Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
643
 

2010 yolculuğu 3 puanla başladı

2010 yolculuğu 3 puanla başladı
 

Fatih Terim 4-3-2-1 sisteminde ısrarlı.


Millilerimiz 2010 Dünya Kupası Grup Eleme maçlarının ilkini Ermenistan deplasmanında oynadı. 2-0'lık sonuçla grup maçlarına iyi bir başlangıç yaptığımız karşılaşma muhtemeldir ki, futbol kamuoyumuzda çelişkili yorumlara sebep olacak. Özellikle maçın ilk 45 dakikalık bölümünde sahaya istediklerini yansıtamayan, Ermenistan milli takımına oyununu kabul ettiremeyen bir milli takım izledik.

Teşbihte hata olmaz, Dario Moreno ve Tanju Okan'la ölümsüzleşen “Deniz ve Mehtap” şarkısını hemen oracıkta coverlayıp “Zemin ve rüzgar sordular seni, neredesin?” diyerek mırıldanmaya başlamıştık ki, ilk yarının bitiş düdüğü geldi. Omuzlarımızda hala parıldayan “Dünya üçüncülüğü” apoleti, Euro2008 ile beraber üstümüze iyiden iyiye sinen “Avrupa'nın Brezilyası” yakıştırmaları ve Hrazdan Stadındaki ilk yarı. Gerçekten de ilk yarı nerelerdeydik? Sanıyorum bu maçın şifresi “zemin” ve “rüzgar” kelimelerinde gizli. Ermenistan'ın evinde sergilediği performans ve dikkat çekici istatistikleri maç öncesi kafaları bayağı karıştırmıştı. Hatta bu görüntü yüzünden spor basınında bir takım abartılı yorumları da okuduk. Fakat maç başladığında Ermenistan'ın nasıl “evinde çok zor gol yiyen” bir takım olabildiğini çözdük. Zaman tünelinden geçmişcesine insanı şaşırtan tipik Sovyet mimarisine sahip stadın zemini de kendisi de 30 yıl öncesinde yaşıyor. Hrazdan Stadı aldığı rüzgarla da bizim Olimpiyat Stadına ciddi bir rakip. Öyle ki, Ermeniler stadı yıkıp rüzgar santralleri kursalar ülkenin enerji ihtiyacına ilişkin önemli bir açılım yapmış olurlar. Hal böyleyken Ermenistan deplasmanına giden takımların top yapması ve oyun kurması alabildiğine zorlaşıyor. Zemin yerden pas trafiğini kısıtlarken, rüzgar da hava toplarını alıp sahanın ücra köşelerine bırakıveriyor. Millilerimiz gibi topa sahip olduğu ve rakip yarı sahaya geçtiği anlarda kalitesi ortaya çıkan takımlar; Hrazdan Stadında zorlanıyorlar, bundan sonra da zorlanacaklar. Anlayacağınız İspanya'nın da, Belçika'nın da, Bosna'nın da bu şartlarda işleri çok kolay olmayacak.

Fatih Terim henüz 2010 yolculuğunun başında Euro2008'e bir atıf yaptı. Anlaşılan Fatih Hoca turnuvanın modası olan defansif 4-3-3 (ya da 4-3-2-1) sistemini milli takıma adapte etmeyi kafasına koymuş. Avusturya ve İsviçre'de bu taktik sistemin galasını Portekiz maçıyla yapmış, o karşılaşmadan boynumuz bükük ayrılmıştık. İlginçtir, o maçta da Mevlüt forma giymişti. Ermenistan karşısında da dörtlü defansın önünde Aurelio, orta sahanın ortasında Emre ve Tuncay, solda Arda sağda Mevlüt hedef santrfor olarak da Semih görev aldılar. Aslına bakarsanız bugün dünyada pek çok takım orta sahasını beşli kuruyor. Maça, takıma ve koşullara göre değişen bu beşli orta sahanın yapılanması meselesi. Tabi bir de 4-4-2 oynamayı uygun gören ülkeler ve teknik adamlar var ama Gerard ve Lampard'ın olduğu dörtlüler bile zaman zaman beşli orta sahalardan tokat yiyebiliyorlar. Terim'in bugüne kadarki 4-3-2-1 denemeleri olumsuz sonuç verdi ancak kendisinin Galatasaray'daki ilk döneminde de inat ederek kafasındaki sistemi sahaya yansıtmayı başardığını biliyoruz. Ermenistan önünde golü bulmamız Colin Kazım'ın oyuna girerek 4-1-4-1'e dönülmesi başka bir deyişle kanatlardan oyuna genişlik kazandırılmasıyla mümkün oldu. Esasen oyunun hücum yönünde elimizde böyle bir kadro zenginliği varken rakip yarı alanda olduğumuz sürece problem yok. Fakat rakip İspanya olunca defansif problemlerimiz gün yüzüne çıkacak. Gökhan ve Servet'in yanına dengeli bir stoper alternatifi bulmamız şart görünüyor. Ne zaman ki, yurt dışına sıkça stoper ve bek ihraç etmeye başlayacağız işte o zaman “Top Class” takımlar arasına adımızı yazdıracağız.

Şimdi önümüzde Çarşamba günü oynayacağımız bir Belçika karşılaşması var. Belçika, son karşılaşmamızdan bu yana yeniden yapılanmaya çalışan ve bunu belirli ölçüde başarmış bir takım. Almanya ile oynadıkları ve 2-0 kaybettikleri hazırlık karşılaşmasında onları izleme fırsatı bulmuştuk. O maçta ilk göze çarpan orta sahayı mücadele gücü yüksek futbolculardan kurdukları ve oldukça sert futbol oynadıkları olmuştu. Bizim de kendi sahamızda tabiri caizse daha kolay “dolduruşa geldiğimiz” düşünülecek olursa Çarşamba günü çelik gibi sinirlere ve maç içindeki muhtemel sıkıntılar açısından tribünlerde sabra ihtiyacımız olacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlk yarı o kadar kötü bir futbol vardı ki dayanamadım. Beklemedim ikinci yarıyı kapattım. Zaten işim de vardı bahanem oldu. Bu yüzden maç yazısı da yazmadım. Ancak tespitim şudur ki, milli takım'ın yükünü çeken FB ve GS kadroları Euro2008 ve akabinde gelen CL maçlarının yükünden fiziken ve mental olarak yorgun gözüküyorlar. Umarım bu yorgunluk hem kendi takımlarını hemde milli takımı etkilemez. Trafiğe bakın, çarşamba milli takım maçı, cumartesi Ankara deplasmanı, çarşamba Porto deplasmanı, cumartesi gene lig maçı. Çok hızlı başladık gerçekten. Saygılarımla.

Ahmet ÇELİKSÜNGÜ 
 08.09.2008 10:12
Cevap :
Haklısınız Ahmet Bey, Avrupa'da sezon içinde toplam 80 maç oynayan futbolcular var ama bu durum bizimkileri etkileyebilir.  08.09.2008 12:11
 

Sanırım milli takım oturdu. Oyuncu istikrarı sağlandı ve kimin nerde olduğu belli bir sistem sağlandı. 2002'den sonra herkesin rahatlıkla sayabileceği düzenli bir 11 kurduk gibi.

Eşit Ağırlık 
 07.09.2008 15:04
Cevap :
Harun Bey yorumunuza katılıyorum. Kadronun iyiden iyiye oturması için Belçika maçının da kayıpsız geçilmesi lazım. Aksi halde sizin de bildiğiniz gibi kazan hemen kaynamaya başlar bizde.  07.09.2008 20:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 716
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster