Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
517
 

21. yüzyılda kimlik bunalımı 1

21. yüzyılda kimlik bunalımı 1
 

21. yüzyılın en büyük hastalığıdır kayıp insanlar, kendinin dışına çıkıp kendini bulamayan insanlar. Manik depresif, obsesif kompulsif, panik atak, şizofreni ve daha Latinceden telaffuzu yapılamayacak kadar kompleks postmodern hastalıklar ve bu hastalıkları arzulayan sonra içinde kaybolan evlat edindikleri mutsuzluktan kurtulmak için pusula arayan kayıp insanlar…

Nedeni nedir, hangi model tetikler bizi, ya da hangi öykünme bu kadar hastalıklı bir devir oluşturabilir, insanlar hep beraber ve birden siyah ve moru tercih eder, death metal, hard rock , psychedelic rock dinlenmeye, karanlık ve sisli odalarda kendilerini aramaya başlarlar.

Bir Morisson ya da Marilyn Manson, Kurt Cobain veya Nietzche (örnekler çoğaltılabilir) model alınır, bilinçlerine değil ağızlarına ve davranışlarına öykünülür, sanal bir hüzün çevresi içinde dumanlı bir varoluş sağlanır, ellerindekinin kıymetini bilmeyen bir nankörlük kuşanılarak yaşama saygısız bir yok oluş övülür.

Görünenler, görünmeyen nesnelerin ardındaki gerçekleri saklamaz mı? Biz hangi görülenle gerçeği tarif edebiliriz ki? Gerçeğin kendisini tanımıyorken ya da zaten gerçek ve doğru diye bir kavram doğada yokken ( yok demek doru bir tanım olmayacaktır, kendi öznel koşulları içinde sürekli değişiyorken demek daha doğru olur ) kokuşmuş bir sistemde neyi gerçek ve doğru olarak tanımlayabiliriz.

Bu çağ bize hep ben kimim, ne istiyorum, varlık nedenim ne diye sorular dayatıyor, iletişim ya da iletişimsizlik ağı öyle şuursuz ve hastalıklı bir şekilde yayılıyor ki ortaokul çağındaki çocuklar bile uyuşturucu kullanabiliyor, keşfedemedikleri bu dünyadan bıkıp intiharı seçebiliyorlar ömürlerinin ilk çeyreğinde.

Senin dışında akıp giden, seni umursamayan bir zerre bir nokta gibi davranan zaman, hayat ve karşısında hayatı sürekli sollayan ve sorgulayan, ancak bunu yaparken keşkeler biriktiren sen...

İlla bir şey olmak ve istemek, elde etmek zorunda mıyız? Bizi mutlu edecek olan ait ya da sahip olmak mıdır? Çocukken bak başkasına veririm lokmanılarla yemek yemen için için bencillik öğretilir, kimi daha çok seviyorsunla sahiplik kim senin annenle aitlik, kimseye kendini dövdürmelerde yabancılık, güvensizlik öğretilir aile senden kocaman bir ego kulesi oluşturur…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

okurken saydıklarınızı öğretilmiş çaresizliklerimiz dedim, öyleyse bu çemberi kendi çocuklarımızla konuşarak belki kırabiliriz, evliliğin ne olduğu devletin ne olması gerektiği, hakikat hayatın düzen düzülen ilişkisinin dışında olduğunu,, inadına yazmak konuşmak gerekir, eliniz sağlık saygı ve sevgiyle..

Salih ERDAGI 
 18.10.2007 19:30
Cevap :
evet herşey kurduğumuz cümlelerin gizinde saklı bundan dolayı gerçekten iki düşünüp bir konuşmalıyız ama herkesle eşimizle çocuğumuzla komşumuzla hayvanlarla herşeyle konuşmak kurtaracak belki herşeyi... sevgilerimle...  18.10.2007 19:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 477
Toplam mesaj
: 102
Ort. okunma sayısı
: 1460
Kayıt tarihi
: 08.07.07
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunuyum. Şu anda özel bir telekomünikasyon şi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster