Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
52
 

21.Yüzyılda Kitap- 2

C.KİTAPLARI VAR EDENLER: YAZARLAR

             Çağlar boyunca üzerinde yazı yazılan malzemeler ve yazma usulleri (taş yontucudan bilgisayara)  çok değişti ama yazarlar hep aynı kaldı. Tabletlere yazı kazanlarla, görkemli anıtlara konulan yazıtları bir kuyumcu titizliğiyle taşlara işleme işine “Taş işçiliği” dendi ama bizce düpedüz yazarlıktı. Yalnızca kalem yerine çekiç veya keski kullanılıyordu o kadar. Daha sonraları hayvan derileri ki en kıymetlisi ceylan derisiydi, ve de papirüs kâğıtlar üzerine yazı yazmaya geçilince, yazarların kıymeti azaldı mı çok fazla bilinmez ama henüz icat edilmediği asırlarda kâğıt üzerine yazı çıkarmak toplumun en itibarlı ve kazanç getiren işlerinden biri oldu. Tüm hükümdar ve egemenlerin yazılarını yazan ve okuyan kâtipleri vardı. Bunlara büyük meblağlar ödedikleri kesindir. Öte yandan el yazması eserlerin müellifleri ve onları nüsha nüsha çoğaltanlara içinde bulundukları toplumlar her zaman itibar gösterdiler. Zaten yüzdeye bile vurulamayan okuma yazma oranlarında doğal bir sonuçtu bu.

            Kaligrafiye çok uygun yapısı nedeniyle Arap harflerini bir tablo güzelliğinde yazmanın ismi olan Hüsn-ü Hat, Osmanlı Toplumu’nda büyük bir gelişme gösterdi. Özellikle Kuran ayetleri ve duaları işleyen hatları yazanlara Hattat deniyordu. Celi, sülüs, nesih, rikâ gibi yazma stilleri olan Hüsn-ü Hat sanatında büyük hattatlar yetişti. Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Mustafa Rakım Efendi, Ebuziya Tevfik ve Hamit Aytaç gibi üstadlar bu işi para kazanmaktan ziyade sevap kazanmak ve  “Devlet ricalinin teveccühüne mazhar olmak “ için yapmış olsalar da, gerek sağlığında ve gerekse vefatlarından sonra, eserleri büyük paralarla alınıp satılır oldu.

             Devrin büyük hattatlarından biri Üsküdar’dan Sirkeci’ye kayıkla geçmiş. Ancak yolculuk sonunda para kesesini yanına almadığını fark etmiş. Baktı ki kayıkçı ücreti isteyecek, hemen heybesinden bir kâğıt çıkarıp, en güzel hatlarından birini çizip durumu anlatmış ve kayıkçıya vermiş.Kayıkçı: “Canın sağolsun beybaba..Bir daha ki seferde verirsin” diyerek değerini bilmediği hattı almak istememiş. Ancak  ünlü hattatın ısrarı karşısında alıp kayığında bir yere koymuş. Üsküdar’a dönerken bu hattı gören meraklı bir zengin, kime ait olduğunu hemen anlamış ve tam beş altın vererek kayıkçıdan satın almış. Başına devlet kuşu konan kayıkçı ünlü hattatımızın tekrar gelişini gözleyedursun en güzel geleneksel sanatlarımızdan olan hata olan ilgi günümüze kadar devam etmiştir.

                     Matbaanın gelişine sanıldığı gibi yobazlardan çok onları öne süren el yazması eser sahipleri ve onları elle yazarak çoğaltanlarla bu işi meslek edinen kâtipler sınıfı itiraz etmiştir. “İstemezük” sesleri matbaanın Dersaadet’e gelişini bir süre ertelese de İbrahim Müteferrika’nın gayretleriyle ilk matbaa “Matbaa-ı Amire “ ismiyle payıtahtta tesis edilmiştir. Bu matbaada çok uzun bir süre Kuran-ı Kerim ve devlete ait resmi kitaplar basılmış, özel matbaaların çoğalıp, Osmanlı yazarlarının eserlerinin basılabilmesi için 19.Yüzyılın ortalarını beklemek gerekmiştir. Anılan matbaada ilk basılan kitap bir sözlük olup “Vankulu Lügatı” adını taşıyordu. Hattatlık yanı güzel yazı bu dönemde de önemini korumakla beraber ilk büyük edebiyatçılar birbiri ardında ortaya çıkmış, günümüzde klasik kabul edilen edebi eserleri yazmışlardır.

            Yazarların hattatlardan farklı olarak tanınması, şöhret kazanması, kalemiyle hayatını kazanması yazarların çok kıt olduğu bu dönemde de geçerlidir. Büyük tanınan yazarların çoğunluğu ya aileden zengindir. Ya da siyasi otorite tarafından korunmaktadır veya basın- yayın organı mezunudur. Bu kategorinin dışında olanlar Ömer Seyfettin gibi şöhretli bir hikâyeci olsalar da vefat ettiklerinde naaşlarının kadavra olarak kullanılması ihtimali olabilir.

            Cumhuriyetle birlikte bu tablo çok fazla değişmez. Zamanın siyasi otoritesine yakın yazarlar her defasında ön plandadır. Biraz dışarıda duranlar veya başka bir deyişle aykırı olanlar Mehmet Akif veya Nazım Hikmet gibi şiir devleri olsalar bile ülkede fazla barınamaz yurt dışına kaçarlar. Cumhuriyet yazarının bu kaderi ne yazık ki hiçbir dönemde değişmez. Ne kadar parlak ve yetenekli bir yazar olursanız olun, birileri tarafından korunup kollanmıyorsanız, unutulmuşluğa terk edilir gidersiniz. Mesela akademisyen olduğu halde Ahmet Hamdi Tanpınar gibi vefatından çok sonra dünya çapında olur, ya da Nahit Sırrı Örik gibi vefatından yarım yüzyıl sonra gün ışığına çıkarsınız.

            21.Yüzyılın ilk çeyreğinde yazarların pür hali melali aynı minvalde sürüp gidiyor. Türk edebiyatı, Orhan Pamuk’la Nobel Edebiyat Ödülü kazanıp, Yaşar Kemal gibi en az 2-3 nobele lâyık yazarlar yetişmesine rağmen hâlâ belini doğrultabilmiş değil. Önceki iki yüzyılda olduğu gibi korunup kollananlar parsayı toplarken, geride kalan herkes boğaz tokluğuna bile yazamama perişanlığı içindedirler. Türkiye’de kâğıt fabrikalarının kapanması bu maddeyi altın kadar değerli bir hale getirirken, yayınevleri yeni yazarlara şans tanımayı kitap başına binlerce lira alarak yapmakta, aksi halde yüzüne dahi bakmamaktadır.

            Bu döneme damga vuran değişik bir olgu da furya yayıncılar ve furya yazarlar…Bazen isimsiz bir yazarın imzasıyla yüz bin baskı falan diye bol bol tanıtım ve raklam kampanyalarıyla tek bir kitap  – ya da kimin ne amaçla – Çok para kazanmak olabilir mi? Bu kadar az kitap okunan bir ülkede?..- kurduğu meçhul bir yayınevinin peş peşe çıkardığı cilt cilt kitaplar ya da internette yazmaya başlayıp kitaba terfi edenlerin yazdığı acılı / acısız aşk meşk romanları…Kuşkusuz edebi yönden epeyce alt düzeyde olan bu furyalar saman alevi gibi parlayıp sönse de mağdur olanlar değişmiyor: Eserlerini ilmik ilmik dokuyup, kaliteden ödün vermeyen  isimli- isimsiz yazarlar…

            Dünyanın çok gelişmiş birçok ülkesinde de buna benzer gelişmeler olduğunu duyuyoruz. Edebi düzeyi tartışılmayan birçok değerli eser sahibi bilmem kaç yayınevi dolaştıktan sonra bu eserini yayınlatabilmiş. Basın ve yayın dünyasını elinde tutan belli tekeller kimi göklere çıkaracaklarını iyi biliyorlar diyerek önümüzdeki on yıllarda yazarlığın geleceğine bir göz atalım: E - kitapların ve her türlü elektronik yayıncılığın kitabı yok edemediğini başlangıçta gördük. Bu meyanda gerek geleneksel ortamlarda, gerekse dijital ortamlarda “Yazarsız” olamayacağı açıktır. Hangi tür metin olursa olsun, taştan tabletlere yazı kazıyan ilkçağ yazarları gibi vazgeçilmez olacaklardır.

            Belki yapay zekâ çok gelişip de, “Derin öğrenen makinalar” her şeye sentetik burnunu sokmaya başlarsa, yeni bir “İnsan olmayan yazar türü” ortaya çıkabilir. Şiir dahil her edebi türü belleklerinde yoğurup okuyucuya sunabilirler. Hatta onlardan ısmarlama öyküler, romanlar yazması bile istenebilir. Belki de tüm anlatım şekillerini, en usta yazarların yazı stillerini analiz ederek üst düzeyde eserler ortaya koyabilirler.

            Ancak her şeye rağmen duygudan yoksun olacaklarından insanın yüreğine dokunan mısralar veya satırlar yazamayacaklardır. Bu bakımdan yarınlarımızda Güneş Sistemi ya da derin uzayda seyahat eden uzay gemilerinin mürettebatı uykuya çekilmeden önce yapay zekânın değil, duyguları olan gerçek yazarların yazdığı kitapları okuyacaklardır.

             D. VAZGEÇİLMEZ SACAYAĞI: YAYINCILAR

             Kitabı meydana getiren sacayaklarından biri de yayıncılıktır. Yayıncı deyince, bir kitabı ticari amaçla yani satıp para kazanmak amacıyla basıp yaya kişi ve kurumlardır. Yani yayıncılıktan söz edilebilmesi için bu işin ticari amaçla yapılması gerekir. Bu meyanda kanunlarla kendisine verilen görevi yerine getirmek için kamu kurumlarının kitap basıp dağıtması yayıncılık faaliyeti sayılmaz.Keza reklam amacıyla da kitap veya broşür basmak da yayıncılık değildir.

            İlk yazma kitaplar tarihin sahnesine çıktıklarında kitabı elle yazıp çoğaltanlar aynı zamanda bu kitabın yayıncısıydı. Yani kitapları elle yazıyor ve para kazanmak için satışını da gerçekleştiriyordu. İrili ufaklı hükümdarlar da yazarlara kitap ısmarlayarak bir tür yayıncı oldular. Bu kitapları daha sonra satsalar da bugünkü anlamda bir yayıncılıktan bahsedemeyiz.

            Matbaanın icadı ve kitle halinde kitap basılmasıyla beraber yayıncılığın da patlama yaptığı sanılabilir. Oysa 19.Yüzyıla kadar modern anlamda yayıncılar pek olmadı. Matbaa sistemleri çok pahalı ve çalışma sistemleri zor olduğu için daha çok devletler kitap bastırıyordu ve takdir edilebilir ki pek ticari bir amacı yoktu.

            19.Yüzyılda özel matbaalar çoğalmaya başlayınca yayıncılık bir meslek olarak ortaya çıktı. Artık her konuda kitap basmaya başlayan özel yayınevleri her defasında olmasa bile kalite ile para kazanma, yeni eserler ve yazarlara açık olma ile satabilme dengesini hep kendi ticari çıkarları yönünde kullandılar. Belki de kültür ve sanatın yerlerde süründüğü bizim gibi ülkelerde ayakta kalabilmenin temel şartlarından en önemlisi buydu. Tabiatıyla bu yerleşmiş yayın politikalarından en çok yararlananlar bir şekilde tanınmış veya güçlü desteklere sahip yazarlar oldu. Ara sıra bıkıp usanmadan yayınevi kapılarını aşındırıp, sonunda eserini kabul ettiren bazı yetenekli yazarlar da sonra çok ünlülerden oldular. Ancak yayıncılığın bu kayırmacı yayın politikası hiç değişmedi.

            Batı dünyasında Penguen Books, Random House, Macmıllan Books, Harper Collins, Bonnier, Shueisha İnc. gibi yayınevleri dünya çapında reklam kampanyalarıyla kitap başına yüz binler ve hatta milyonları aşan baskılar yaptılar. Halen bu etkinlikleri devam etmekte olup, Amazon.Com gibi dünya çapında e- satış mağazaları vasıtasıyla yerküremizin her tarafına erişmektedirler. Tabatıyla bunda İngilizce’nin yaygınlığı ve hatta dünya dili olmasının da payı büyüktür. Başka bir dilde ne kadar büyük bütçe ayırırsanız ayırın, bir kitabın aynı rakamları yakalaması imkansızdır. Dev nufüslarıyla Çin veya Hindistan’ı ayrı tutmak gerekir ama Japonya ve Güney Kore hariç, Uzak Doğu ve Güney Asya’da kitap okuma oranlarının henüz düşük olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan dünyanın her yerinde herhangi bir kitabın Amerika veya İngiltere’de basılması büyük önem taşır. Batıdaki bu satış-pazarlama avantajları pek çok sayıda yazarın kitap dünyasına girişini sağladı mı, hayır…Hemen her yerde olduğu gibi kapitalist kuralların geçerli olduğu yayın dünyasında da “En çok satabilenler” çok kitap yazdılar, ünlü oldular ve büyük paralar kazandılar. 

            Türkiye gibi kitap okuma hemen her zaman yerlerde süründüğü ülkelerde de 20.Yüzyıl içinde çok sayıda yayınevi açıldı. Uzun bir süredir varlığını sürdüren Remzi Kitabevi yanında, Yapı Kredi Kültür Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları, Cem Yayınları, Doğan yayınları ve Timaş onlarca yılı geride bıraktılar. Bunlara daha sonra Kapı Yayınları, BKY, Ayrıntı Yayınları, İletişim Yayınları, Destek Yayınları gibi büyük yayınevleri eklendi.  Şu bir gerçektir ki her zaman işin kaymağını birkaç büyük yazar yedi. Hatta Orhan Kemal ve Yaşar Kemal gibi çok satan yazarlar bile çok sonraları ünlü olup, kitaplarından para kazanmaya başladılar. Nobel sahibi romancımız Orhan Pamuk ise aileden zengin olmanın avantajıyla pek böyle sıkıntılar çekmedi. Eserleri her zaman anında basıldı, dağıtıldı, yabancı dillere çevrildi, kendisi ünlü oldu ve büyük paralar kazandı. Ancak bu başarılarını aynen Elif Şafak gibi sözde Ermeni soykırımını yazıp söylemesine de bağlayanlar çok oldu.

            21.Yüzyılın iki on yılında da pek değişen bir şey olmadı. Akıllı telefonda arkası yarın öykü ve hatta roman yazma amacıyla servise konulan dünya çapında Whatpad uygulaması “Global Yayıncılık Forumu” iddiasıyla tam 70 milyon takipçiye ulaştı. Sistemde tam 500 milyon öykü paylaşıldığı söylendi. Bu öykü ve romanları yazanlar daha sonra kitaba terfi edip, büyük kampanya ve reklamlarla binlerce basılan kitaplarıyla ortaya çıktılar ama ne yazık ki edebi değerleri sıfırın biraz üzerinde oldu. Başlangıçta zikrettiğimiz gibi E-kitabın egemenliği öngörüsü gerçekleşmedi. Zaten E-kitap yayıncıları da bildiğimiz yayınevleri oldu. Bilmem hangi akla hizmetle yazarlara kendi E-kitabını yayınlama izni verilmedi. Yani yazarlar herhangi bir yayınevi ile anlaşmadan E kitap çıkaramıyorlar. Sonuçta her şey yayınevleri ve ünlü yazarların çıkarlarına göre düzenlenmiş. Adam bildiğimiz kâğıttan kitabını yayınlatabilse zaten E kitaba gerek kalmayacak ama belki de ilgili yasal düzenlemeyi hazırlayanlar belki de yayıncılar…

Son dönemde yayın dünyamızda başka ilginç gelişmeler olmuyor değil. Bunca sermayeyi nereden bulduğu bilinmeyen bazı yeni nevzuhur yayınevleri çoğu roman bol bol kitap yayınlıyor. Yazar isimleri bir ikisi dışında yepyeni..Belki de müstear isimler.Yani kimin yazdığı şimdilik meçhul. Siz de bu kervana katılmak isterseniz 2022’ye kadar doluyuz diyorlar. Kitap dünyamızın zenginleşmesi adına iyi bir gelişme sayılabilir ama bari kitap okuma oranları artsa… İkinci bir gelişme de para karşılığı, kaliteli kalitesiz ayırt etmeden ücretle kitap basan ve dağıtan yayınevleri. Tabiatıyla adını bir kitabın üzerinde görmek isteyen hevesliler istenen para ne olursa olsun çalakalem hazırladıkları dosyaları kitap haline getiriyorlar. Bu “Yazarlar” genelde tek kitapla kalıyor . Hevesi geçti mi ikinciyi bekle de gelsin..Herr şeye rağmen kitap yayınlatmanın aslanın ağzında olduğu bu zamanda, çok da fena bir gelişme değil. Gerçekten iyi yazan, kaliteli kalem sahipleri dışından tırnağından arttırarak, buralardan da üste para vererek kitap çıkarır.

21.Yüzyılın ilerdeki on yıllarında teknolojideki alabildiğine gelişme karşısında elbette ki bazı gelişme ve değişiklikler olacaktır.Zira değişmeyen tek şey değişimdir.Bu meyanda yayıncılığın yeni baskı ve düzenleme teknikleriyle çok daha kolaylaşması, E dağıtım kanallarının son derecede gelişmesiyle daha çok satış; gittikçe bulunması zorlaşan ve pahalılanan kâğıdın yerini alacak yeni bir malzeme ile kitapların çok daha ucuzlaması ve okur sayısının katlanarak artması mümkün olacaktır. Sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, üç boyutlu hologram görüntüleme, yapay zekâ (Yeni editörünüz yapay zekâ! ) robotik ( Çocuklara kitap okuyan sevimli bir arkadaş!) gibi yeni teknolojilerle kitap yayınlamak ve kitabı sevdirmek, hayatı kolaylaştırmak adına büyük bir ivme kazanabilecektir. Artık bir çok işi yapay zekâ ve robotların yapması nedeniyle insanların boş zamanı çok daha fazla artacağından bu boş zamanlarını kitap okuyarak doldurabilirler.

Yüzyılın ortasından sonra devreye girecek süper teknoloji ve Endüstri 5.0 uygulamalarıyla yayıncılığın nasıl bir manzara alacağı şimdilik belli değilse de insanoğlunun duyguları ve merak dürtüsü kitaplar ve onları vücuda getirenlerden biri olan yayıncıları da hep var edecektir.

 E. SONUÇ

 Dünya uygarlığının gelmiş geçmiş en önemli buluşlarından biri olan ve Yaratıcının buyruklarıyla yüceltilmiş olan kitabın bu gezegende insanlar yaşadıkça varolacağını, duyguları olan insanoğlunun yazmayı ve okumayı bırakmayacağını, bu ikisi varoldukça da yayıncıların da her zaman sahnede bulunacağını kesinlikle söyleyebiliriz.

Peki, tekillik denen olgunun gerçekleşmesiyle her şey; ya yapay zekânın ve onunla donatılan robotların eline geçerse? Yahutta geleceğin muhtemel Dijital Hülagüları, “Her şey nasılsa bilmem kaç zeta baytlık belleğimizde var” diye kütüphane ve kitapları toptan yok etmeye mi kalkarsa?

Bereket Asimov’un bilim literatürüne getirdiği “Üç robot kuralı” var: “İnsana zarar verme. Dolayısıyla da kitaplarına dokunma!”

Ancak biz bu uzak gelecekten önce, insanımızı nasıl okumaya ikna edebiliriz üzerinde çok düşünmemiz gerekiyor. Eğer bu yurdun insanları en az bir İspanya kadar okumaya başlarsa bu kesinlikle kitap-yazar- yayınevi üçlüsünün kurtuluşu olacaktır.

Yazılı kültüre geçmeden dijital kültürle tanışan, günler geceler boyu, boyun ağrısı pahasına akıllı cep telefonlarından başını kaldırmayan bir nesli kitaba kazandırmak çok zor olsa da, eğer geleceğimizi düşünüyorsak mutlaka bunu başarmak zorundayız. Onları yoksa çevrelerinden bile soyutlayan sınırsız eğlence teknolojilerine kaptırarak ebediyen kaybedeceğiz.

 

DİPNOTLAR:

 

  1.   (1) Emin Çölaşan, Derin Yorum Köşesi, Sözcü Gazetesi, 17.10.2019

(2) Mustafa Semih Arıcı, Türkiye Meydan Okuyor-Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı, sh.61-62, Cinius Yayınları, İstanbul 2017

(3) Michio Kaku, Geleceğin Fiziği, Sh.56, ODYÜ Yayıncılık, Ankara 2016

(4) Ursula K.Le Guin, Anlatış, Sh.31, İthaki Yayınları, İstanbul 2017

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 431
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster