Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '11

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
1215
 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
 

resim: Google


*Egemenlik(hâkimiyet) nedir? 

Egemenlik ya da hâkimiyet, devlet denilen bir toprak parçası ya da belli bir mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkten arta kalan yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir. 

Egemenlik aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, devleti başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden (örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden) ayıran özelliktir. Egemen olmayan devlet olmaz; kaynağını Devlet'ten almayan egemenlik de olmaz. 

*Tarihî gelişimi 

Ortaçağ Avrupası'nın büyük bir bölümünde, kaynağını kralla vassalleri veya vassallerle diğer yerel güç odakları arasındaki sözleşmelerden alan feodal ilişkiler egemendi. Bunun yanı sıra, çeşitli derecelerde bağımsız olan şehirler, köy birlikleri, federasyonlar, ortak yönetim alanları mevcuttu. Ayrıca bazı yönleriyle krala bağlı, bazı yönlerden tamamen bağımsız olan Kilise de önemli bir siyasi güçtü. Doğu özelliklerine sahip Bizans’ta Kilise imparatora bağlı olup öyle yetkileri yoktu. 

Egemenlik konusunda İngilizler, Kralları Yurtsuz John’a 1215 yılında Magna Carta denilen Büyük Şart’ı imzalatarak; kralın bazı yetkilerinden feragat etmesi, kanunlara uygun davranması ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul ettirerek, sınırsız egemenliğini tırpanladılar. 

Modern krallıkların ortaya çıkmasıyla birlikte, devleti devlet yapan temel hak ve yetkilerin tanımlanması sorunu ortaya çıktı. Fransız hukukçu Jean Bodin (1530-1596) modern egemenlik kuramının kurucusu sayılır. 1576'da yayımladığı Les six livres de la république (Devlet'e Dair Altı Kitap) adlı eserde Bodin egemenliği “Devlet'in mutlak ve kalıcı gücü” olarak tanımladı. “Mutlak”, egemenliğin bölünemeyeceği ve paylaşılamayacağı anlamındaydı (ancak bu mutlaklık sadece kamu hakları alanındaydı ve bireyin özel haklarına dokunamıyordu.) “Kalıcı” olması ise bu gücün hükümdarın ölümü ile sona ermediği ve bireylerden bağımsız olduğunu gösteriyordu. Egemenlik belirtilerinin bir bölümünü hükümdar şahsen kullanabilir, bir bölümünü memurlarına ve kurumlara kullandırabilirdi. Ancak egemenliğin kendisi devredilemezdi. 

XVII. yüzyılda Hollandalı hukukçu Hugo Grotius (1583-1645) modern devletler hukukunun ilkelerini egemenlik kavramıyla temellendirdi. 1648 Westfalya Barışı ile, egemen devletlerin hukuki eşitliği ilkesi modern Avrupa devletler sisteminin temeli olarak benimsendi. 17. ve 18. yüzyıllarda Hobbes, Locke, Montesquieu, Rousseau gibi düşünürler egemenlik hakkının felsefi ve analitik temelleri üzerinde günümüze dek etkili olan düşünceler ürettiler. 

Montesquieu (1689-1755), 1745'te yayımladığı Esprit des Lois (Kanunların Ruhu) adlı eserinde, egemenliğin üç uygulama alanını birbirinden ayırarak, yasama, yürütme ve yargı erklerinin dengelenmesinin önemine değindi. 1789'da kabul edilen ABD Anayasası, Montesquieu'nün görüşlerinin etkisiyle, yasama, yürütme ve yargının mükemmel denge içinde olacağı bir Devlet düzeni tasarladı. 

*Egemenlikte halkın konumu 

Klâsik dönem düşünürlerinin hemen hepsinde egemenliğin nihai kaynağı olarak halkın iradesi gösterilir. Roma hukukundaki “omnis imperium ex populo” ilkesi bu düşüncenin kaynağıdır. Devletin bir “Toplum Sözleşmesi” ile kurulduğu görüşü de aynı düşünceyi ifade eder. Ancak ilk kaynağı halk olan egemenliğin nasıl ve ne ölçüde hükümdara aktarıldığı, sınırlarının ne olduğu, o sınırlar aşıldığı zaman hangi tedbirlere başvurulacağı, egemenlik aktarımından sonra halkta hangi bakiye güçlerin kaldığı, tartışma konuları olarak kalır. Egemenliği halka dayandıran görüşle demokrasi fikri ilk kez XIX. yüzyılda bağdaştırılmaya başlamış ve ancak XX. yüzyılın ikinci yarısında genel kabul görmüştür. 

*Türkiye’de Ulusal Egemenlik 

Ulusal egemenlik, hakimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal, ulusal egemenliği; bir vatan üzerinde yaşayan bir halkın bütün kararlarını kendisinin verebilmesi, yönetimini demokratik seçimlerle gelen siyasal partilerin oluşturduğu TBMM aracılığıyla seçmesi gerektiğini söylemiştir. Bu yönetim ilkesi aynı zamanda üç ilkeyi kapsar: 

1-Emperyalistlere ve mandacılara karşı bağımsızlık. 

2-Padişaha karşı bağımsızlık. 

3-İktisadî bağımsızlık. (İzmir İktisat Kongresi’nde benimsendi.) 

Atatürk, Nutuk’ta; askerî-siyasî-iktisadî bağımsızlığı, ulusal egemenliğin ayrılmaz üç kavramı olarak belirtir.  

Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik Padişah­ta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. 1808 Sened-i İttifak ile başlayan Demokrasi Hareketleri, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 I.Meşrutiyet, 1908 II. Meşrutiyet ile sonuçlandı. İmparatorluk Meşrutiyet ile yönetilmeye başlandı. Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi’nden oluşan Osmanlı Parlâmentosu, Dünyada ilk kez farklı dil, din ve ırktan insanlarla uyum içinde çalışmaya, yenilikler yapmaya başladı. 

Ardarda çıkan Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nı, Birinci Dünya Savaşı izledi. Savaş dört yıl sürdü. Çanakkale Destanına rağmen savaştan yenik ayrıldık. Yurdumuz daha savaş sırasında İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşılmıştı. Savaş bitince işgaller başladı. Halk, işgallere geçici gözüyle bakıyordu. Yine de ilk kurşun Dörtyol’da Fransızlara sıkıldı. Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri, işgallerin kalıcı olduğunun işareti oldu. Artık Doğu Anadolu’da Ermeni istekleri nedeniyle tehlikedeydi. İngilizler, Gizli Antlaşmalar gereğince yurdumuzu isteyenlere bağışlıyordu. 

Mustafa Kemal Paşa, görünüşte Karadeniz Bölgesinde düzeni sağlamak, gerçekte Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan deniz yoluyla hareket edip, Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü ulaştı. Samsun'dan Havza ve Amasya'ya geçip, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu. Oradan Erzurum ve Sivas’a gitti. Erzurum’da Doğu Anadolu için, Sivas’ta tüm yurdu kapsayan ulusal kongre topladı. Kurtuluş için kurulan bütün dernekler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” adıyla birleştirilip, yetkiler tek merkezde toplandı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla “Ulusu, yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir” diyordu. 

Anadolu’daki bu çalışmalar, isteklerinin yapılmaması işgalcilerin hoşuna gitmiyordu. Osmanlı Mebusan meclisi’nin 17 Şubat 1920’de “Misak-ı Millî” adıyla ulusal ant’ı kabul etmesi onları çileden çıkardı. Misak-ı Millî ile bugünkü ulusal ve bölünmez Türkiye’nin sınırları çizilmiştir. Adana’da Ermenileri ayaklandırarak, 20 bin Ermeni’nin öldürüldüğü yalanını uydurup, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ederek, Osmanlı Mebusan Meclisi’ni dağıtıp, ulusalcı komutan ve milletvekillerini Malta adasına sürdüler. 

Mustafa Kemal Paşa, Meclisin Ankara’da toplanacağını duyurup, hemen seçimler yapılmasını bildirdi. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen milletvekilleri Ankara'da toplandı. Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü törenle açıldı. Mustafa kemal paşa başkanlığında Meclis Hükûmeti kurularak, kurtuluş için çalışmalar başladı. 

İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Meydanı’nda olup, bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak kullanılmaktadır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Ödenek yoktu, herkes cebinden harcıyordu. Sakarya Savaşı öncesinde top seslerinin Ankara'da duyul­duğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. 

Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde ulusumuz bir mucize gerçekleştirerek, ezilen uluslara da örnek olup kurtuluş yolunu açtı. 1 kasım 1922’de Saltanat kaldırılarak, ulusal egemenlik yolunda çok önemli bir adım atıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle, halk temsilciler eliyle ulusal egemenliğe kavuştu. 

Büyük Millet Meclisi'mizin toplandığı 23 Nisan günü, ulusumuzun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Ulusal Egemenlik Bayramı'mızdır. 23 Nisan, dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulus­ların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, “Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.” Diyerek, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan'da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl tekrarlanıp, çocuklara önemleri hatırlatılır. 

1924’te “Millî Hakimiyet Bayramı” olarak başlayan kutlamalar, 1930’lu yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumunun gelenekselleştirdiği “Çocuk Haftası”nın (23 Nisan – 1 Mayıs) başlangıcının da bu bayramla aynı güne rastlaması sebebiyle “Millî Hâkimiyet Bayramı ” ile “Çocuk Bayramı” aynı gün kutlanmaya başlamıştır. 27 Mayıs 1935’te bu gün, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanılmaya başlanmıştır. 1979’un, UNESCO tarafından “Çocuk Yılı” ilan edilmesiyle de bu bayram, uluslararası nitelik kazanmıştır. 1979’dan bu yana her yıl 23 Nisan’da TRT tarafından geleneksel olarak 23 Nisan Çocuk Şenliği düzenlenmektedir.Bir hafta süren etkinliklere 8 – 12 yaş arası dünya çocukları davet edilmektedir. Geleceğin çocukların elinde olduğunu düşünen Atatürk, 1924'te ilk Meclis'in açılış tarihi olan '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiş ve daha sonra bu bayramı çocuklara armağan etmiştir. 1979’dan bu yana her yıl 23 Nisan’da TRT tarafından geleneksel olarak “23 Nisan Çocuk Şenliği” düzenlenmektedir.Bir hafta süren etkinliklere 8 – 12 yaş arası dünya çocukları davet edilerek, gönüllü ailelerin yanında konuk edilmektedir. Böylece küçük yaşta çocukların yüreklerinde sevgi, dostluk tohumları ekilerek, ilerde Dünya barışına katkıda bulunmaları sağlanmaktadır. 

 

ATATÜRK DİYOR Kİ! 

*Kuvvet birdir ve o milletindir. 

*Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 

*Korku üzerine egemenlik kurulamaz. 

*Ulusal egemenlik, ulusun namusudur, onurudur, şerefidir. 

*Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar yok olur. 

*Özgürlüğün de, eşitliğin de adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir. 

*Yeni Türkiye Devleti’nin yapısının ruhu millî egemenliktir. Milletin kayıtsız, şartsız egemenliğidir. 


 

*Kaynakça  

-Atatürkçülük-I, MEB-1984 

-E.Aybars:Türkiye Cumhuriyeti-I, İzmir-1984 

-H.Caner: Yurttaşlık Bilgisi Ders Notları 

-wikipedia.org 

 

Ali Özdemir bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın hocam evet haklısınız blog ansiklopedi gibi, siz de baş eseri yüreğinize ve emeğinize sağlık, saygılarımla, mutlu ve sağlıcakla kalın...

Dilek Yaka 
 27.04.2011 17:02
Cevap :
Teşekkür ederim sevgili Dilek. Sen de yeni olduğun halde önemli kazanımlar içindesin. Başarılar dilerim.  28.04.2011 12:57
 

Verdiğiniz bilgi ve İnternet bağlantıları ile apağır bir cilt kitap dolduracak kadar geniş ve derin içerikli bu metin için size teşekkür ederim; kaynak listeme ekledim bile... Arı dilinize ve emeğinize sağlık. Selamla, derin saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 25.04.2011 7:07
Cevap :
Konu genelde çocuk yönünden ele alınıyor. Egemenlik kavramını da vermek isteyince uzadıkça uzadı. Milliyet Blog Ansiklopedi gibi diyorum ya... Teşekkür eder, esenlikler dilerim.  25.04.2011 13:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1200
Toplam mesaj
: 138
Ort. okunma sayısı
: 5142
Kayıt tarihi
: 03.08.08
 
 

Emekli eğitimci, araştırmacı yazar, şairim. Ülkemin cennet ile cehennemi bir arada yaşadığı bir zama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster