Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '08

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
3918
 

28 numaralı koltuk...

28 numaralı koltuk...
 

.


Arkamda oturan hanfendinin, başlangıçta “çarptı herhalde” diye değerlendirdiğim, oturduğum koltuğa yönelik darbelerinin bilinçli bir çaba olduğunu fark edince, arkamı dönerek “koltuğumla alıp veremediğiniz bir şey var sanırım” dedim… Bu denli taammüden bir saldırının arkasından planlı bir söylem beklerken, son derece hazırlıksız yakalanmanın verdiği şaşkınlıkla bir an ne söyleyeceğini bilemedi… Sonra;

“Çok yatırdınız koltuğu, sıkıştım iyice burada” dedi…

“İyi de koltuğun suçu ne?”

“…”

“Koltuğa girişmeniz gereksiz diyorum, anlamaz çünkü şiddetten...”

Ben dik duruma getirirken, kadın koltuğuma doğru homurdanıyordu habire…

Böyle pasif agresif tiplere, tıpkı hayatta olduğu gibi, şehirler arası otobüs yolculuklarında da rastlamanız son derece olasıdır… Ya da bilmiyorum, “beni buluyor hep” gibi bir durumum olabilir… En çok rastladığım türlerden biri de yan koltuk agresifleridir… Bacağınızı yanlışlıkla onun tarafına geçirmeye görün… Hemen dizi ile sınırlarınızı hatırlatır size;

“Aaah, beyfendi dizime vurdunuz…”

“Öylemi farkında değilim… Benim tarafa geçmiş ya bacağınız ondan çarpmışımdır belki”

“Yaa… Arada Berlin Duvarı var demek… İyi ki kurşuna dizmediniz...”

***

Ben pencere kenarını tercih edenlerdenim… Uzun yolculuklarda camla yakın bir ilişki kurup uyumanın daha kolay olduğunu düşünürüm… 1 YTL’lik “kullan, otobüste unut” yastıklarından biriyle gayet mutlu mesut bir uykuya sahip olabilirim… Konformist bir yanım vardır gerçi ama çok yolculuk yapınca eldeki şartları en etkin şekilde kullanmayı öğreniyorsunuz işte…

Önceleri olası bir kazada şoförün direksiyonu kendini kurtaracak şekilde kıracağını, dolayısı ile benim de bu egosentrik yaklaşımdan faydalanıp kazayı en az hasarla atlatacağımı varsayarak, şoför mahallinin iki üç sıra arkasında bir koltuk almayı yeğlerdim… Yolculuklarımın sayısı bilimsel bir araştırmaya örneklem teşkil edecek kadar artınca, eldeki verileri değerlendirip en iyi koltuğun 28 numara olduğuna karar verdim… 28, 'önlerden' diye nitelenebilecek koltukların en arka sırası... Şoförün bakışından yolu görmezsiniz örneğin, böylece ayaklarınızla habire frene basma ihtiyacı gibi rahatsızlıklarınız olmaz... Kaza olacaksa da en son sizin haberiniz olur... En azından, "amanın gidiyoruz", "Aha da girdik tırın altına" gibi gerginliklerden uzak durursunuz... Bunlara rağmen arkada oturduğunuz duygusu yaratmaz hiç bir zaman... Muavinin konuşlandığı orta kapıya da yakındır... Bir ihtiyacınız olduğunda servis lambasını yakıp, "bu muavin niye görmüyo iki saattir lambayı" diye sinire kesmek yerine, sesli uyaranlar verip muavini harekete geçirebilirsiniz...

Hepsini bir yana bıraktım en çok bu koltukta rahat edip uyuyabildiğimi keşfettim… Bilimsel!! bir araştırmadan subjektif bir sonuç gerçi ama öyle işte... 28 numara satıldı ise ve benim o yolculuğu mutlaka yapmam gerekiyorsa gerçekten tam bir eziyet… 28 numaralı koltukla ilgili öngörümün bende yarattığı rahatlatıcı duygunun aksi… Bir şartlanma da olabilir aslında… Bu yüzden planlı yolculuklarımın biletlerini bir hafta-on gün önceden alırım…

Yalnız şöyle bir durum da gelişti zamanla… Yan etki gibi bir şey... Örneğin 3-4 saatlik bir gündüz yolculuğu yapacaksam uyumanın hiç de gereği yok değil mi? Yol boyunca doğayı izleyebilirim... Kitap okumak için en bulunmazından bir fırsat hatta... Ama öyle değil işte… 28 numaralı koltuğa oturur oturmaz uyuyorum… Denedim; yanım boşsa 27’ye geçiyorum hiç uyku yok… 28’e bacağım geçse biraz, dalıveriyorum anında… Hatta bu durum öyle ilerledi ki otobüs yazıhanesinden bileti alırken bile etkilenmeye başladım;

“Tercih ettiğiniz bir koltuk var mı?”

“28 boş mu?”

“Boş… Keselim ister misiniz?”

“Zzzzzz…”

“Beyefendii!!! Aa, adam uyudu yahu… Hişştt… Kafanızı kaldırır mısınız bankodan…”

Gündüz yolculuklarında başka bir numaraya ihtiyaç belirdi yani..

***

Aslında en iyisi yanınızda sohbetine güvendiğiniz bir tanıdığınızla yolculuk yapmak… Uyumanın gereksiz olduğu kısa yolculuklarda sohbet edersiniz, uykunuz geldiğinde sizi rahat bırakır vs.. Herkes sohbet için uygun olmayabilir çünkü... Hele sohbet ısrarlısı bazı yolcuların baskısı hangi koltukta olursanız olun uyur görünmenize sebep olur… Bir de sizin gibi aynı güzergâhta sık yolculuk yapanlar varsa onlarla da bir arkadaşlık gelişir zaman içerisinde...

Bu yolculuk arkadaşlarımdan biri de Hilmi’dir… Onunla Ankara’ya yaptığım gece yolculukları sırasında tanıştım… Ankara için aynı tarifeyi kullandığımızdan zamanla yol arkadaşı olup çıktık… O uyumayı hiç sevmez… Ben uyuyuncaya kadar laflarız… Kendisi evli olmadığından müstakbel eşini otobüs yolculuklarında tanıyacağını düşünür;
“Hasancım, bak sen olmasan ben kesin bir bayanın yanında oturmayı tercih ederdim.”

“Ben senin kısmetine engel olmasaydım keşke…”

“Yok, boş ver... Zaten bu gece kafa olarak anlaşabileceğim bir bayan yok otobüste…”

“Allah Allah, bir bakışta anlayabiliyorsun demek… Hem sen tanımadığın bayanın yanına nasıl oturuyorsun ki, o şekilde kesiyorlar mı bileti”

“Yaa ben yazıhaneden bileti alırken ‘bayan yanı olsun, annem gidecek’ diyorum”

“…??”

“Öyle bakma, otobüs yolculukları çok romantik oluyor… Bence ilişkilerin temeli romantizm üzerine atılmalı…”

“Normal şartlar altında romantizm olmaz diyorsun o halde, mutlaka tekerlek üstü olacak…”

“Yok, otobüs şart değil... Mesela vapurda da olabilir… Bir bahar akşamı güverteye oturmuşsundur, batmakta olan güneş ufku binbir renge boyarken yüzüne meltemin serinliği vurur... Tam o anda yanına deniz gibi mavi gözlü, güzeller güzeli bir kız oturur, sen martılara atmak için aldığın simidi onla paylaşırsın… Sonra gözlerine bakarak deniz ve martılar için yazdığın şiiri okursun… Ne güzel değil mi?”

“Çook güzel de, sen Çorum’da oturmuyor musun?”

***

Bazen de yanlışlıkla 27 numaraya bayan keserler, Hilmi olsa ne derdi bilmem artık...

“Maavin bak bakayım, bana erkek yanı vermişler!! Değiştir bunu.”

“Teyze otobüs ful dolu, muavin koltuğu bile… Otur işte, bak abi oğlun yaşında, hem inecek bir saat sonra.”

“Belli mi olur gece vaktı napacağı bunun, sen değiştir benim yerimi”

Haydaaa… İster istemez olaya müdahale etmem gerekti;

“Teyze ordan bakınca sapık gibi mi duruyorum?”

Çıkıştığımı görünce, güya alttan alıyor;

“Öyle deme oğul, şeytan dürtee”

Al başına püsküllü bela… Hem oğul diyor hem bunu, ne biçim manyak bir teyze… Bir de öyle kesin konuşuyor ki otobüstekiler başını çevirip bana bakıyorlar; “bu muymuş sapık olan” der gibi…

Muavine yalvarır bakıyorum; “kurtar beni nolur” diye…

Not; Bu yazı Ankara’dan Çanakkale’ye doğru seyretmekte olan KK Turizmin 28 numaralı koltuğunda (tamamiyle) uydurulmuştur…
10:14 04.03.2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim tercihim de 16 numaradır benzer sebeplerle:)) O teyzelerin farklı modelleri de sık sık denk gelir doğal olarak. Bayan yanı benim yanım olunca tercihlerini sapıktan yana kullanacaklarını tahmin ediyorum ben...

S.USLU 
 22.03.2008 12:05
Cevap :
:) Sayın Uslu, yorumunuz için teşekkür ederim...  22.03.2008 19:11
 

Bir de şu "tamamen uydurulmuştur" ibaresinin yazılan yazının hoşluğunu bozduğunu düşünüyorum. yani polis sorgusunda değiliz ki gerçekliğini ispatlayalım. hepimizin öyküleri, yazıları hem yaşanmışlıklardan, gözlemlerinden hem de kısmen kurgudan yola çıkıyor. Ve sen en sonunda o ibareyi koyduğunda gülümseme yüzde donuyor. Bir yazar için iyi bir yöntem değil bence. Ama bir tarihi yazı yazarsan, o zaman bu ibareyi koyarsın, kahramanlar uydurulmuştur diye. Bilmem yanlış mı düşünmekteyim? sevgilerimle

Kwan Yin 
 18.03.2008 12:03
Cevap :
Şimdi şöyle bir durum oluyor; Anlatım şekli olarak birebir kendi başımdan geçer biçimde anlattığımdan yorumlayanlar şöyle mi yaptın böyle mi yaptın diye sorular soruyorlar... Ben uydurduğum bir şey için bunları cevaplamakta güçlük çekiyorum... Yağmur duasında bile oldu bu... Buraya özgün bir şey, yorum anında geldiği için... Bir dergiye yazdım burdaki öykülerden birini böyle bir ibare eklemedim mesela... Baba beni öldürsene farklı bu açıdan örneğin çünkü o bir anı idi... Haklısın ama... Öykü kategorisi var artık... Öykünün içinde dediklerin mutlaka yer tutacaktır... İyi oldu bu hatırlatman... Uydurduğum bir tane geliyor çünkü:)  18.03.2008 12:15
 

Serdar her gülmek istediğimde "Yağmur Duası" bloğun ile bunu okuyorum. sanırım bu okumam ile 3 ya da 4 oldu. Eline sağlık arkadaşım, normal olaylardan bu denli ince mizah çıkartabilmek hayata apayrı bir bakış açısı gerektiriyor. Sevgilerimle.

Kwan Yin 
 17.03.2008 19:40
Cevap :
İnanır mısın ben de açıp açıp okuyorum tekrar... 28'i yazarken de çok güldüm... En çok da Hilmiye:) Belki maceralarını yazarım yine diye düşünüyorum... Çok dayak yer bu otobüste, vapurda:)) Hem beğenin hem de yazılarımı yalnız bırakmadığın için çook teşekkür ederim arkadaşım... Sevgilerimle...  18.03.2008 9:30
 

kaç yıl oldu hatırlamıyorum otobüs yolculuğu yapmayalı?...28 aklımda tutacağım...ne iş anlamadım bu 28 gizemi başka olsa gerek?...nasıl da özlemişim senin nükteli yazılarını anlatamam. okumuyordum uzun süredir...ha bu arada geldim dostum gitmeyide düşünmüyorum yapamadım oralarda...bıktım desem daha doğru. Kenya ya gittik katliamlar var, Irak da zaten kan herdaim var. yahu bana sakin bir bölge bulda yerleşeyim....sevgiler.canım arkadaşım...özlemişim ....

Zadig 
 15.03.2008 11:47
Cevap :
Vaaayyyy... Hocam acayip sevindim... Hem burada olmana hen yorumuna... Sürprizin için çok teşekkür... Ben de seni çok özledim... Yazılarını da tez zamanda bekliyorum... Sevgiler gani gani..  15.03.2008 20:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1433
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster