Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
351
 

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin yıl dönümü

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin yıl dönümü
 

27 Mayıs darbesi olduğunda ben 14 yaşımı bitirmiş, 15 yaşımın içindeydim. TED Ankara Koleji’nin Orta İkinci sınıfını bitirmek üzereydim. Dün gibi hatırlarım. Radyoda arka arkaya Harbiye Marşı’nı dinledikçe gözlerimiz yaşarmakla kalmaz, şırıl şırıl ağlardık. Öyle bir gururlanır öyle bir heyecanlanırdık. Hele yolları sokakları dolduran askeri kamyonları, cipleri, subayları gördükçe çılgınca alkışlardık, içimiz kıvançla dolardı. Sanki Türk Silahlı Kuvvetleri Yunanistan’la veya Rusya ile savaşmış ve zafer kazanmış gibi. Halbuki kazanılan bir zafer falan yoktu. Neticede elinde ve emrinde topu, tüfeği, tankı, binlerce askeri olan bir ordu, kendi silahsız vatandaşlarına ve yöneticilerine karşı bir zafer kazanmış, darbeyi desteklemeyen büyük ve sessiz bir çoğunluk sinmiş, korkmuş ve evlerine çekilmişti.

 

Darbeyi desteklen, sokaklara çıkıp sevinç çığlıkları atan, alkışlayanlar daha ziyade üniversite talebeleri, kendilerini aydın tabaka olarak tavsif eden okumuş kesim, avukat, doktor, mimar, mühendis gibi zümrelerdi. Ben çok askeri darbe gördüm. 27 Mayıs 1960, 22 Şubat 1961, 20 Mayıs 1963, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 . Bunlarda hep Türk tanklarının namlusu kendi vatandaşlarına dönük bir tehdit olmuş ve hemen hepsinde yukarıda saydığım okumuş ve kendini aydın olarak niteleyen kesimin önemli bir kısmı bu darbeleri ya desteklemiş, ya da “istemem ama yan cebime koy” misali bir tavır almışlardır. Daha dün diyebileceğimiz, daha dün kadar yakın olan 27 Nisan 2007 e muhtırasında TBMM deki muhalefet partisinin aydın diyebileceğimiz ve etrafına demokrasi dersleri veren genel başkan yardımcısı, “e muhtıranın her bir cümlesinin altına imzamı atarım” diye beyanat verebilmiştir. Türk okumuş kesiminin veya aydın kesiminin (veya önemli bir kısmının)  bu darbe sevdasını iki şeye yorabiliriz. Birincisi  halkı cahil, geri ve güdülmesi gereken  bir yığın olarak görmeleri. İkincisi serbest seçimlerle ve asker desteği olmadan iktidara gelebilme ümitlerinin olmaması.

 

Biz dönelim 27 Mayıs’a. 27 Mayıs 1960 da darbeyi yapan ve memleket idaresini devralan Milli Birlik Komitesi 38 Subaydan oluşuyordu. Bu subayların içinde üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı ve albaylar çoğunluktaydı. Bir iki tane de general vardı. Bir gecede bir üsteğmen Milli Birlik Komitesi Üyesi olmak hasebiyle Milli Birlik Komitesi üyesi olmayan bir Orgeneral’e veya Korgeneral’e emir verebilir duruma gelmişti. Zaten darbeden bir müddet sonra TSK da ki generallerin yaklaşık %80 veya %90 nı emekli edilmişti fakat ne hikmetse aydınlardan, “Türk Ordusunu idare edecek general bırakmadınız, Türk Ordusunu zayıflattınız” gibilerden ne bir itiraz, ne bir protesto, ne bir tenkit gelmemişti. Tabi, emekli edilen albayları, yarbayları, binbaşıları vb hiç yazmıyorum bile.

 

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi, üzerinde kitaplar, romanlar, piyesler, doktora tezleri, master tezleri yazılacak bir fecaat, bir rezalet, veya bir komedi idi. Sıkı Yönetim Komutanları resmen bildiriler yayınlıyorlardı, mesela “12 uçak dolusu altın ve mücevherat yurt dışına kaçarken yakalandı” diye. Bizim aydın takımı da buna hemencecik inanıveriyordu. Veya şöyle beyanatlar veriliyordu, “yüzlerce üniversite talebesi vurulmuş, cesetleri et ve balık kurumunun buzhanelerinde tavuk yemi yapılmak üzere bekletiliyorlar” gibi. Veya “devrilen hükümetin Dış İşleri Bakanı Kars ve Ardahan’ı Ruslara satmış”. Veya “devrilen Hükümet’in Maliye Bakanı her dış anlaşmadan %10 komisyon almış” gibi, daha neler neler. İşte bütün bunlara inanmaya zaten dünden hazır ve razı olan aydın ve okumuş kesim (veya önemli bir kısmı) bütün bunlara hiç düşünmeden inanıveriyordu. Hani derler ya, insan görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar, inanmak istediğine inanır diye.  

 

Yukarıda yazdıklarım kişisel görüş ve gözlemlerime dayanmaktadır, şüphesiz ben de yanılabilirim. Yazdıklarım içinde eksik veya yanlış varsa, veya hemfikir olmadığınız hususlar varsa siz de yazınız ve bunları belirtiniz lütfen 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ali bey yazdıklarınız için kendi görüş ve düşünceleriniz olduğunu yazdığınıza göre eksik ve yanlış bulmak olmaz. Her fikir saygıdeğerdir. Ben de 27 Mayıs 1960'a çok fazla kendi yorumlarımı eklemeden nasıl gelindiğini incelemeye çalıştım. Darbe sonrasının çokca konuşulduğu ülkemizde, öncesinin yeterince konuşulmadığını düşünüyorum. Saygıyla

MEHMET ATAK 
 31.05.2014 19:43
Cevap :
ilginiz için teşekkür ediyorum.  01.06.2014 12:18
 

Ali Bey, dile getirdiğiniz konularda pek çok yazım var; ama bir noktadan sonra yazmanın da anlamı kalmıyor eğer hakikat kaybolmuşsa. Anlattığınız günah defterini son yıllarda birileri kullanıyor, belki de bu günahı bugün kullananlar adına yapmışlardır geçmişte; ama bu gerçeği çoğu bilmez. Bilen adam doğru zamanda doğru eylem yapar çünkü. Doğrunun semtine uğramayanların her adımda cehennemi bir gelecek inşa edeceğini ise bilenler bilir, ne var ki bilmeyenler de cehenneme giden yolun taşlarını döşer kahramanlık marşları çalarak. Gerçek kahramanlığı göstermesi gereken günlerde de korkarım ortadan tüyeceklerdir. Nitekim tüyüyorlar da… 29 Ocak 2013 tarihli “Gündem ve gündeme ışık tutabilecek bir anı” başlıklı yazımı okursanız sevinirim. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 31.05.2014 11:29
Cevap :
Yazınızı okudum..İlginize teşekkür ediyorum...  31.05.2014 13:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 909
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster