Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
584
 

2001'den sonra Cumhuriyet Gazetesi

2001'den sonra Cumhuriyet Gazetesi
 

2001 yılında yaşadığımız kriz ve sonrasında Milli Görüş geleneği içinde yaşanan ayrılıklar Türkiye için önemli bir süreci de beraberinde getirmişti. Anti-emperyalist geleneğini sürdüren örgütten ayrılan bir grup yenilikçinin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi tartışmalara neden olmuştu.

Tartışmalar ilk olarak Milli Görüş geleneğine bağlı taraflar arasında çıkmıştı. Gelenekçiler, örgütten ayrılanları hain ilan etmiş ve yollarının yol olmadığını belirtmişti.

Kurulduğu 7 Mayıs 1924 tarihinden beri Cumhuriyet’in temel ilkelerini koruma görevini sürdüren Cumhuriyet Gazetesi de bu yenilikçi ekibe karşı çıkanlar arasındaydı. Kısa zamanda tartışmalara taraf olmuştu.

AKP’nin 3 Kasım 2002 tarihli seçimlere gireceğinin kesinleşmesinden itibaren parti en yüksek muhalefeti Cumhuriyet’ den gördü. Seçim zamanına kadar Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve parti ileri gelenlerinin geçmiş dönemdeki söylemleri, ses ve görüntü kayıtlarındaki konuştukları, irtibat halinde bulundukları kişiler gibi çok sayıda belgeyle birlikte, AKP’nin asla Türkiye Cumhuriyet’ine uygun bir oluşum olmadığını savundu.

Yeni parti, yeni şans

3 Kasım seçimleri tamamlandı ve Adalet ve Kalkınma Partisi seçimlerden galip çıkan parti oldu.

Koalisyon hükümetinin siyasi iktidarsızlığı ve dönem Başbakan’ı Bülent Ecevit’in sağlık sorunları sebebiyle borsadaki hareketlenmeler ve akabinde gelişen bir ekonomik kriz esasında AKP’nin ekmeğine yağ sürmüştü.

Bu zamana kadar mevcut iktidarlardan umduğunu bulamayan halk da belki bir şans diye bu yeni partiye oy vermişti. En azından siyaset bilimciler açısından sebep buydu.

AKP iktidarda bulunduğu ilk 4 senelik dilimde bekleneni verememiş ve eksi yönde politikalara imza atarken yeni Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Milli Görüş gömleğini çıkardığını söylemesi ve değiştiklerini iddia etmesi de Cumhuriyet gazetesini ikna etmeye yetmemişti.

Zira AKP iktidarda bulunduğu sürede bu değişimden hiçbir örnek sunamamış ve ülkeye dini bir düzen getirme sevdasındaki bir parti görünümü sunmuştur. İlk senelerde Avrupa Birliği konusuna da atılımlar yapmış ama sonrasında bu sevdadan da çabuk vazgeçmiştir.

Cumhuriyet gazetesiyse seçimden önceki yayın şekline seçimden sonra da devam ediyordu. Bu arada da AKP’nin yaratmak istediği biat medyasına karşı duruyordu. Biat medyasının az yer verdiği CHP’yi savundu. Hatta CHP haberlerine yer veren nadir gazetelerden birisi oldu.

CHP’yi desteklemesine rağmen eleştirmekten de geri kalmadı. Sık sık zayıf muhalefetten yakındı ve partinin toparlanması gerektiğine dair yazılara yer verdi.

Bu arada AKP, eline geçirdiği iktidar yetkisini kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyordu ve bunu haber verecek medya organı sayısını azaltmaktaydılar. AKP’nin ilk 4 yıllık iktidarında oluşan kadrolaşma hareketleri, yolsuzluklar, ihaleler, özelleştirmeler en fazla Cumhuriyet gazetesinde yer bulmuştu.

Neresinden bakarsanız bakın zor bir süreç vardı gazetenin önünde. Tarihinde birçok kez benzer sorunlarla karşı karşıya kalan gazeteyse yılmadan savunduğu değerleri anlatmaya ve haksızlıkların peşinden gitmeye kararlıydı ancak özellikle CHP kanadında oluşan huzursuzluklar ve bölünme bir birlik ve beraberliği de zora sokuyordu.

Oysa gün birlik ve beraberlik günüydü ama kendine Kemalist ya da ulusalcı diyenler arasında bariz bir bölünme söz konusuydu. Bu bölünme de AKP’nin işini kolaylaştıran etmenlerdendi.

Gazete, bunun yanında kabine üyelerinin eşlerinin kılık ve kıyafetlerini de eleştirmiş, bu giyimin Türkiye’yi kötü tanıttığını ve yakışmadığını açıklamıştı. Bu yazılar gazetenin türban konusunda hassasiyetini bilen biat medyası tarafından ağır eleştirilerle karşılanmıştı fakat kaderin cilvesi olsa gerek Cumhuriyet’e ‘’Size ne milletin kıyafetinden’’ diyerek karşı çıkanlar başka bir yerde karşılaştığı açık bir kıyafeti de ağır bir dille eleştiriyordu.

Daha ilk günlerde ortaya çıkan bu çarpıcı ikilem bize AKP’nin de demokrasi konusundaki çifte standartının ilk ipuçlarını verdi. Böylece Cumhuriyet’e saldıranlar aynı zamanda kendi taraflarındaki olanlara kulaklarını tıkayarak kendilerinden istenileni gerçekleştiriyordu.

Danıştay saldırıları ve sonrası

Takvimler 2006 yılının 17 Mayıs’ını gösterdiğinde Türkiye Alparslan Arslan isimli bir gencin Danıştay II. Dairesinde silahlı saldırıda bulunduğu haberiyle sarsılmıştı. Bu saldırıda Danıştay II. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin öldürülmüştü.

Saldırının ardından ortaya çıkan belgeler de ilginç. 13 Şubat 2006 tarihinde okul öğretmenlerinin türban takma kararını onaylamayan Danıştay üyelerini ‘’İşte o üyeler’’ başlığıyla ifşa eden Vakit gazetesi’nin bizzat üyeleri hedef gösterdiği ortaya çıktı.

Gazetenin saldırı gününden itibaren web sitesini birkaç gün bakım bahanesiyle kapatması da kimilerince tesadüf kimilerince de bilinçli bir saklanma olarak algılandı.

Cumhuriyet gazetesi de bu süreçte, yakalanan Alparslan Arslan’ın Fettullah Gülen’in yeğeniyle görüşmesini ortaya çıkardı ve bu gruba olan yakınlığından dolayı saldırılardan hükümeti sorumlu tuttu.

Ardından çok ses getiren ve ‘’Tehlikenin farkında mısınız? Ve ‘’Cumhuriyetinize sahip çıkın’’ sloganlı reklamlarını yayınladı. Bu reklamlardan sonra biat medyasında telaş başladı ve karşıt reklamlar yayınlandı. Karşıt reklamlar yayınlanırken Cumhuriyet’in reklamları da kesilmişti. Sansürlenmişti. Bu reklamlar bugün bile tartışılmaktadır.

Gazetenin 2001’den beri kendini en çok gösterdiği alan ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. AKP’nin tarafsız bir Cumhurbaşkanı seçmeyeceğini ve kendi karanlık düşüncelerini sürekli engelleyen Ahmet Necdet Sezer gibi hareket etmeyecek bir Cumhurbaşkanı seçeceğini iddia etti.

AKP iktidarı tartışmaları bir şekilde iktidarını sürdürürken alınan erken seçim kararı Kemalist cephede yeni bir umut ışığı yakmıştı. Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi birçok sivil toplum kuruluşunun katkılarıyla mevcut iktidara tepki için bir miting serisi düzenleneceği açıklandı.

İlk miting 14 Nisan 2007’de Ankara’da yapıldı.

Cumhuriyet gazetesi de ulusal medya içinde mitinglere en fazla destek veren gazete oldu ve miting alanında katılımcılara ücretsiz olarak Cumhuriyet dağıtıldı. Mitingler İstanbul, İzmir, Samsun gibi birçok ilde düzenlendi.

27 Nisan tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin web sayfasına koyduğu bilgilendirme notunda yer alan ve açıkca iktidarı hedef alarak ülkede laikliğin ve Cumhuriyet’in çiğnendiğine karşın uyarılar, muhtıra olarak değerlendirildi. Cumhuriyet gazetesi e-muhtıra da denilen bu uyarıları destekledi. Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt da bilgilendirme notundaki uyarıları kendisinin yazdığını açıkladı.

22 Temmuz seçimleri

22 Temmuz seçimleri sürecinde gazete sürekli eleştirdiği CHP’yi destekledi. Bu dönemde herkesin ortak görüşü Cumhuriyet Miting’lerinin de etkisiyle AKP’de yüksek oy kaybıydı. Hatta CHP’nin iktidar olacağını düşünenler bile vardı.
Cumhuriyet gazetesi de yeni bir reklam kampanyası başlatmıştı.

Seçimler tamamlandığında kazanan yine AKP olmuştu. Üstelik oy oranını da arttırmıştı. Bu artıştaki temel etmen alınan borçlarla oluşan nisbi ekonomik ferahlık olduğu düşünülüyordu. Bunun yanında 27 Nisan’daki e-muhtıra ve askerin siyasete aktif müdehalesi de nedenler arasında söylenenlerdendi.

Alınan %47’lik oy oranına rağmen kayıp 5.5 milyon seçmen olduğu ortaya çıkmıştı. Bu durumu örnek gösteren Cumhuriyet de seçimlerin şaibeli geçtiğini söylemişti.

Bu karmaşa devam ederken Türkiye uzun bir süre Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle zaman kaybetti. Aday olan Abdullah Gül’ün Türkiye’nin değerleriyle kavgalı yapısı ve ülkesini Avrupa’ya şikayet etmesi gibi nedenlerle Gül, uygun bir aday olarak görülmüyordu.

Bu konuda yapılan karşıt haberlerle birlikte muhalefet dozajını iyice arttıran Cumhuriyet hem biat medyasını hem de karşıt güçleri kışkırtmıştı.

Gazete binası 3 kere bombalandı. Yine bir tesadüf müdür bilinmez ancak 3. saldırıda polis ilgilendi. Diğer saldırılarda Emniyet Müdürlüğü’nün ne yaptığı ise bilinmiyor.

22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin %47’lik bir oy oranıyla tekrar iktidara gelmesi parti içinde bir rehavet yaratmıştı. Kaba haliyle şımarıklık diyebiliriz. Bu noktada kendilerine yandaş bir medya yaratma çabası içinde biat medyasını arttırma ve Cumhuriyet gibi muhalif sesleri susturmak için hukuk ve demokrasiyi dahi hiçe sayacak faaliyetlere girişmişti.

Şüphesiz seçimler ülke içindeki dengeleri yerinden oynatmıştı. Bu durum Cumhuriyet gazetesi için daha zor günlerin yaklaştığını gösteriyordu. Gelen tehdit mektupları ve telefonları artmıştı.

Özellikle 22 Temmuz’dan sonra artan türban, oruç, namaz baskısı türünden haberlerine sıkça yer verdi. Bu haberler biat medyası tarafından yalanlansa da birçok haber kanıtlanmıştı.

AKP zihniyetini açıkca yansıtan bu haberlere şüpheyle yaklaşılmasını öneren bir grup liberalse henüz netliğe kavuşmamış Ergenekon hakkında sorgulamadan yüklenme hakkını da kendilerinde görmektedir.

15 Mart 2008 tarihiyse Türk siyasetinde bir dönüm noktası oldu. AKP hakkında ‘’Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’’ gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından kapatma davası açıldı.
Bu davaya basından en önemli destek Cumhuriyet’ten gelmişti.

21 Mart tarihindeyse Danıştay saldırılarından sonra ortaya çıkan ve aradan geçen süreye rağmen hakkında bir iddianame bile bulunmayan Ergenekon isimli sözde çeteyi çökertme kapsamında Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar içinde Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk da vardı.

Selçuk’un evi sanki sıkı yönetim dönemini andırırcasına gece 04:30 sularında basılmıştı. 82 yaşındaki yazarın yeri ve yurdu belliydi. Devlet tarafından görevlendirilen koruması vardı.

Olay duyulduktan sonra aralarında CHP yöneticileri , çeşitli örgüt ve dernek üyeleri de olan tüm sevenleri ve okurları Cumhuriyet gazetesi binası önünde toplandı. Herkesin ortak görüşü bu tutuklamaların kapatma davasına yönelik bir cevap olduğu yönündeydi.

Selçuk’a destek vermek için Cumhuriyet binasına gelen Kanal D Ana Haber Bülteni Anchormani Mehmet Ali Birand da öfkeli bir grup tarafından ‘’Ajan istemiyoruz’’ diyerek kovuldu. Birand linçten de son anda kurtuldu.

İlhan Selçuk tutuklanmadan önce Pencere isimli köşesinde yazdığı yazıda “Evet, bu gidişle bir şeyler olacak. Hesaplaşmaya hazırlıklı olalım” diye yazmıştı.

Kısa sürede serbest kalan Selçuk, ardından da kalp rahatsızlığı sebebiyle hastaneye yatırıldı ve ağır bir kalp ameliyatı geçirdi. Durumu iyiye gitmektedir.

1 Mayıs

1 Mayıs gösterilerini kutlamak için işçi örgütleri ve hükümet arasında patlak veren Taksim tartışmalarında bir sonuç alınamamış ve işçi örgütleri 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını ilan etmişlerdi.

1 Mayıs günüyse sabah saatlerinden itibaren göstericiler alandan uzaklaştırılmaya başlanınca provokatörler araya girmiş ve polisle saldırganlar arasında hareretli bir mücadele başlamıştı.

Bu saldırılar Taksim gibi Mecidiyeköy’de de devam ediyordu. Polis ekipleri Şişli’deli Cumhuriyet gazetesi binasına gaz bombası atmış. 2 muhabirse saldırıya uğramıştı. Muhabirlerden birinin de kolu kırıldı.
Gazete ardından hükümeti ve emniyeti kınayan bir yazı kaleme aldı.

Cumhuriyet gazetesi bugün tüm saldırı ve müdehalelere rağmen ayakta duruyor ve daha önce de yaptığı gibi Türkiye’nin kazanımlarını korumak için savaş veriyor.

Dünyada kulvarında tek olan Cumhuriyet, yılmadan karanlığın üzerine gitmeye devam edecektir.

*Medya ve Siyaset dersi final makalemdir..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 309
Toplam mesaj
: 54
Ort. okunma sayısı
: 1359
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Küçük bir kız çocuğu masumiyetidir yazmak, her satırı her cümleyi her kelimeyi tekrar tekrar gözden ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster