Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3035
 

23 Şubat 1945... Yokistan... Üçüncü perde..?

23 Şubat 1945... Yokistan... Üçüncü perde..?
 

11 Şubat 1945'te Roosevelt, Churchill ve Stalin, Livadiya'da bir araya gelerek, Yalta Konferansı adı ile tarihe geçen, İkinci Dünya Savaşı sonrasının dünya politikasını tespit ettikleri toplantı serisi...

Bu konferansın önemi, Birleşmiş Milletler örgütünün kurulması gerekliliği ve bunun çalışmalarının da San Francisco’da devam edecek bir konferans ile belirlenmesi şeklinde sonuçlanması idi...

Churchill, Almanya'nın işgalinde Fransa'nın bulunması fikrini uzun bir dayatma ile çözümlemiştir. Savaş tazminatları konusu çözümlenememiş, sonraya bırakılmıştır. Rusya (S.S.C.B.) 1905'te kaybettiği toprakları geri kazanmış ama Almanya'nın teslim olması sonrası <üç ay="" sonra="">> Japonya'ya müdahale sözü vermiştir. İngiltere Polonya'dan gelen göçmenlerin iadesini sağlamış, Almanya ve Polonya’nın toprak bütünlüğü farklılaşmıştı...

Birleşmiş Milletler örgütü için yapılan görüşmelerde hassasiyet veto ve üyelik meselesi üzerine idi...

Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri için veto ilkesi kabul edildi. Ruslar, Üyelik konusunda Türkiye başta olmak üzere Rusya ile diplomatik münasebet kurmamış olan Güney Amerika devletlerinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na üye olarak alınmamalarını teklif etti. Müzakereler sonunda; l Mart 1945'e kadar ortak düşmana savaş ilan etmiş olanların üyeliğe alınmalarına karar verildi.

Bu talebinde ısrarlı olan Rusya (S.S.C.B.) o esnada İran’ın kuzeyini işgal altında bulunduruyordu, sebep doğal olarak petrolün kontrolü idi ama yeterli gelmiyordu; Yalta ile ilgili anılarını kaleme alırken Churchill "Demir Perde" tanımlamasını kullanacaktı, istediklerinin hiç birisini tam olarak elde edememişti ama Stalin; Türkiye konusunda "Boğazlar statüsünün Sovyet Rusya lehine değiştirilmesi gerekmektedir, konu Dışişleri Bakanları tarafından ele alınmalı, durumdan Türkiye de en kısa zamanda haberdar edilmelidir" diyordu ve olumlu karar veriliyordu...

Her ne kadar "Büyük ittifak" savaşın sonu ile bitmiş gibi görünse de, bu durum "Birleşmiş Milletler" örgütü kuruluşu ve sonraki sürecin devam etmesini engeller bir halde değildi...

(25 nisan 1945' te görüşmeler başlamıştır) 24 Ekim 1945'te, B.M. Uluslar arası bir örgüt olarak kuruluşunu tamamlamıştır. Kuruluş ilkesi " Adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm uluslar arasında, istisnasız tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş" olarak açıklamıştır...

Uluslararası İlişkilerde, kuvvet kullanılmasını Evrensel olarak yasaklayan ilk antlaşma BM Sözleşmesidir...

Gelelim yazı başlığına...

23 Şubat 1945'de "Türkiye" Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti.

"l Mart 1945'e kadar ortak düşmana savaş ilan etmiş olanların üyeliğe alınmaları" sebebiyle, hani bizi dışlamayın, tamam savaşa katılmadık ama olsun, bizi de kurucu üye kabul edin, he "Galip Abiler" diyen bozuk duruş... (Bu duruş bozukluğunu gidermek için sonrasında Almanya'ya bir ordu göndermedik değil, "İşçi Ordusu")

Sonra malumunuz NATO..!

09 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kolektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.

Türkiye'nin NATO'ya katılımına ilişkin Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü, 22 Ekim 1951'de Londra'da imzalandı. Türkiye, K.A.A.'nı 18 Şubat 1952'de onaylayarak (5886 sayılı yasa) NATO'ya üye oldu.

Olurken "Türkiye'nin savunma sınırları Ortadoğu'dan başlar" diyerek, bir yerde Batı'nın/ Avrupa'nın petrol ve sair yer altı kaynakları konusunda ön cephe savunma karakol gücü olduğunu kabul ederek, kabul edilmiş oldu; Kore Harbi'ni saymazsanız tabi...

1945 yılında, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yapılan bir anlaşmaya göre İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kore, ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Çin’in ortak vesayeti altına girecekti.

Postdam Konferansı’nda Sovyetler Birliği Uzak Doğudaki savaşa katılmaya karar verince, askeri harekat bakımından Kore toprakları 38 inci enlem çizgisi ile ikiye ayrıldı.

Bu çizginin kuzeyi Sovyetler Birliği’nin güneyi de ABD’nin askeri harekat sahası olarak kabul edildi.

Savaşın sonunda Kore, kuzeyi Sovyetler Birliği güneyi de ABD’nin işgali altında olmak üzere fiilen ikiye bölünmüştü.

Birleşmiş Milletlerin çabaları bu iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı.

1948 yılında her iki Kore’de yapılan seçimler sonucu, Kore Cumhuriyeti ile Kore Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Güney Kore’deki ve Japonya’daki ABD varlığı Sovyetler Birliği ve K.Çin’i rahatsız ediyordu. Bu iki devletten destek alan K.Kore 25 Haziran 1950 tarihinde aniden saldırıya geçerek G.Kore’yi işgale başladı. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi K.Kore’ye karşı askeri müdahalede bulunma kararı aldı.


BM’nin savaş çağrısına olumlu cevap veren Türkiye, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri’ne bir tugay ile katıldı.

Kurtuluş Savaşı’ndan beri savaş alanlarına girmemiş olan Türk askeri, Kore Savaşı’nda destan denebilecek kahramanlık örnekleri vermiştir.

Bu savaş Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya alınmasında da çok önemli bir rol oynamıştır.

Kore Savaşı’na 16 ülke askeri birlik ile 6 ülke ise tıbbi yardım araçlarıyla katılmışlardır.

İlk kafilesi 25 Eylül 1950 tarihinde İskenderun limanından hareket eden, Tuğgeneral Tahsin Yazıcının emir ve komutasındaki 5083 kişilik Türk Tugayı 18 Ekim 1950 tarihinde Kore’nin güneyindeki Pusan Limanına ulaşmıştır.

Türk Tugayı iki gün sonra kuzeydeki Taegu şehrine intikal ederek BM Kuvvetleri’ne katılmıştır.

Kore’de savaşan her tümenin bir kapalı ismi vardı. Türk Tugayına da North-Star (Kuzey Yıldız-Kutup Yıldızı) ismi verilmişti.


Kore Savaşlarında Türk Tugayında 741 asker şehit olmuş 2147 si yaralanmıştır. 234 askerimiz esir düşmüş. 175 askerimiz ise kayıp olmuştur (Kore’de şehit olan askerlerimizin isimleri Ankara’daki Kore Anıtı’nda yer almaktadır). Kore’ye giden askerlerimizden 25 Eylül 1950 – 27 Temmuz 1953 tarihleri arasında savaşa iştirak edenler 1005 sayılı kanunla “GAZİ” unvanını almışlardır.


Laf ola beri gele bir savaş ilanı ile gelen B.M. kurucu üyeliği, konjonktür gereği katılınmış bir savaş ile NATO üyeliği; Adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm uluslar arasında, istisnasız tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş ve beraberinde herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmiş bir kuruluş da olsalar, katılım şekli laf ola beri gele-konjonktür gereği olunca, ihtiyacınız ya da haklılığınız söz konusu olduğunda, size bakışları da bu perspektiften oluyor...


Türk Lirasının ilk Devalüasyonu 7 Eylül 1946/ 7 Eylül Kararları

1946, seçim yılıydı. Hükümet, enflasyonu önlemeye önem veriyordu. 1944'de 994 milyon liraya çıkmış olan efektif para dolaşım hacmi, yılın ilk sekiz ayında 857 milyona indirilmişti. Fiyat indeksleri de, 386'ya düşmüştü. Bütçe açıkları, önlenmişti. Dünya fiyatları enflasyon baskısında iken, Türk ekonomisinin denge doğrultusunda geliştiği görülüyordu.

Seçim kabine değişikliğini de beraberinde getirmiştir. Para değerinin istikrarı, yeni kurulan Uluslar arası Para Fonu'nun önem verdiği konulardandı. Yeni hükümet, Uluslar arası Para Fonu'na girmeden iç ve dış fiyatları aynı düzeye getirmek ve ihracatı canlandırmak gerekçesiyle acele bir devalüasyon kararı aldı.

Oysa Türkiye, altı yıldan beri sermaye malları (!) ithal etmiyordu. Devalüasyon, aniden üretim girdi maliyetlerinin boyut değiştirmesine > yol açtı. Dengeye yaklaşan ekonomi, yön değiştirerek maliyet enflasyonu (!) baskısı altına girdi. İşsizlik arttığı gibi, dış ticaret de bir daha düzelmemek üzere < 2007="" değişen="" bir="" şey="" yok="">> açık vermeye başladı.

Müzmin enflasyon, biriken dış borçlar, işsizlik, dış ticaret açığı Yedi Eylül Kararlarından sonra, Türk Ekonomisinin gündem dışına atılamayacak konusu olmuştu...

Dört Ağustos kararlarına doğru giden sürecin ilk kilometre taşı idi; doların kuru 127 kuruştan 280 kuruşa yükselmişti. Yüksek oranlı devalüasyon, nispi fiyatlar strüktürünü bozmuştu.

Gelir dağılımındaki ahenksizlikler şiddetlenmiş ve hoşnutsuzluk yaygınlaşmıştı. Piyasa, değişen koşullara birkaç yıl sonra uyum sağlayabilmişti.

1950’lerin ortalarına doğru fiyat yükselişi durmuştu.

Dolaşımdaki banknot miktarı altı yıldan beri 1 milyar liranın altında tutulmaktaydı. Ancak, Yedi Eylül Kararları’ndan sonra dış ticaret açık vermeye başlamıştı ve iş hayatı durgun gidiyordu.

Adnan Menderes kabinesinin kurulduğu 22 Mayıs 1950'de banknot dolaşım hacmi 882 milyon lira idi; İstanbul'da Reşat altınının kuru ise 36 lira 27 kuruş idi.

Yeni iktidarın ilk aylarında iktisadi hayat canlanmaya başlamıştır.

Hükümete beslenen güven, girişimlere uygun bir ortam yaratmıştır.

Marshall Yardımının ilk ferahlatıcı sonuçları belirmiştir.

Avrupa Ödemeler Anlaşması’nın imzalanması ve liberasyon sisteminin yürürlüğe girmesi, ithalat olanaklarını genişletmiştir.

Kore Savaşı, dış pazarlara mal sürümünü kolaylaştırmıştır.

Demokrat Parti iktidarı, iktisadi kalkınmayı hızlandırıcı önlemler almıştır. Yatırımlar genişletilmiş, tarım ve ticaret sektörüne açılan krediler artırılmıştır. Üretim, inşaat ve dış ticaret alanlarında faaliyet hacminin hızla büyüdüğü bir yüksek konjonktür dönemine girilmiştir.

Yatırım harcamalarının bir kısmı "açık finansman" yöntemleriyle karşılanmıştır.

1952 sonlarından başlayarak moneter karakterli talep enflasyonu gittikçe ağırlık kazanmıştır. Banknot, çekli-çeksiz mevduat ve ufaklık hacmi 3 milyar liradan 1958 Temmuzu’na kadar 9, 9 milyara çıkmıştır.

Kore konjonktürünün 1952'de durulmasıyla ticaret hadleri, hammadde ve tarım ürünleri ihracatçısı ülkeler aleyhine dönmüştür.

Dış pazarlara mal sürümü zorlaşmıştır.

İç piyasada fiyatların yükselmesi ve talebin şişmesi de dış satımı tıkamıştır.

1953’te 396 milyon dolara çıkmış olan ihracat, 1958'de 245 milyon dolara düşmüştür.

1952 dış alımları 556 milyon dolar tutmuştur.

İki yıl öncesinin %94 üstündedir.

Liberasyondan yararlanılarak yabancı ülkelere verilen siparişler, Merkez Bankası'ndaki döviz rezervlerini aşmıştır.

Eylül ortalarında, ithalat bedellerinin transferi durmuştur. Gümrüklere gelen malların ödenmeyen dövizi, arriérés denilen bir borç birikintisi oluşturmuştur. Türkiye'ye mal satışı riskli bir ticaret haline gelmiştir.

Yıllar ilerledikçe dış alımlar da azalmaya yüz tutmuştur. İthalat, 1958'de 315 milyona kadar düşmüştür. Dış ticaret takasla yürütülmeye başlamıştır. Türlü formüllerle yapılan dışalımlarda, dolar maliyetinin 32 liraya kadar çıktığı söylenmiştir.

Piyasada mal darlığı başgöstermiştir. Birçok ihtiyaç maddesi ortalıktan çekilmiş, karaborsacılık yaygınlaşmıştır.

Yabancı basında Türkiye'den "Yokistan" diye söz edilmiştir.

Endeksler, 1950 başlangıcı 100 itibariyle 1958'de yaklaşık 240'a çıkmıştır. Ancak karaborsa ile bulunmayan mallar dikkate alınmadığından, endekslerin gerçek enflasyon hızını yansıttığı düşünülemez.

Mal darlığı, sermayeleri spekülasyona kaydırmıştır.

Fiyat artışlarını kollayarak mal stok edenler çoğalmıştır.

Gayrimenkullere talep görülmemiş derecede genişlemiştir.

Cumhuriyet altını 185 lirayı, Reşat altını 205 lirayı, İngiliz altını 215 lirayı aşmıştır.

İktisadi durumun sarsılması, hükümeti "Dört Ağustos Kararları"nı almaya yöneltmiştir.

Bir devalüasyonla döviz kurları yükseltilmiştir.

Resmi dolar kuru 280 kuruştan 9 liraya çıkarılmıştır.

Türk lirasının resmi değer kaybı %69, 9 ve döviz kurlarındaki yükseliş %321'di.


Kamu sektörü finansman açıklarının önleneceği ve banknot emisyon hacmine yansımasına müsaade edilmeyeceği açıklanmıştır.

Yedi Eylül Kararları'yla bozulan nispi fiyatların yeni bir düzeyde dengeye gelmesi üç yıldan fazla zaman almıştı.

Dört Ağustos Kararları'nın sebep olduğu maliyet enflasyonu ve piyasa durgunluğu 1964 sonuna dek sürecekti.

O tarihlerde, dışsatım mallarının yabancı piyasalarda talep elastikliği zayıftı. Dışsatım mallarının düşük talep elastikliği ve bütün maddelere aynı döviz kurunun uygulanmaması, ihracatta beklenen gelişmeyi sağlayamamıştır. Döviz kurlarına % 321 zam yapılmasına karşılık, kısa dönemde yalnız % 45 oranında bir dışsatım artışı gerçekleşmiştir.

Eski kurlarla 315 milyon dolarlık ithalata göre ayarlanmış piyasa likiditesi, yeni kurlar uygulanmaya başlayıp da ithalat tutarı 470 milyona yükselince, yetersiz kalmıştır. Piyasa finansman darboğazına girmiştir. Banka kredilerine konulan tavan dolayısıyla, ithalatçılar, banka dışı kredilere yüksek faiz ödemişlerdir.

Likidite sıkıntısı, spekülasyonu durdurmuştur. Altın fiyatları başdöndürücü hızla düşmüş ve yıllarca yükselmeksizin durmuştur. Gayrimenkul fiyatları kayda değer bir ucuzlama göstermemiş, buna karşılık talep daralmıştır. Karaborsa ortadan kalkmıştır.

Savaşlar ve din kavgaları hariç, tarih boyunca hiçbir olay fiyat istikrarsızlıkları derecesinde sosyal düzeni sarsmamıştır. Dört Ağustos Kararları ile döviz kurlarında yapılan yüksek oranlı ayarlama sonunda karşılaşılan maliyet enflasyonu, pahalılık cereyanını hızlandırmıştır.

Kalkınma hızı yavaşlamış, işsizlik artmıştır. Hoşnutsuzluğun yayılması siyasi gerginliğin artmasına yol açmıştır.

1960 ihtilali artık yakındadır...

Bu zaman zarfında B.M. ve NATO ne ile meşguldüler..?

Güney Kore'nin kalkınması ile..!

Güney Kore tabi ki dost ülkedir ve sonsuza kadar öyle kalması temennimdir; Onların bizi sonsuza dek kadim dost ilan etmelerini gerektirir davranışı sergileyen her ne kadar biz olsak da, konjonktür gereği olsa da, sonuçları itibariyle dostluktan memnuniyet ve refah değil, "Gurur" kalmıştır. Olsun varsın, B.M. kurucu üyesi olmuşuz, NATO üyesi olmuşuz ama lafta olmuşuz önemli mi..?

27 Mayıs 1960...

Sabahın erken saatlerinde radyolardan Alparslan Türkeş tarafından okunan bildiri:

"Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimizin, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüz kar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.

Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur.

Böyle bir on beş yılın arkasından gelen zorunluluk hali...

( Birinci perde )... Ertesi gün her şey düzelmedi, öncesinin getirdiği sorunlar/ sorumluluklarının bilincinde olmayanların bıraktığı çözüm bekleyen hadiseler, halen günümüzde yaşanan sıkıntıların da başlangıcını oluşturması sebebiyle üzüntüyle hatırlanan yıllar...


20 Temmuz 1974... Ayşe Tatile çıksın, K.K.T.C.

(Zürich Antlaşması 11 şubat 1959)Madde 3: Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler. Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

Atina Yüksek Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihinde aldığı kararla Türkiye'nin müdahalesinin, Garanti Antlaşmasının IV. maddesine göre yasal olduğunu onaylamıştır. Avrupa Konseyi de 29 Temmuz 1974 tarihinde almış olduğu 873 sayılı karar ile Türk müdahalesinin yerinde olduğunu kabul etmiştir.

Ama ambargo uygulanmıştır, ticaretimiz daraltılmıştır, askeri alımlarda kırk dereden kırk bin su getirtilmiştir, tir, tir...


12 Eylül 1980...

İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

( İkinci perde )... Ertesi gün her şey düzelmedi, öncesinin getirdiği sorunlar/ sorumluluklarının bilincinde olmayanların bıraktığı çözüm bekleyen hadiseler, halen günümüzde yaşanan sıkıntıların da başlangıcını oluşturması sebebiyle üzüntüyle hatırlanan yıllar...


Komşularımız hep sorunlu olmuştur zaten...

1 Nisan 1980: Şubat ayında başbakan yardımcısı Tarık Aziz’e düzenlenen suikasttan İran yanlısı el-Dava Partisi sorumlu tutuldu.

4 Eylül 1980: İran, Irak sınırını top ateşine tuttu. Irak bunu savaş sebebi olarak kabul etti.

17 Eylül 1980: 1975’te İran ile imzalanan Cezayir Anlaşması’nı feshettiğini açıkladı.

22 Eylül 1980: Irak, İran’ın hava üslerine saldırdı.

23 Eylül 1980: İran, Irak’ın askeri ve ekonomik hedeflerini buldu.

7 Haziran 1981: İsrail, Bağdat yakınlarındaki Tuvayta’da bulunan Irak Nükleer Araştırma Merkezi’ne saldırı düzenledi.

23 Şubat 1988: Kürtlere yönelik Enfal operasyonu başladı. Operasyon 6 Eylül’e kadar devam etti. Operasyon sırasında yaklaşık 180, 000 Kürt hayatını kaybetti.

16 Mart 1988: Irak yönetimi, Halepçe’de bulunan Kürtlere karşı kimyasal silah kullandı. Saldırıda yaklaşık 5, 000 Kürt hayatını kaybetti. Saldırıdan birkaç yıl sonra da çok sayıda Kürt aynı nedenle hayatını kaybetti.

20 Ağustos 1988: İran’la ateşkes yürürlüğe girdi.

2 Ağustos 1990: Ortak petrol yataklarından fazla petrol çıkardığı ve aşırı üretim yaptığı için petrol fiyatlarını düşürdüğü gerekçesiyle Kuveyt’e saldırdı.

6 Ağustos 1990: BM 661 sayılı kararıyla Irak’a ambargo uygulamaya başladı. Bu kararla birlikte Irak’ın ithalat ve ihracat yapması yasaklandı; yabancı yatırımlar durduruldu ve Irak’ın dış yatırımları büyük ölçüde donduruldu.

8 Ağustos 1990: Irak yönetimi, Irak ile Kuveyt’in birleştirildiğini açıkladı.

29 Kasım 1990: BMGK Irak’a karşı kuvvet kullanımını düzenleyen 678 nolu kararı aldı Bu karara göre; “BM’nin tüm çabalarına rağmen üzerine düşeni yerine getirmeyen Irak’ın eylemlerine karşı barış ve güvenliğin yeniden sağlanması için BM gerekeni yapacaktır.”

16 Ocak 1991: Uluslararası gücün, Saddam Hüseyin'i ve kuvvetlerini Kuveyt'ten çıkarmak için güç kullanacakları kesinleşti, 12 Ocak’ta Washington’da ABD Senatosu savaş kararını onayladı ve 16 Ocak 1991’de savaş başladı.

24 Şubat 1991: Irak’a yönelik kara harekatı başladı.

27 Şubat 1991: Kuveyt işgalden kurtuldu. 28 Şubat’ta Irak ateşkesi kabul etti.

3 Mart 1991: Irak, BM’nin şartlarını kabul etti.

Mart/Nisan 1991: Irak yönetimi kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii ayaklanmasını bastırdı. ABD desteğini bekleyen Kürtler hayal kırıklığına uğradı, çok fazla kayıp vererek başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerine sığındılar.

“Merak etmeyin, bu savaşta bir koyup üç alacağız evvelallah!” Hani Merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL'ın dile getirdiği ama tersinin vuku bulduğu söylem...


Mart/Nisan 1991: Irak yönetimi kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii ayaklanmasını bastırdı. ABD desteğini bekleyen Kürtler hayal kırıklığına uğradı, çok fazla kayıp vererek başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerine sığındılar.

8 Nisan 1991: ABD, Kürtleri koruma amacıyla kuzeyde “güvenli bölge” ilan etti. 10 Nisan’da da Irak’tan buradaki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasını istedi.

26 Ağustos 1992: Güneyde 32. paralelin güneyi uçuşa yasak bölge ilan edildi.

13-18 Ocak 1993: Müttefikler Bağdat’ta bir fabrikayı vurdu. Bağdat yönetiminden yapılan açıklamaya göre 44 kişi hayatını kaybetti.

27 Haziran 1993: ABD güçleri, George Bush’a suikast düzenlendiği gerekçesiyle Bağdat’a hava saldırısı düzenledi.

26 Kasım 1993: Bağdat yönetimi, silahsızlanmaya ilişkin 715 sayılı BM kararını kabul etti.

29 Mayıs 1994: Saddam Hüseyin başbakan ve devlet başkanı oldu.

Ekim 1994: Saddam Hüseyin Kuveyt sınırı yakınlarına yeniden asker yığınca kriz patlak verdi. Müttefikler de bölgeye asker gönderdi.

10 Kasım 1994: Irak Ulusal Meclisi Kuveyt’in sınırlarını kabul etti ve bağımsızlığını tanıdı.

14 Nisan 1995: BMGK petrol satışlarına bir sınır koyarak, ‘geçici’ bir önlem olarak 986 sayılı kararı aldı. Ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya olan Irak Hükümeti, Irak’ın petrol satışı karşılığında gıda maddesi ve temel insani malzemeleri ithal etmesine izin veren bu kararı bir yıl sonra kabul etti

15 Ağustos 1995: Saddam Hüseyin’in damadı Hüseyin Kamil Hasan el-Mecid, kardeşi ve iki kardeşin aileleri Irak’a terk etmeye zorlandı. Aileler Ürdün’e sığındı.

15 Ekim 1995: Saddam Hüseyin kendisine yedi yıl daha devlet başkanlığı yapma imkanı tanıyan referandumu kazandı.

20 Şubat 1996: Saddam Hüseyin damadı Hüseyin Kamil Hasan el-Mecid ve kardeşini affettiğini açıkladı. Ancak Bağdat’a döndükten üç sonra idam edildiler.

31 Ağustos 1996: Irak güçleri, Kuzey Irak’ta uçuşa yasak bölgeye bir saldırı düzenleyerek Erbil’i ele geçirdiler.

3 Eylül 1996: ABD güneydeki uçuşa yasak bölgenin kuzey sınırını 33 paralele uzattı.

12 Aralık 1996: Saddam Hüseyin’in büyük oğlu Uday’a Bağdat’ta suikast düzenlendi, Uday ağır yaralandı.

31 Ekim 1998: Saddam Hüseyin, Irak’ta kitle imha silahlarını denetleyen özel komisyon UNSCOM) ile her türlü işbirliğine son verdi.

16-19 Aralık 1998: Irak’tan BM silah denetçilerinin sınır dışı edilmesinin ardından ABD ve İngiltere, Irak’taki nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları yok etmek üzere “Çöl Tilkisi Operasyonu’nu” başlattı. Üç günde Irak’a 500 füze fırlatıldı.

19 Şubat 1999: Şii lider Ayetullah Seyyid Muhammed Sadık es-Sadr Necef’te öldürüldü.

17 Aralık 1999: BM Özel Komisyonu’nun (UNSCOM) yerine kısa adı UNMOVIC (UN Monitoring, Verification and Inspection Commission) olan yeni bir silah denetleme komisyonu kuruldu ve yeni bir silahsızlanma programı yürürlüğe kondu.

Ekim 2000: 1991’deki Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’ta ilk defa yurt içi uçak seferleri yapılmaya başlandı. Rusya, İrlanda ve Ortadoğu ile ticari amaçlı havayolu bağlantıları yeniden kuruldu.

Şubat 2001: ABD ve İngiltere, Irak’ın savunma sistemini yok etmek için büyük bir hava saldırısı gerçekleştirdiler.

Mayıs 2001: Saddam’ın oğlu Kusay Baas Partisi’nin liderliğine seçildi. Bu da onun babasının yerine geçeceği iddialarını güçlendirdi.

Nisan 2002: Irak, İsrail’in Filistin’e saldırısını protesto etmek amacıyla bir süre petrol ihracatına ara verdi. Saddam Hüseyin’in çağrısına rağmen, protestoya diğer Arap ülkelerinden destek gelmedi. 30 gün sonra ihracat yeniden başladı.

12 Eylül 2002: George W. Bush, BM’de yaptığı konuşmada, BM’nin daha katı önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde ABD'nin tek taraflı olarak eyleme geçeceğini söyledi. ABD ve İngiltere'nin daha katı önlemler alınması ve uyulmaması halinde silahlı müdahale yapılması şartını içeren bir BM kararı alma girişimleri Fransa ve Rusya'nın vetosuyla karşılaştı.

15 Ekim 2002: Saddam Hüseyin oyların tamamını alarak yeniden başkan seçildi.

18 Kasım 2002: BM silah denetçileri tekrar Irak’a geldi.

8 Aralık 2002: Irak silahlanma ile ilgili olarak 12, 000 sayfalık bir rapor hazırlayarak BM’ye sundu ve kitle imha silahlarına sahip olmadığını söyledi.

Mart 2003: BM silah denetçilerinin başında olan Hans Blix, Irak’ın işbirliği konusunda kolaylıklar sağladığını ancak daha fazla zamana ihtiyaç duyduklarını söyledi.

17 Mart 2003: Bush diplomatik sürenin dolduğunu söyleyerek Saddam Hüseyin ve oğullarına Irak’ı terk etmesi için 48 saatlik süre tanıdı, aksi halde savaşın başlayacağını bildirdi. Bağdat ültimatomu ertesi gün reddetti.

20 Mart 2003: ABD öncülüğünde Irak’a hava harekatı başladı. Hemen ertesi gün de Amerikan ve İngiliz kuvvetleri Kuveyt’ten Irak’a girdi.

21 Mart 2003: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Tayyip Erdoğan hükümetinin getirdiği “sınırlı” savaş tezkeresini dün kabul etti. Amerikan uçak filolarına Türkiye hava sahasının açılmasını ve Irak’a asker gönderilmesini öngören tezkere...

19 Mart 2003

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'a gönderilmesi, Türk hava sahasının yabancı silahlı kuvvetlerin hava unsurlarına 6 ay süreyle açılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi, TBMM'ye sunuldu.
Tezkerede, "Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının mecbur kalmadıkça Irak Silahlı Kuvvetleri ile bir çatışmaya girmeyeceği" belirtildi.

Tezkerede, TBMM'den, "gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı Anayasanın 117'inci maddesine göre milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak'a gönderilmesine; etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla Kuzey Irak'ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına", Anayasanın 92'inci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi istendi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 19 Mart Çarşamba günü saat 23.00 sıralarında TBMM'ye sevk edilen Hükümet Tezkeresi, 20 Mart Perşembe günü Genel Kurulda görüşüldü ve kabul edildi. 763 sayılı TBMM Kararı, 21 Mart'ta Resmi Gazetede yayımlandı.

TBMM'ye bundan önce 25 Şubat 2003'de sevk edilen "Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümete yetki verilmesine ilişkin" Tezkere, 1 Mart 2003'de Genel Kurulda görüşülmüş ve kabul edilmemişti.


9 Nisan 2003: ABD güçleri Bağdat’ın merkezine girdi. Bir sonraki gün, ABD güçleri Kürt gerillalar ile birlikte Kerkük ve Musul’un kontrolünü ele geçirdi. Başkent Bağdat ve önemli şehirlerde geniş çaplı yağmalama olayları meydana geldi.

Nisan 2003: ABD devrilen Saddam rejiminde görev alan 55 kişiden oluşan en çok arananlar listesini açıkladı. Başbakan yardımcısı Tarık Aziz gözaltına alındı.

22 Mayıs 2003: 1483 sayılı BMGK kararıyla 1990’dan buyana uygulanmakta olan ambargo kaldırıldı. Irak’ta BM’nin gözetimi altında ve ABD öncülüğünde yeni bir yönetim kuruldu. Baas Partisi ve önceki yönetime ait tüm kurumlar feshedildi.

Temmuz 2003: Geçici Hükümet Konseyi ilk kez toplandı. ABD güçlerinin komutanı, birliklerinin düşük yoğunluklu gerilla savaşıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Saddam'ın oğulları Uday ve Kusay Musul'daki silahlı çatışmada öldürüldü.

Ağustos 2003: Ürdün’ün Bağdat Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı sonucu 11, yine Bağdat'ta bulunan Birleşmiş Milletler Merkez Bürosu’na yapılan saldırı sonucu ise, BM baş sefiri de dahil olmak üzere 22 kişi hayatını kaybetti. Saddam'ın kuzeni Ali Hasan el-Mecid, diğer adıyla Kimyasal Ali yakalandı. Necef'teki otomobil saldırısında, Şii lider Ayetullah Muhammed Bakır el-Hakim'in de içinde bulunduğu 125 kişi hayatını kaybetti.

Ekim 2003: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ABD’nin Irak’a dair iyileştirilmiş kararını onayladı. Mutabakat ABD öncülüğündeki yönetime yeni bir meşruiyet sağladı, fakat gücün "en elverişli zamanda" Iraklılara devredilmesi gerektiği vurgulandı.

Ekim 2003: Kızılhaç'ın ofisine yapılan saldırının da içinde bulunduğu Bağdat'a yönelik bombalamalarda onlarca kişi hayatını kaybetti.

Kasım 2003: Güvenlik durumu kötüye gitmeye devam ediyor. Kasım başlarında –ABD Başkanı Bush savaş ilan ettikten altı ay sonra- Irak’ta Saddam’ı devirmek için yapılan savaşta ölen ABD askerlerinden daha fazla asker öldürüldü. Ay boyunca 105 koalisyon birliği öldürüldü- bu sayı, savaş başladığından beri görülen en yüksek aylık ölüm oranı.

14 Aralık 2003: Saddam Hüseyin Tikrit’te yakalandı.

Şubat 2004: Erbil’de Kürt grupların merkez bürolarına yapılan iki intihar saldırısında 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Mart 2004: ABD destekli Hükümet Konseyi, İslam’ın rolü ve Kürt talepleriyle ilgili ciddi ayrılıklardan ve uzun müzakerelerden sonra geçici anayasa için anlaşmaya vardı.

Aşure günü dolayısıyla kitleler halinde toplanan Şii Müslümanlara karşı düzenlenen saldırılar sonucunda 100’den fazla kişi hayatını kaybetti..

Nisan/Mayıs 2004: Mukteda es-Sadr’a bağlı Şii milisler koalisyon güçlerine karşı direnişe başladı.


Bu sürecin beraberinde gelişen kesin ölüm-sakatlık ve diğer durumlar, hali hazırda devam edenlerde dahil, bizlerin bilmesinin istendiği kadar bilinendir...

Özelde, son dört yıllık süreçte, Türkiye, Irak Coğrafyasının neresinde..?

Türkiye dışında herkes Irak'ta, şerefsizce saldıran pkk'da Irak'ta, bir öyle bir böyle konuşan > Barzani&Talabani ikilisi Irak'ta, Uluslar arası basın, iş adamlarımız (?) da orada ama Türkiye..?

17 Ekim 2007...

Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, terör örgütü PKK'nın yuvalandığı Irak'ın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi için Hükümete 1 yıl süreyle izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

Hani 23 Şubat 1945’te B.M. kurucu üye olmak için savaş açmıştık ya, hani “Yokistan” olmayalım diye, 17 Ekim 2007 Irak’ta varız “Yokistan” değiliz anlamına gelen tezkere, B.M. ve A.B.D ve A.B ve Kukla Irak Hükümeti ve Baş aktör Talabani ve Yan aktör Barzani aslında diyorlar ki; pkk+kürdistan maybe (belki) Ermenistan, A.B.D & A.B "Daimistan"..!

Türkiye..?

YOKİSTAN...

İyi de, siz oyuncularınıza bu oyun kaç perde demiştiniz?

İki perde..?

Yanılıyorsunuz, bu oyun üç perde ve henüz üçüncü perde başlamadı...

.........?!?!?

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1657
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster