Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '09

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
1132
 

23 Nisan yaklaşırken bizim olan ama bize ait olmayan çocuklarımız…

23 Nisan yaklaşırken bizim olan ama bize ait olmayan çocuklarımız…
 

Her şeyin hızla değişime uğradığını düşünürsek çocuklarımızın da değişmesini yadırgayamayız elbet!...

Bir süre önce kuaförümde beni şaşırtan ve bir anlamda da derinden sarsan bir olaya tanık oldum.

Küçük bir kız çocuğu anne ve babasıyla beraber kuaföre gelmişti. Anne telaşlı ve suçlu, baba tedirgin ve suçlu. Küçük kız çocuğu ise gözlerinde çocuk ışıltılardan uzak, feri kaçmış, mutsuz, güvensiz ve korku dolu bir ifadeyle bekliyordu. Ne olduğunu anlamadığım bu tablo belki sizlere sıradan gelebilir ne var bunda diyebilirsiniz? Ama beni tam tersine meraka itti bu tablo. Mesleki önsezilerimle başka şeyler aradım bu tablonun içinde. Ve beni dürten merakla kuaförümü kenara çekip olayın aslını öğrenmek istedim.

Onunda bildiği küçük kıza doktor izniyle kaynak yaptırılacağıydı. Kaynağı bilmeyenlere küçük bir parantez açayım çeşitli nedenlerden dolayı saçlarını uzatamayan ya da özel günler nedeniyle saçlarını uzatmak isteyen insanların başvurdukları saç ekleme yöntemlerinden bir tanesidir. Başka bir saçın keratinle sizin saçınıza eklenmesi işlemi.

Tahmin ettiğim gibi yanılmamıştım bu tablodaki tuhaflıktan. Peki, ne olmuştu da daha henüz üç-dört yaşlarında gösteren bu kıza hem de doktor tavsiyesi ve izniyle kaynak yaptırılıyordu? Bu küçük kızı buralara kadar getiren neden neydi?

Kuaförümün de izniyle aile ile konuşmaya karar verdim. Başta kabul etmedi neticede müşterisinin özeliydi. Ben dostu olmakla beraber müşterisiydim de. Ve başka bir müşterisinin özelini paylaşması benle etik değildi. Yine de ikna etmeyi başardım aile ile konuşmak nedenini onlardan öğrenmek için.

Başlangıçta aile konuşmak istemese de gazeteci olduğumu sadece merak ettiğimi belirtince güvenlerini kazandım ve olayı en ince ayrıntılarıyla onlardan dinledim.

Tahmin ettiğim gibi dört yaşına henüz girmiş bu kız çocuğu upuzun saçlara sahipmiş. Anne çalıştığı için bakımı da zor olan saçları birde eşiyle arasında olan sorunlar nedeniyle bir gün sinirlenmiş, sinirlerine hakim olamayarak eline aldığı makasla kesmiş. Çocuğun ağlamalarına, engellerine aldırış etmeden.

Başlarda çocuk nasılsa unutur diye düşünmüş. Ama her geçen gün çocukta gözlemledikleri olumsuzluklar bunun böyle olmadığını göstermiş. Önceleri anlamlandıramamışlar bu tepkilerin nedenini. Aynanın karşısına geçtiğinde ağlayan, aynalarla kavga eden bir kız çocuğuna dönmüş kızları. Cıvıl cıvıl olan o kız çocuğu sürekli hırçın kendi içine kapanan bir çocuğa dönüşmüş.

Çocuklarının günden güne değişen bu ruh hali karşısında daha fazla tepkisiz kalamamış bir doktora götürmüşler.

Doktorun onlara söyledikleri ise aynen şu olmuş; “ Saçlarının istemeden kesilmesi, onun duygularına önem vermediğinizi, onu önemsemediğinizi ve sevmediğinizi düşündürmüş. Çirkinleştiğini düşünüyor. Bunda da sizleri suçluyor. Aynaya baktıkça da bunları hatırlıyor. Aile içerisinde ki sorunlarınızda buna eklenince korkuları artmış böyle bir ruh haline girmiş. Buna önlem alınmazsa kendine zarar verebilecek boyuta da gelebilir. Bir nebze kendisine gelebilmesi için saç kaynağı yaptırabilirsiniz. Ondan sonra tekrar takip eder ona göre bir yol izleriz.” Demiş. Bu sözlerden sonra aile soluğu kuaförde almış yaşananların pişmanlığı içinde.

Olayın trajik yönü aile içindeki sorunların çocuğun ruhundaki yansımaları. Saçlarının kesilmesiyle de tavan yapmış. Bunları duyunca çocuğun gözlerine bir kez daha baktım. O gözlerdeki güvensizlik ve korkunun adını şimdi daha net koyabiliyordum. Daha şimdiden ne kadar da büyük korkuları yüklenmişti o küçük beden.

İşim bitmişti kuaförde ama ben küçük kıza yapılan kaynaktan sonra neler hissedeceğini merak ettiğim biraz daha kalmak istedim. Birçoğumuzun atladığı bu ayrıntılar hele de işin içinde çocuk olunca benim için ayrıntı olmaktan çıkıp ilk önceliği alır.

Sonunda sıra bizim ufaklığa gelmişti. Gelmişti gelmesine de ne yazık ki korkuları artık tavan yapmıştı küçük kızın. Kaynağın ne demek olduğunu nerden bilsin, nerden anlasın? Bir kere annesine olan güveni yitirmişti. Annesi saçlarını ondan almıştı. Annesinin getirdiği bu insanlara neden güvensindi? “ Bak saçlarını uzatacağız, eskisi gibi olacak” deseler de onlara inanmıyor, güvenmiyordu. Onu kandırdıklarını düşünüyordu. Ya kalan saçlarını da alırlarsa korkusu vardı sanıyorum ya da başka korkular? Bu sefer izin vermeyecekti onlara. O küçük bedeniyle ne kadar karşı durabilirse duracaktı. Öylede yapıyordu. Korku ve güvensizlikten titriyordu o küçük beden.

O küçük kızın gözlerinde gördüğüm o ifadeyi sizlere kelimelerle nasıl anlatırım inanın bilmiyorum. Ancak o gözlerde gördüğüm ifade tüm bedenimi ve ruhumu sarstı. Bir kez de ben denemek istedim şansımı. Bu ürkek, korkudan titreyen bedeni daha fazla ürkütmeden, korkutmadan. Becerip beceremeyeceğimi bilemeden yanına yanaştım. Elimde bir peruk, bir makasla.

“ Şimdi bu saçları kafana takalım ister misin?” dedim. “ Bu makasta elinde dursun onunla ne yapacağımızı anlatacağım sana.” Gözlerim gözleriyle buluşunca kafasını salladı tereddütle. Önce makası verdim eline, sonrada peruğu kafasına taktım. Ve aynanın önüne götürdüm usulca onu. “ Bak şimdi bu saçları senin saçlarının içine atarak eskisinden daha uzun saçlar yaptırmak ister misin?” dedim. Kafasını salladı. “ O halde izin vermelisin bu abiye. Ben o abiye güveniyorum, seni çok güzel yapacak sende güven. Eğer işlem bittiğinde saçların yerine gelmezse bu elinde duran makasla ben de dahil hepimizin saçlarını kesersin olur mu? Ve işlem bitene kadar bu makas sende kalsın. Ne dersin? İyi bir anlaşma olduğunu düşünüyorum ya sen?” dedim.

Biraz düşündü sonra yine kafasını salladı ve benimle beraber ona gösterdiğim yere gelip oturdu. Sonra bana “ sende kal gitme” dedi. Geldiğimden beri ilk kez sesini duyduğum bu çocuğun ses vermesi sadece beni şaşırtmadı. Aynı şekilde anne ve babasını da şaşırtmıştı. “ Lütfen” dediler. Zaten kalmayı düşünüyordum, şimdiden sonra bu ufak cılız sese tepkisiz kalamazdım, hepten kalacaktım.

Birkaç saat süren bu işlem boyunca bir kez boyunca yerinden kıpırdamayan bu küçük kız beni bir kez daha şaşırtmıştı. Biz yetişkinleri bile zorlayan bu işlem onu sessizce bir bekleyişe itmişti. Bir kez daha ruhunda kopan fırtınaların büyük şiddetiyle sarsıldım. Bir saçın ufacık bir bedeni, bir ruhu ne kadarda sarsmış olduğuna tesadüfen tanıklık ettim.

Nihayet işlem bitmişti ve sancılı bekleyişte. Aynayı tuttuğumuzda o gözlere yeniden gelip yerleşen çocuksu parıltıyı gördüm. Ellerini yeni saçlarına korkuyla götüren bu yürek onlara dokunduğunda gerçekliğine emin olmuştu artık. Kendisine sorulmadan kesilen saçlarına bir başkasının saçlarıyla kavuşmuştu. Aynada uzunca kendine baktıktan sonra yanıma yaklaşıp hala elinde duran makası bana uzattı. Ve parmak uçlarından yükselerek yanağıma ıslak, içten bir öpücük kondurdu. Konuşmadan gözlerimizle gülümsedik birbirimize. Kaybettiği canlılığa yeniden döner miydi bilemem ama kaybettiği güveni bir nebzede olsa yakalamıştı bu küçük beden kuaförden çıkarken. Önündeki upuzun hayat daha neler yükleyecekti bu omuzlara kim bilir? Daha ne güvensizliklerle karşılaşacaktı?

Yaşadığım bu olayı sizlerle paylaştım çünkü farkında olmadan çocuklarımızın güvenini kaybediyoruz. Onlarında isteklerinin olabileceğini, duygularının olabileceğini unutuyoruz. Bizlerin farkında olmadan atladığımız birçok şeyin onların ruhlarında ne fırtınalar koparabileceğini göremiyoruz.

Sevgili dostum Sanem hep der ki; “ Bizler anne ve babalarımızın çocuklarıyız ama bizim çocuklarımız bize ait değil”. Evet, haklı bizim olan çocuklarımız bize ait değiller. Bizler anne ve babalarımızın bizlere verdikleriyle yetindik ve şekillendik. Şimdi onların bizlerde bıraktığı izleri taşıyoruz. Oysa bizlerin çocukları televizyonlarla, internetle ve daha birçok şeyle şekilleniyorlar. Bizden, bize ait olanlarla değil. Değişiyorlar. İşte atladığımız en önemli şey bu değişim, yer değiştirme.

Her geçen gün onları biraz daha kaybediyoruz. Onları yakalamak neredeyse imkânsız. İşte bir de bu hızlı değişimde onların duygularını atlarsak tamamen kaybedeceğiz bizim olan ama bize ait olmayan çocuklarımızı.

Onlara güzel bir dünya bırakmadık elbirliği ile. Büyüklerimizde bizlere bırakmadı belki. Ama bizlere bıraktıkları şeylerle bizler yetindik. Besbelli ki bizlerin bıraktıkları ile çocuklarımız yetinmiyor, yetinmeyecek.

Birkaç gün sonra “ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” nı kutlayacağız. Atamız yarınlarımız, geleceğimiz dediği bu bayramı bizlere armağan etti, etti de biz çocuklarımıza hangi haliyle getirdik. Bizim anne ve babalarımız bu bayramın önemini bizlere kavratırken, biz çocuklarımıza kavratamadık. Atamız yarınlarımız derken biz yarınlarımıza ulusal egemenliğini yavaş yavaş kaybeden bir ülke bırakıyoruz. Bilmem kaçımız bunun farkında?

Aslında biz sadece bizim olan ama bize ait olmayan çocuklarımızı kaybetmedik. Yarınlarımızı da kaybettik, kaybetmeye devam etmekteyiz. Bu yüzden çocuklarımız bizden ve değerlerimizden neden bu kadar uzaklaştı önce kendimize soralım diyorum?

Bizler mankurtlaştık, şimdide çocuklarımız hızla mankurtlaştırılıyor.

“ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız” kutlu olsun demek isterdim. Ama ne yazık ki diyemiyorum. Çünkü ne egemeniz, ne de bize ait çocuklar var.

23 Nisan’a girerken ne hüzünlü tablo çizdim değil mi? Ama ne yazık ki durum tüm çıplaklığıyla böyle. Kızıldereliler gibi bizde çoktan “ Ateş Suyu”’ nu içtik ve içmeye devam ediyoruz.

Ama her şeye rağmen 23 Nisan’ı bizlere armağan eden Atamıza teşekkür etmek istiyorum. Ve özür diliyorum bize bıraktıklarını ve çocuklarımızı koruyamadığımız için.

Bir 23 Nisan’ı daha buruk kutlayacağım belki ama umudum ve temennim çocuklarımızın silkelenmesi. Yeniden uyanması, egemenliğimize sıkıca sarılması. Bizlerin veremediklerini, onların yarınlarına, çocuklarına vermesi. Onlar Mustafa Kemal’in çocukları bu yüzden olur mu dersiniz? Mankurtlaşmadan kurtulurlar mı? Yarınlarımıza ve değerlerimize sahip çıkarlar mı?

oyatekin@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3697
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster