Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
321
 

24'lük

24'lük
 

Kermit'in doğum günü


Günlerden 3 Aralık yıl 1984.. Gecenin bir yarısı doğumunu tam 20 gün geciktiren annemin beni suni sancıyla tam 10 aylık olarak dünyaya getirdiği, doktorların bile yaşamış olmama şaşırdığı gün.. Benim doğum günüm..

24 yıl önce bugün olmuş dünyayla tanışıklığım.. O gün bugündür ben onu, o beni bırakmadı ne mutlu..
Büyüyorum galiba.. Bugün itibariyle yaşımla da alakalı ama daha çok düşüncelerim, hislerim, yapmak istediklerim, arzularım büyüyor.. Hırslarım büyüyor isteklerim büyüdükçe.. Hayat yavaş yavaş toz pembelikten çıkıp, gerçek rengine büründükçe, büyüyormuş insan ister istemez..

Doğum günüm bugün kutladığım kadarıyla, doğum günüm bugün büyüdüğüm kadarıyla.. Artık pastanın üzerindeki mumları bir nefeste üfleyemeyeceğim, hatta pastanın üzerine o mumları bile sığdıramayacağım bir yaşı kutluyorum.. Ne kadar büyüdüm desem de bir tarafın çocuk kalıyor yine de.. Ben ne kadar büyüsem de o çocuk yanım hep kalacak 18 ine girmeyi heyecanla bekleyen genç kız hevesiyle..

Peki bu 24 yıl neler öğretti bana ??

Hayatta en önemli varlığın babam olduğunu , yeşilin bende ne kadar önemli olduğunu öğrendim..
Kardeşime bakmaya çalıştığım yaşlarda kendimi kocaman olarak görsem de sadece ondan 4, 5 yaş büyük bir çocuk olduğumu öğrendim..
İlkokul da;
Babamı özlememin ne demek olduğunu, Atatürk’ün kim olduğunu, bayramlıkların ne kadar değerli olduğunu, Kitap okumamın önemini öğrendim..
Ortaokulda;
Okuldan kaçmanın ne demek olduğunu, aslında hayatta dersten okuldan da önemli şeyler olduğunu, ölümün gerçek olduğunu ve en büyük acıyla nasıl yaşanıldığını, anneannemi kaybetmenin onun hayatımdaki eksikliği ne kadar büyüttüğünü öğrendim..
Lise de;
Arkadaş uğruna gerekirse okulda kalmayı bile göze alına bileceğini, bir insanı hayata döndürmenin önemini, dostluğun ne demek olduğunu, günlük tutmayı öğrendim..
Dershane dönemin de;
Hayatta her şeyin çıkar ilişkisi olmadığını, en önemli varlığın ailen olduğunu, annenin evde olmadığını da o evin tadının tuzunun olmadığını o dönem annem hastanede yattığında öğrendim.. Her telefon çaldığında korkuyla yaşamayı, yemek yapmayı, en imkansız anlarda hiç umut yok denilse de mucizeler inanmak gerektiğini öğrendim..
Üniversite de;
Doğup büyüdüm Manisa’dan kendi şehrimden, Konya’ya geldiğim de sudan çıkmış balığa döndüğümü, meğer hayatın asıl orada öğrenildiğini, gerçek dostlukların orada kazanıldığını, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı, babama olan hayranlığımın bir kat daha arttığını, dost biriktirip kaybetmeyi, insanların gerçek yüzünü, ilk aşkı, ilk tutkuyu, acının en babasını, kalp ağrılarını, şiirler yazmayı aşka dair, sunulan tercihlerin seçiminin her zaman doğru olmayacağını, meğer alkolün iyi bir ilaç olduğunu, ama ne olursa olsun sigara içmeyeceğimi, tekrar ailenin önemini, babamın beni ne kadar çok sevdiğini, yurtta kalmanın ne kadar farklı bir şey olduğunu ve paylaşmanın önemini, kendi evine sahip olmanın sorumluluğunu, yanındaki insanlarla nasıl kardeş oluna bileceğini, paranın dostlar arasında hiçbir önemi olmadığını öğrendim..
Sonrasın da mı??..
Doğruları..
Yanlışları..
Umutları..
Sevinçleri..
Hüzünleri..
Heyecanları ve hayal kırıklarını içinde barındıran, koskoca bir yıl daha geride kaldı..
Gerçeklerle yüzleşmeyi, kabullenmeyi, ve aslında hayatın rotasını hiç ummadığın bir zamanda hiç ummadığım bir yöne çevirdiğini, yapılan hataların bedelinin çok ağır olduğunu ama yine de katlanabilmeyi öğrendim..
Anneannemin ellerinin içinde kaybolan o küçük ellerimin ne kadar büyüdüğünü fark ediyorum zamana şaşarak..

Hiç bir şey anneannemin elleri içinde elimin kaybolduğu o çocuk günlerimin kokularını getirmiyor geriye.. Kendine değil, kokusuna bile razıyım..

Büyümek böyle bir şey demek; kaçamıyormuşsun hiçbir yere ve hayret ediyormuşsun ellerine..

Yaşlanma endişesi değil sözünü ettiğim aslında. Değişen bedenime her dikkatli bakışımda aslında zamanın hızına hayretim. Asansör hızında fark ediyor insan ömründen geçenleri. Durduramıyor bir türlü. Birileri geliyor, birileri gidiyor.. kapılar açılıyor, kapanıyor.. Ve zaman akıp gidiyor adı da hayat oluyor.. Böylece zamanın ne kadar önemli kıymetli olduğunu, hayat işte demeyi öğrendim.

Ben bu yıl büyüdüm..
Ve en kötüsü 23 yaşımı 10 ay olarak yaşamayı öğrendim.. 2 ay boyunca yatağa bağlı yaşamayı, gökyüzünün rengini, bulutları, toprağın kokusunu, gece ay ile yıldızların parlayışını ve Çimenin yeşil'ini unutmayı, onca kırıklar içinde yatarken sızlayan tek yerinin hala sol tarafın olduğunu, aşk denen illetin damarlarına bir işledi mi naparsan yap çıkmayacağını, onun için her şeyi göze alabilmeyi öğrendim.. Verilen sözlerin asla tutulmadığını, sonsuzluk diye bir şey olmadığını, dostlarından ayrı kalmanın ne kadar zor olduğunu, sevdiğin için yaşadığın şehri bile terk etmeyi, ama buna değmediğini, sen onun için o şehri bile terk etmeyi göze almışken, onun sen ölümle burun buruna geldiğin de bir saatline bile olsa seni görmeye yanına gelmemesinin canını ne kadar acıttığını, kimsenin senden daha kıymetli olmadığını, verdiğin değeri hak etmediğini , gerçeklerle yüzleşmeyi öğrendim.. Yalan söyleyeni de aldatanı da çok seviyorsan affedebileceğini, ama en zor anında, ona en çok ihtiyacın olan anda yanında yoksa işte o zaman asla affedemeyeceğini öğrendim.. Hayatla ölüm arasındaki o ince çizgiyi görüp, ne olursa olsun hayatın yaşamaya değer olduğunu, yaptığın küçücük bir hatanın bir daha telafisi olmayan sonuçlar doğurabileceğini, bazen şımarıklımın nelere mal olabileceğini, haftalarca yata mahkum, 4 duvar arasında gökyüzünü ve güneşi görememenin ne demek olduğunu, dışarıdaki havanın kokusunu unutmayı, yatalak olmanın birilerine muhtaç olmanın ne kadar zor olduğunu, ayakta kalıp yürüyebilmenin ne kadar önemli olduğunu, tekerlekli sandalyeyle gezmenin ya da topallayarak yürümenin ne kadar zor olduğunu, sakat kalma korkusunun insanı nasıl delirttiğini, hayatta en önemli şeylerden birinin sağlık olduğunu, cana geleceğine, mala gelsin sözünün ne kadar doğru olduğunu, bir kere daha bu kadar mükemmel bir ailem oldu için Allah’a ne kadar şükretsem az geleceğini öğrendim.. Hayatta babamdan başka bir adamı daha özlemeyi öğrendim.. Ve çöpe giden o 2 ayımın bana 20 yıl gibi gelmesi.. O yüzden midir bilinmez bu yeni yaşımdan çok fasla beklentimin olması..
Ve bunca yıl boyunca bile değişmeyen, sahip olduğum tek şey, hayatımın tek adamı, ilk ve tek aşkım olan babam.. Biliyorum sana çok şey borçluyum, eğer bir kere daha dünya ya gelecek olsam, yine babamın sen olmasını isterdim, yine başına bela olmak isterdim, biliyorum bir gün benim de bir kızım olacak.. Belki çok zaman, çok yıl sonra ama olacak.. Ama o babasının kızı asla olmayacak..
Kim ne derse desin ve kim ne düşünürse düşünsün, yaşamın bu zamana kadar ki kısmında hep doğru olduğuna inandığım şeyleri yaptım ben.. Tabi bunları yapmam herkes tarafından hoş karşılanmadı.. Ama ben hep dik başlı oldum, hep inatçı, şımarık.. Ve sonuç olumsuzda olsa annemin dediği gibi burnumun dikine gittim hep.. Hiç mi hata yapmadım dersiniz, elbette ki yaptım ama ders almasını bildim..
Hani hep yaparız ya.. Her yılbaşı ve doğum günlerinden sonra kararlar alırız.. İşte bende aldım bugün.. Geçen yılbaşında, doğum günümde ve bilimum diğer önemli gün ve haftalarda.. Ertesi gün bozmak adetim ise hiç değişmedi, kararlar alındı ertesi güne külleri kaldı.. Pehh..
Çok sevdiğim bir yazarın dediği gibi yani “Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli, eğer sabah uyandığında aynıysa her şey, o zaman bitirmeli bir hikayeyi..”

Doğum günüm bu yaşamda yapmam gerekenler için yeni bir başlangıç..
Umut etmekten, inanmaktan, sevmekten, iyilik yapmaktan, paylaşmaktan, insan olmaktan yine vazgeçmeyeceğim.. Artık büyüdüm galiba.. Daha bir sakin, daha bir güçlüyüm.. Bu yeni yaşım kendime ait olacak, tüm beklentilerimin yılı olacak bunu biliyorum..
Ve gelelim bu güne.. Doğum günümü gerek mesajlarla, gerek face’e yazan, gerek arayarak, gerek bana sürprizler yapıp yanımda olan herkese sonsuz teşekkürler.. Yoğun bir iş tempolu günün ve bugün hayatımda bir ilke imza atarak dişime yaptırdığım ilk dolguyla biraz yaşlandığımı kabul etmem gerekiyor galiba.. Ve 1 günde 3 ayrı yerde sevdikleriyle kesilen 3 pastanın ardından young’taki eğlence.. Bide gece beni yalnız bırakmayıp telefonla eşlik eden sana.. Saol.. Her şeye rağmen iyi ki yanımdaydın..
Her şey düş gibi ama gerçek..
Bugün gerçek olan tek şey “bugün benim doğum günüm”..
İyi ki doğdum mu?? Evet iyi ki doğdum!!
İyi ki yaşama dokundum.. İyi ki insan oldum.. İyi ki var oldum..
İyi ki yaşıyorum, iyi ki hayattayım diyebiliyorum..
Dileklerim sağlıklı ve mutlu bir hayat sevdiklerimle.. Ve “o” kendini biliyor her ne kadar yine yanımda değilse de..
Yaşam bir düş gibi
Sen de düş gibisin..
Gözümü açıyorum yoksun..
Nerdesin??..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 978
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

Kaleminden, yazmaktan hiç vazgeçmeyen, fotoğraf çekme ve çekilme hastası olan biri..  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster