Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
1098
 

2007'den sıcak gelişmeler, taze kavramlar, global trendler

2007'den sıcak gelişmeler, taze kavramlar, global trendler
 

• 2006 sonunda Global Market Insitute’ın yapmış olduğu “Küresel Ülke Markaları İndeksi” araştırmasının sonuçları açıklandı. 10 binden fazla küresel tüketici üzerinde uygulanan ankette tüketicilerden “ülkelerin birer marka olarak çekiciliği”nin değerlendirilmesi istendi. Çekicilik kriterleri arasında ülkenin turizmi, tarihsel zenginliği, ekonomik ve teknolojik gelişmişliği, insani sermayesi, eğitim olanakları, kültürel zenginliği, yatırım ve hamleleri, göçmen çekme potansiyeli hesaba katıldı. Araştırma sonuçlarına göre turizm, yatırım ve hamleler, göçmen çekme gibi kategorilerde küresel şampiyon olan Avustralya dünyanın bir numaralı ve en favori markası seçildi. İkinci sırada çok kültürlülüğü, insani/sosyal gelişimi ve eğitim olanaklarıyla küresel bir cazibe merkezi haline gelen Kanada yer alıyor. İsviçre 3., İngiltere 4., İsveç 5., İtalya 6., Almanya 7., Hollanda 8., Fransa 9., Yeni Zelanda 10. sırada. Listede sırayı Japonya ve Singapur gibi Uzakdoğu ülkeleri takip ediyor. Enteresan olan, birkaç yıl önceye kadar en iyi küresel marka sayılan ABD’nin sürekli gerileyerek 11. sıraya kadar düşmesi. Bu gerilemede hiç şüphesiz Amerika tarihinin gelmiş geçmiş en talihsiz, en basiretsiz ve en hegemonik yönetimi olan Bush yönetiminin rolü büyük. Peki Türkiye ankette kaçıncı sırada yer alıyor? Cevabı söyleyeyim, 25. sıradayız. Kısaca daha kırk fırın ekmek yememiz lazım. Ama ekonomide, turizmde, eğitimde, ihracatta yakaladığımız momentum ile, dinamik insan kaynağımızla, girişimci cesaretimizle, AB atağımızla önümüzdeki 10 yıl içerisinde dünyada ilk 10 marka arasına neden girmeyelim ki? Haydi Türkiyem ileri, kim tutar global arenada seni!

• Yönetici Yetiştirme Progrmaları ve Yönetim Eğitimi tüm dünyada köklü değişimlere gebe. Klasik MBA programlarının açmazlara giderek daha fazla gündeme geliyor. McGill’den Henry Mintzberg’in MBA programlarını yerden yere vurduğu son kitabı “Managers not MBAs” küresel olarak satış rekorları kırıyor. Yönetim Eğitiminde yaşanan hızlı ve köklü değişimi kısaca özetlemek çok zor ama yine de deneyelim:

o Analiz yerine senteze vurgu: Analitik ve uzmanlaşmaya dayalı eğitim halen devam ediyor, ancak sentez daha fazla önem kazandı.
o Bilim yerine sanata vurgu: Yönetim bilimleri kavramı ve rasyonel positivist yaklaşım sorgulanıyor, yönetimin ve liderliğin sanat olduğu gerçeği ön plana çıkıyor.
o Amerika modeli dayatması yerine özgün kültürel adaptasyon: Koşulsuz Amerika taklitçiliği yerine her milletin ve kültürün kendine has yönetim modelleri ortaya çıkarılıyor.
o Sınırlar ötesi küresel eğitim: Yönetim gelişim programları ve MBA’ler giderek küresel hale geliyor. Harvard Business School Orta Asya’dan Çin’e, Japonya’ya kadar pek çok ülkede şube açıyor. Wharton, Kellogg, Michigan, Yale, MIT, McGill gibi “top” okullar aynı şekilde küresel işbirliklerine girmiş durumda. McGill ve Henry Minzberg liderliğinde tasarlanan ve yeni yüzyılda küresel yönetici yetiştirmeyi hedefleyen IMPM programı Kanada, Hindistan, Japonya, Fransa ve İngiltere olmak üzere beş farklı ülkede beş ayrı modül ile gerçekleştiriliyor.
o İşletme fonksiyonları yerine strateji, iletişim gibi kompleks becerilere vurgu: Muhasebe, Finans, Pazarlamayı öğrenince artık MBA’ler yönetimi de öğrenmiş sayılmıyorlar. Yönetimin yılların birikimiyle, liderlik tecrübesiyle profesyonel deneyimle kazanılan bir zanaat (craft) ve sanat (art) olduğu artık kabul görüyor.
o Liderlik ve Sanat açılımları: Sanat, felsefe, tefekkür üzerine vurgu yapan liderlik gelişim programları zirve yapıyor. Bu akımın öncülerinden McGill Üniversitesi meşhur yönetim profesörü Nancy Adler sanat atölyesinde verdiği derslerde ve eğitimde müzikle, mimariyle, resimle, heykelle, edebiyatla, şiirle, filmle lider yetiştiriyor. McGill ile Case Western Reserve Üniversiteleri ortaklaşa “The Art of Leadership Center” (Liderlik Sanatı Merkezi) açmaya hazırlanıyor.
o Kar odaklılık yerine Üçlü Sacayağı: Yeni MBA’lerde sadece finansal karlılık değil çevreyi koruma ve toplumsal katkı da ön planda. Buna üçlü sacayağı veya “triple bottomline” deniyor. Buna göre şirketler üç boyutu 3P’yi aynı anda hedeflemeli: Planet (gezegen, ekoloji ve doğal kaynaklar boyutu), people (insani ve toplumsal boyut), profits (finansal boyut).
o Etik değerlere vurgu: Enron, Tyco, world.com, Arthur Andersen gibi küresel şirket skandallarının ve büyük çapta yolsuzlukların ardı ardına yaşanmasından sonra ABD’deki bütün İşletme Okulları ve MBA programlarının paçaları tutuştu ve hepsi birden müfredatlarına “İş Etiği” derslerini zorunlu olarak eklediler. Ancak bu yetmedi. Etik, ahlak, değerler, vicdan, maneviyat, sosyal sorumluluk gibi konular halen Amerika kıtasında ve İşletme okullarında belki de en büyük gündem.
o Sosyal sorumluluğa vurgu: Toplumsal fayda, topluma katkı, çevreye katkı, sorumluluk bilinci, insani gelişim artık şirketler için inanılmaz önem kazanmış durumda. Hatta şu an çok uluslu şirketler ve lider firmalar birer birer “Sosyal Sorumluluk” departmanları açıyorlar.
o Yaşam boyu eğitim: Hayatın her aşamasında artık bireyin aktif öğrenmesi; profesyonel, sosyal ve kişisel gelişim sorumluluğunu bizzat üstlenmesi gerekiyor. Dünyanın önde gelen okullarından Case Western Reserve yeni yönetici gelişim programlarında tüm katılımcılarına “Hayat Boyu Öğrenme ve Gelişim Planı” çıkarttırıyor. Bütün liderlik gelişim eğitimlerinde kendini tanıma, içindeki potansiyeli harekete geçirme, hayalleri tetikleme, hayat boyu projeler üretme, kariyer gelişim portföyleri hazırlama, cesaretli duruş, hayallere sahip çıkma gibi modüller çok önemli yer tutuyor artık.
o Bütüncül insani gelişim: İnsanın farklı yönleri, potansiyelleri, kişilik özellikleri, yetenekleri açığa çıkartılıyor, keşfediliyor ve farklı yönlere hitap eden, bu yönleri dengeleyen programlar geliştiriliyor. Örneğin Notre Dame Üniversitesi İşletme Okulu geliştirdiği “Entegre Liderlik Programı”nda insani gelişimin bütün yönlerini birarada ele alıyor: entellektüel, sosyal, duygusal, fiziksel, ruhsal, moral, etik vb. Böylece etkin liderler bütün yönlerini dengeleyerek ve geliştirerek hadiselere, organizasyona ve olaylara holistik ve geniş açıdan bakabiliyorlar.
o Disiplinler Ötesi Yaklaşım: Fonksiyonların, disiplinlerin, departmanların, sınırların ötesine geçiş vurgulanıyor. Değişimin, krizlerin, problemlerin çok boyutlu ve kompleks hale geldiği belirsiz ve kaotik bir çağda liderlerin displinler arası dinamik ve holistik bir yaklaşımı benimsemeleri gerekiyor. Bu yüzden yeni çağın liderleri Kompleks Bilimlere, Yeni Bilimlere, Sistem Bilimlerine, Kaos Teorisine, Beşinci Disipline, Panarşiye derinlemesine vakıf olmak zorunda.

• Geleceğin teknolojileri kablosuz, sensör, network, mobil ve siber teknolojiler.

• Biyoteknolojide kuantum sıçramalar: İnsan Genomu projesi ile insan genetik kodlarının modellenmesi ve haritalanması insan yaşamını, sağlığını ve bilimini radikal şekilde değiştirecek. Post-genom döneme gireceğiz. Sağlık sektörü köklü biçimde değişecek. Gezegende ilk defa DNA düzeyinde yaşam tasarımı imkanları başlayabilir. Hastalıkların önlenmesi yanında yeni ilaçlar ve yeni yiyecekler icat edilecek. Kritik eşik noktasının aşılabilmesi için üç sacayağı gerekiyor: a) Moleküler manipülasyon, b) biyoçiplerin (yeni sentetik biyolojik maddelerin) keşfi ve c) fizyolojik sistemleri modelleme için gereken ileri hızlı bilgisayar kapasiteleri.

• Nanoteknolojide kuantum sıçramalar: Nanotek, maddenin atomik düzeyde manipülasyonu ve en ileri ve en zor dizayn teknolojisi. Kuantum dünyasına dalış. Bilinmeyen bir dünyada, mikro düzlemde şekil verme, icat, fabrikasyon ve tasarım imkanlarının başlaması. Malzeme biliminin yeniden tanımlanması. DNA fabrikasyonu. İğne ucu kadar robotların kalp ameliyatlarını yapabileceği bir devir.

GELECEĞİN ASIL KRİTİK ALANI İSE "NANO-BİYO". Bu sahadaki gelişmeler sadece 2007'ye değil önümüzdeki 20 yıla damgasını vuracak!

• Geleceğin teknolojileri kablosuz, sensör, network, mobil ve siber teknolojiler.

• Geleceğin yenilik hareketlerinin tetiklendiği küresel yenilik ve teknoloji merkezleri ortaya çıkıyor. BYB “Bilgi Yenilik Bölgeleri” (KIZ, Knowledge Innovation Zone). Serbest Ticaret Bölgelerinden esinlenen ve modellenen bilgi, yenilik ve teknoloji üretim bölgeleri bunlar. Bu bölgelerde akademi-üniversiteler-araştırma merkezleri-enstitüler-devlet kurumları-şirketler-sivil toplum kuruluşları beraber teknoloji ve yenilik üretimi için sinerjik işbirlikleri, stratejik ortaklıklar ve ortak projeler gerçekleştiriyorlar. Bu bölgelerde risk sermayesi, melek sermayesi, teknoparklar, teknokentler, kuluçka merkezleri birarada yer alıyor. Silikon Vadisi, İsrail TEFEN Modeli, Dubai Bilgi Köyü, Leiden Bilgi Topluluğu, Baltık Denizi Bilgi Bölgesi, Barcelona Bilgi Yerleşkesi, Şangay Geleceğin Şehri, Hyderabad Bilgi Şehri, İsveç-Danimarka-Kopenag Hattı Sınırötesi Oresund Bölgesi bunlardan bazıları.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2473
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster