Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2174
 

24 Şubat: Trabzon kurtuldu mu?

Trabzon’ un kurtuluş günü kabul edilen 24 Şubat bu sene son günlerde Trabzon’ un bir takım rahatsız edici gelişmelerle birlikte anılıyor olmasından dolayı daha yüksek bir heyecan ve gayretle kutlanıyor.

Bizim toplum böyledir. Atatürk hakkında biri ya da birileri ileri geri bir şeyler söyler, Anıtkabir’ e akın olur. Kurban bayramı arifesinde “kan, revan, deri” tartışmaları olur, halkı müslüman olan bütün ülkelerden fazla kurban kesilir. Taksim’ e cami meselesi gündeme gelir, “çağdaş” bir konser düzenlenir, salon tıklım tıklım dolar, devrin cumhurbaşkanı ortaya çıkıp amigo gibi “İşte çağdaş Türkiye, işte laik Türkiye!” diye bas bas bağırır, salon alkıştan inler. Hâttâ arka fonda orkestra mensubu bir hanımın hızını alamayıp el kol hareketleriyle coşkuya iştirak ettiği görülür. Seneye aynı konser yine düzenlenir ama dinleyici sayısı “normal”e döner.

24 Şubat 1918’ de Trabzon kimden ve neden kurtulmuştur? Bu anlamlı ve önemli gün ne zaman kutlanmaya başlanmıştır? Bu soru sanırım bugüne kadar çoğunluğun aklına bile gelmedi. Birkaç gün evvel Trabzon merkezli Günebakış Gazetesi’ nin baş yazarı Ali Öztürk’ ün yazısından öğrendiğimize göre, Rusya’ nın Trabzon konsolosu Oleg Loginov gazeteyi ziyarete gelmiş ve çok önemli şeyler söylemiş.

Konsolos özetle bölgede düzenlenen kurtuluş günü etkinliklerinde özellikle Ruslar’ a karşı son derece rahatsız edici konuşmalar yapıldığını, bu kutlamaların Atatürk ve İnönü dönemlerinde değil de Türkiye' nin NATO' ya üye olmak istediği 1948 yılında başlamasının anlamlı olduğunu, bölge insanının Ruslar'a karşı özel bir soğukluk ve ilgisizlik duyduğunu, Rus turistlerin çok yakın olmasına rağmen bu bölgeye fazla ilgi göstermediğini, halbuki iki komşu ülkenin özellikle kültürel ve sanatsal faaliyetler kanalıyla daha sıkı ve samimi ilişkiler geliştirmesi gerektiğini vurgulamış ve devam etmiş:

"Görele Belediyesi her yıl uluslararası kemençe festivali yapıyor. Görele' nin kemençenin merkezi olduğunu biliyoruz. Kendilerini arayarak bu festivale katkıda bulunmak istediğimizi söyledik. Rusya' daki kemençe gruplarını festivale getirmek istediğimi ilettim. Özellikle Soçhi' de böyle ünlü bir kemençe grubu var. Bunlar Ermeni asıllı Rus vatandaşları... Kendileriyle konuştum. Festivale katılmak için bu bölgeye geldiklerinde soykırım konusunda tek kelime etmeyeceklerine dair söz aldım. Bana söz verdiler. Üstelik çok memnun oldular. Sonra Melikoğlu' na yazılı başvuru yaptım. Bana cevap verme gereği bile duymadı. Anlamıyorum, neden yanyana gelinemiyor? Bir müzik festivalinde neden buluşulamıyor? Tıkanıklık yalnız kültürel ve sanatsal olaylarda yaşanmıyor. Sayın Belediye Başkanı nezaketen de olsa neden cevap vermiyor? Ticari olaylarda da eskiye göre bir soğukluk yaşanıyor. Krasnodar' da ADG fuarcılık öncülüğünde bir fuar organize edildi. Hazırlıklar bitti. Fuar 1 Mart 2007 tarihinde açılacak. Ancak açılışa Trabzon Valisi olmadığı için katılamayacak. Böyle olunca da karşıda farklı şeyler anlaşılacak. Daha kimin katılacağı bile bize bildirilmedi. Bunu nasıl anlatacağız? Yarınlarda yeni fuarları nasıl yapacağız?"

Şu “kurtuluş” meselesine dönelim. Gayet iyi biliyoruz ki, Ruslar 1916 yılında savaşmadan bölgeyi işgal etmiş, iki yıl sonra ise yine savaşmadan bölgeden çekilmişlerdir. Ortada herhangi bir kurtuluş mücadelesi görülmemektedir. Daha da önemlisi, kutlamalar için NATO’ ya girmeye uğraştığımız 1948 senesi beklenmiştir.(!)

Karadeniz’ in başka taraflarını bilmiyorum ama o günleri çocukluk günlerinden hatırlayan büyüklerimiz, Ruslar’ın kendilerine hiç de kötü davranmadıklarını, hâttâ çocukları sevdiklerini ve şeker verdiklerini anlatmışlardır. Bunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım, çünkü Ruslar’ ın da diğer “düşmanlarımız” gibi bize akla hayale gelmedik mezalim uyguladığını sanıyordum.

Eski dönemlerde konjonktür icabı bazı atraksiyonlar yapılmış olabilir. Bunların arasında 30 yıllık bir unutkanlıktan sonra kurtuluş günleri icat etmek de bulunabilir. Soğuk Savaş yıllarında Doğu Bloku endişesiyle Batı emperyalizminin lûtfettiği sınır karakolu görevine razı olunmuş da olabilir. Doğrudur yanlıştır ama artık bunlar geçmişte kalmalıdır. Avrupa ülkeleri, kendi aralarındaki tarihten gelen derin ve köklü anlaşmazlıkları bir yana bırakmış, dünyayı paylaşmak için giriştikleri iki büyük savaştan kimsenin kârlı çıkmadığını görmüş ve nihaî amacı tek devlet olan Avrupa Birliği’ ni inşa etmeye başlamışlardır.

Karşılıklı olarak milyonlarca insanını kaybeden ülkeler el sıkışıp, siyasi, askeri, iktisadi ittifaklar kurarken, bizim 80-100 yıllık ihtilafları çözümleyemeyişimiz, üstüne üstlük çözülmemesi için kat be kat bedeller ödememiz, daha da beteri çözüm öneren ve isteyenleri “hain” damgasını vurmamız anlaşılır gibi değildir.

Dünya’ da artık ulus devlet dönemi sona eriyor, dolayısıyla bir devletin tek başına ayakta kalma, kalabilme şansı da ortadan kalkıyor. Tek süper güç Amerika bile dünyaya nizamat verme yolunda kendine müttefikler ararken, bizim hâlâ daha kendimizden başka dostumuz olmadığına, bir tek ferdimizin dünyaya bedel olduğuna inanmamızın bizi sahil-i selamete çıkarmayacağı gibi felakete sürükleyeceği açıktır. Bu birkaç hafta önce bizzat devletin en yetkili ağızlarından dile getirilmiştir. (MİT Müsteşarının açıklamalarına bakınız.)

Trabzon’ un kurtuluşu kutlu ve mutlu olsun. Fakat Trabzon’ un 24 Şubat 1918’ den sonra ne kadar “kurtulmuş” olduğuna iyi bakmak lazım. Trabzon o gün bugündür ne haldedir? Gerçek anlamda bir kurtuluş, Trabzon’ un refah düzeyinin makûl bir düzeye çık(arıl)ması, daha yaşanılır, daha modern bir şehir haline gelmesi değil midir?

Gurbette yaşayan Trabzonlu sayısı, memlekette yaşayanın 3 katıysa, bu nasıl kurtulmuşluktur diye bir kez daha düşünmeli. Benim akrabalarım seferberlik zamanı kalkıp Düzce’ ye geldiler. Biz de “kurtuluş”tan çok sonraları gurbete çıktık. Arada ne kadar fark var?

Bülent ŞİRİN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler Ömer bey. Sanırım sizin kafanız biraz karışık. Hem tarihi gerçeklerden uzak kaldığımı tespit ediyorsunuz hem de fikrinizin olmadığını... Benim dedelerimin teslimiyetçi olduğunu ima ediyorsanız (ki ihtimal vermiyorum), dedemin babası Çanakkale'de, onun kardeşi de Sarıkamış'ta şehit düştüler. Dedem de beşikteydi henüz. Köylerimizde savaşacak erkek kalmamıştı yani. Hepsi de vatani görevlerine koşmuşlardı. Anlaşılan sizinkiler de milis kuvvetlerindeydiler. Burada ne akademik çalışma yapıyoruz, ne de kitap yazıyoruz. Bu sadece bir blog yazısı ve bunun için de etraflı araştırma yapmaya zamanım da yok, enerjim de. Doğal olarak kendi bölgemde olup bitenlerı anlatmaya çalıştım, sizin taraflarda (?) ne olup bittiğini bilmemem normaldir. Şu Rus savaşlarının yerini ve zamanını vesikalarıyla bildirirseniz, ben de nereler şehit kanıyla sulanmış, nereler sulanmamış öğrenmiş olurum. Umarım Ermeni ve Rum çetelerini Ruslarla karıştırmıyorsunuzdur. Saygılar. Bülent Şirin.

Bülent Şirin 
 05.03.2007 23:25
 

Yazınızda anlattıklarınız tarihi gerçekleri yansıtmıyor. Ruslar ellerini kollarını sallayarak gelip sizin atalarınızın başını okşayarak şeker vermiş olabilirler bu konuda bir fikrim yok. Ancak benim ve benim gibi binlerce karadenizlinin dedeleri ruslarla çarpışmış ve karadenizin heryerini şehit kanları ile savunmuşlardır. Kardenizde yeraalan şehitlikleri araştırdıktan sonra yazınızı tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum.

Ömer Lütfi Soylu 
 05.03.2007 17:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 771
Kayıt tarihi
: 03.02.07
 
 

1967'de Trabzon-Şalpazarı'nda dünyaya geldi. İlköğretimini Şalpazarı'nda tamamladıktan sonra İstanbu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster