Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
277
 

24 Kasım Öğretmenler Günü

24 Kasım Öğretmenler Günü
 

24 Kasım Öğretmenler Günü


Bu gün Öğretmenler Günü.... Tabii sadece ülkemizde. ;) Bildiğiniz üzere dünyada Öğretenler Günü 5 Ekim'dir. Bizde 1981 yılından beri 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanır... Her ne kadar işin arkasında darbe hükümeti olsa da bu gün başta öğretmenler olmak üzere toplumca kabul edilmiştir.... Sanırım bunda 24 Kasım 1928'de Mustafa Kemal'e Başöğretmen unvanı verilmesine atıfta bulunulmasının faydası var. Adamcağızı her fırsatta sömürmüşüz âdeta! Neyse ki yiğidi sömürüp hakkını vermişiz... Hiç olmazsa halkına her şeyi sıfırdan öğreten adama Başöğretmen demişiz! ;)
 
Hazır Başöğretmen'den söz açmışken yazıya devam etmeden önce Başöğretmen'imizi saygıyla anmak ve başta kendim olmak üzere bütün öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutlamak istiyorum... ;) Günümüz Kutlu Olsun Efenim! ;)
 
Her ne kadar bazılarımız istemeyerek bu mesleğe adım atmış olsak da... Sınıfın kapısını kapatıp öğrencilerinizle baş başa kaldığınızda ailemizle bile kuramayacağımız bir iletişim kuruyoruz öğrencilerle... İşte yukarıdaki görselde öğrencilerin öğretmenlerine cennete koşuyormuşçasına koşmasının nedeni bu! Üstelik bu anlık bir şey değil... Tecrübeli öğretmen arkadaşlarla aynı okulda çalıştığım için hemen her gün onları ziyarete gelen koca koca adamları, kadınları görüyorum... Öyle bir bakışları var ki öğretmenlerine... Öyle bir sarılışları var ki... Öyle bir içten el öpüşleri var ki... Hem öğrencileri hem öğretmenleri kıskanıyorum... ;)
 
Toplumda öğretmenlerin çalışmadığına dair bir algı var. Bu algıyı oluşturanların bizzat öğretmen olmak isteyip de olamayanlar olduğunu düşünüyorum bazen. ;) Gerçekten öğretmenlerden daha iyi şartlarda çalışan hiç kimseden öğretmenliğin kolay olduğuna dair bir cümle duymadım. Aksine saygıda kusur etmezken sürekli övücü sözler duymuşumdur. Ancak öğretmene eş değer şartlarda ya da öğretmenden daha kötü şartlarda çalışanlar var ya... Hani şu "Hiç olmasa öğretmen olaydın!" diye milleti aşağılayanlar ve bu şekilde aşağılananlar... İşte onların derdi bitmedi, bitmiyor! Esasında onların derdi öğretmenlikle falan değil, kendileriyle... Neyse... ;)
 
Öğretmenliğin güzel yönleri üzerine bir yazı okumak isteyenler daha önce yazdığım Örtmeniiim! adlı yazımı okuyabilir... Öğretmenlerin neler çektiğinden haberi olmayanlara ise yine daha önce yazdığım Öğretmenin Psikolojisi yazımı öneririm... Şimdi size iki saat yaz tatilimizin üç ay olmadığını, angarya denebilecek şartlarda çalıştığımız hâlde milletin bizi günde üç saat çalışıyor sandığını, maaşımızın iki bin TL'yi bile zar zor geçtiğini, hepimizin ek ders almadığını, öğrencilere okumalarını telkin ederken kitap almaya kendimizin para ayıramadığımızı, ayırsak bile ayırdığımız paranın çalmaya yani korsan kitap almaya yettiğini, öğretim yılına hazırlık ödeneği diye verilen paraları kışlık odun kömüre bazen de bu yıl olduğu gibi kurban parasına vermek zorunda kaldığımızı, her bakan hatta müsteşar değiştiğinde gelecek kaygısına düştüğümüzü, zaman zaman işimizi sadece işimizi yaptığımız için velilerden azar işittiğimizi, sık sık darp edilip bazen öldürüldüğümüzü vb. anlatıp sizi sıkmak istemiyorum! ;) Gerçekten! ;) Beni zorlamayın... ;)
 
Yukarıdaki paragrafta ve verdiğim linklerde değindiğim sıkıntılar buz dağının sadece görünen yüzü... Gerçekten öğretmenlerin yaşadığı sıkıntılar, saymakla bitmez tabii ki! Nitekim hep derim: "Öğretmen olup da çekmeyen yoktur!" Zengin olsun fakir olsun her öğretmen, hayatının en az bir döneminde çok zor günler geçirmiştir... Fakat öğretmenlik, sıkıntıların bahaneye dönüşmesine izin verilmemesi gereken mesleklerin başında gelir, bence! Bu bakımdan, bir öğretmen olarak, bu güzel günde önemli bir eleştiri de bulunacağım... Kızmaca yok! ;)
 
Yaklaşık on yıldır öğretmenim. Aslında daha iki sene var. Ama "on yıl" deyince kulağa daha tecrübeli geliyor.... ;) Şu an itibariyle görev yaptığım sürenin yarısını öğretmen, yarısını yönetici olarak geçirmiş bulunmaktayım... Özellikle yönetici olduktan sonra çok farklı öğretmenlerle çalışmak durumunda kaldım. Kısacık meslek hayatımda birbirinden tümüyle farklı yüzlerce öğretmen tanımış oldum. Hepsinin de bir sürü güzel özelliği vardı. Hepsinden çok güzel şeyler öğrenirken birinden dahi kötü bir şey öğrenmedim... Buna rağmen bence mesleki anlamda biz öğretmenlerin ortak bir sorunu var: Özeleştiri!
 
Siyasi görüşünü bir an unutabilen hangi öğretmene sorarsanız sorun, memnun olmadığı çok şeyi sayacaktır size.... Ama kendi rolünü hiç sorgulamadan yapacaktır bunu! Oysa bizzat Başbakan'ımız bir hoca... Yani öğretmen! Yine iktidarda ve muhalefetteki partilerde önemli noktalarda öğretmen kökenli siyasetçiler var.... Hatta büyük sendikaların başkanlarının tamamı öğretmen. Yani ülkede olan iyi ya da kötü hiçbir şeyde bizim etkimiz yadsınamaz! Bütün bunlara rağmen öğretmenler çağdaşları ile aynı şartlarda yaşamıyor... Bütün bunlara rağmen öğretmenler çağdaşları ile aynı şartlarda eğitim vermiyor, veremiyor!
 
Şimdi yazıyı buraya kadar okuyan meslektaşlarım bana kızmaya başlamıştır çoktan. Sınıfıma ihanet ettiğimi düşünüp okumayı bırakanlar bile vardır. ;) Çok uzun yıllardır öğretmenlik yapmıyorum belki.... Ama bir tane öz eleştiri yapan öğretmen görmedim geçekten. Kendim de dahil tabii! ;) Maddi bir kazancı olmadığında kendini geliştirmek için bir eğitim katılan bir öğretmeni tanımadım ben. Gerçekten "Şu konuda biraz eksiğim  var. Kendimi geliştirmem lazım!" diyene rastlamadım. Ancak bir başkasını eleştireni gördüm... Başkasını takdir edebilene pek az rastladım... Ancak çok zaman önce yaptığı güzel bir etkinliği ballandıra ballandıra anlatanı çok gördüm! ;)
 
Her mesleğe saygım vardır. Ancak peygamber mesleği olan öğretmenliğin kutsiyetini kimseyle tartışmam. Öğretmen olmayan arkadaşlar üzgünüm, mesleğimi içselleştirmiş bulunuyorum... ;) Şaka bir yana öğretmenliğe çok anlam yüklüyorum ama bu mesleğin doğasında var. Gerçekten diğer mesleklerle bir toplumun şurasını burasını düzeltebilirsiniz...  Diğer mesleklerde özeleştiri yapılmadığında toplumun şurasında burasında eksiklik olabilir. Topyekun bir gelişim ise ancak ve ancak öğretmenler eliyle olabilir.... Ama bunu özeleştiri yapmaktan aciz öğretmenlerle yapmak mümkün değil elbette! Bana inanmıyorsanız "Ulusları kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir." diyen Başöğretmen M. Kemal Atatürk'e kulak verin! Belki o zaman kendi kıymetimizi daha iyi anlarız... ;)
Abdülkadir Güler, Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 392
Kayıt tarihi
: 10.09.10
 
 

Kısaca kendimi tanıtacak olursam "Evlat, eş, baba, öğretmen, yönetici, yazar ve tabii ki okur." y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster