1990'lı yıllarda, güzelim ülkemin gözlerimizin önünde yağmalandığına şahit oluyordum. Ama iktidardaki liderler gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyorlardı ve bizleri kandırıyorlardı. Ve ben akşam ekranlardan haberleri izlerken en çok içimden ne geçiriyordum biliyor musunuz: Bir gazetede ufacık bir köşem olsa da gerçekleri oradan haykırsam, yalanlarını yüzlerine vursam, diyordum.

2000'li yıllar, Süleyman Ekim arkadaşımız isterse günde 20 yazı aksini yazsın, Türkiye'nin bir restorasyon yıllarıdır. Güzel gelişmeleri baltalamaya çalışanlar, eski yağma günlerini özleyenler kumpaslar kuruyor, yine yalan konuşuyorlardı. Yine yazmam gerekirdi. İşte burada MB imdadıma yetişti. Benim kategorim siyaset ve en çok da bu kategoride yazdım. İktidarın yanlış gördüğüm bazı icraatlarını eleştirmiş olsam da esas eleştirilerim Ergenekon davasıyla özdeşleşen kumpascılaradır.

Yazılarım ne kadar topluma ulaşıyor, ya da etkili oluyor bilemiyorum, ama stresimi attığım, boşaldığım ve rahatladığım bir gerçek. Bu arada çok önem verdiğim bir siyasi yazıma yabancı bir politik site tarafından kopyala- yapıştır yapıldı. Yazım sitede bir yıla yakın kaldı. Diğer bir çok yazım da başka siteler tarafından alıntılandı. İsim vermeden yapılan alıntılarda, benim alıntı yapmış olabileceğim ihtimaliyle, ilgili sitelere ihtar mezajları gönderdim ve bununla ilgili blog yazarak durumu sizlerle de paylaştım. Son bir kaç yazımın da link verilerek alıntılandığına şahit oldum ve bundan mutlu da oldum. Zaten benim amacım da daha çok kişi tarafından okunmaktı.

MB'deki reytingime değinecek olursam, MB'de son günlerde yaşanan performans düşümü benim için de geçerli. Sebebini tam olarak bilmiyorum. Grubun İktidarla kavga etmesinden önce bir ara neredeyse tüm siyaset yazılarım 500'ü rahatlıkla geçiyor, 1000'i, hatta 2000'i birkaç gün içinde aşanlar oluyordu. Bu performans birden kesildi. Yine de siyaset yazılarımın, Celal Çelik hariç, ortalamanın üzerinde olduğunu görüyorum. MB linklerine ve ana sayfaya girmeyen yazıların kesinlikle okunmadıklarının da farkındayım.

MB'den ne bekliyorum, sorusuna gelince: Ben MB'de kendimi daha çok müşteri olarak hissediyorum. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

Saygılarımla...

Ahmet Balcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kutlu olsun. Sonu sıfırla biten nice yazılara sağlıkla. Sevgiler:)

Esma KAHRAMAN 
 17.02.2010 19:50
Cevap :
Çok teşekkür ederim Esma Hanım. Ben de size aynı dileklerde bulunuyorum. Sevgiler...  17.02.2010 19:58
 

Başarılar diliyorum size... Aslında MB çok güzel bir platform. Ama , poşetlik resimler bazen yüzümü kızartıyor. Buna bir çare bulunmalıdır. Herkes her istediğini yazarsa baş aşağı gider bu iş... KOlay gewlsin ...tekrar başarılar dilerim size...

Metin TOPÇU 
 13.02.2010 22:30
Cevap :
Merhaba Metin Bey, hani "Neler yapmadık bu vatan için..." sozu var ya onun gibi "Neler yapmadık bu reyting için; kimimiz özgün eser verdik, kimimiz de poşetlik resim!". Yazın özgün olmadıktan sonra reyting alsan ne olur. Bilmiyorum, bana çok anlamsız geliyor. Yine de inşallah düzelir, diyorum. Yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Rize'ye selamlar...  14.02.2010 0:01
 

Okunma ortalamanız gayet güzel, 620 sayı, güzeldir. Daha çok okunma veya tıklanma, diğer yazarların bloglarını okumaya daha fazla zaman ayırma ve okunduğunu adeta kanıtlarcasına yorum yazma ile karşılıklı alış-verişler gibi bir geniş kitle oluşturuluyor ki, bu da hepten hiç bir meşguliyeti olmayan kişiler için geçerli. Çalışan kesim zaman darlığı sebebiyle, böyle sanal bir zümre oluşturamadığından dolayıdır ki, tıklanma veya ortalama önemli değildir, önemli olan blogtaki kalitedir, blogun verdiği mesajdır. Selam ve saygılar gönderiyorum Antalya'dan...Gül Alkan.

Yurdagül Alkan 
 13.02.2010 18:14
Cevap :
Merhaba Gül Hanım, görüşlerinize katılıyorum. Aslolan kalitedir. Zaten kalitesiz yazılar, belirttiğiniz suni oluşumlarla da ancak belli bir oranda okunmuş oluyorlar, çok yorum alıyorlar ama onun üzerine çıkamıyorlar. Yazımda da belirttiğim gibi, esas olan kaliteli yazıların Milliyet internetin linklerinde, özellikle de anasayfada yayımlanmasıdır. Okunma oranlarını esas bu belirleyici oluyor. Önemli olan bu yazıların seçiminde MB yönetiminin objektif ve tarafsız davranabilmesidir. Ben de İstanbul'dan selam gönderiyorum. Saygılarımla...  13.02.2010 19:16
 

Ben anlaşılmaktan çok düşdürme eğiliminde (zor) olabilirim, hatta bana kendi ruh halini deşifre eden "ÖKÜZ" kelimesi ile yorum yazan bile oldu, okuduğunu anlayamadığı için cevaplamadım, sevgiler.

Kadri KANPAK 
 13.02.2010 11:39
Cevap :
Merhaba Kadri Bey, herkese açık bir blog ortamı olmasına rağmen MB'de yazılar ve yorumlar çok sıkı bir denetim süzgeçinden geçiyor. Zaten MB'nin kalitesi de bu yüzden. O çirkin sözcük gözden nasıl kaçmış, gerçekten şaşırdım. Tabii ki amacımız düşündürmek olmalı. Teşekkür ediyorum. Selamlar, saygılar...  17.02.2010 17:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3287
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster