Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1971
 

28 Şubat süreci birilerinin rant hanesine yazılmıştır

28 Şubat süreci birilerinin rant hanesine yazılmıştır
 

“28 Şubat süreci bin yıl sürecek” demişti, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu…28 Şubat süreci bin yıl sürer mi bilinmez ama şu bir gerçek ki; bu ülkede ordu ne zaman demokrasiye müdahale etse olan siyasi iktidarlara değil, halen başta demokrasi olmak üzere pek çok sorunla boğuşmak zorunda kalan Türkiye’ye oluyor…sanırım ordu da artık bunun farkındadır!

28 Şubat, kimileri için demokrasinin asker eliyle yeniden kesintiye uğraması ya da postmodern darbe, kimileri için irticaya karşı gerekli bir müdahaleydi…Ancak İranlaşma korkusundan yola çıkılarak gerçekleştirilen bu postmodern darbe sonrasında meydana gelen bankaların hortumlanması olayları, bir gecede zenginleşen sermaye grupları ve kişiler düşünüldüğünde, sürecin nasıl bir rant paylaşımına çanak tutmuş olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

28 Şubat süreci, Türkiye’nin siyasal ve sosyal dengesini bozmasının yanısıra ekonomiyi de çığırından çıkardı…Türkiye’nin 50 milyar doları 28 Şubat sürecinde heba oldu gitti. Bankalar, postmodern darbeden sonra adeta devlet parasını hortumlamak için kullanıldı. Cumhuriyet tarihinin en büyük banka operasyonu yapıldı, bankalara el konuldu, hortumcular tutuklanarak hapse gönderildi. İşin ilginç yanı, 28 Şubat döneminde, batan bazı bankaların yönetiminde emekli generaller de vardı. Ancak kimse onlara dokunamadı. Etibank, Interbank ve Sümerbank’ın danışmanlarının hep paşalardan oluşması sizce bir tesadüf müydü?

28 Şubat’a nasıl gelinmişti? Bu süreç 1990’ların başına dayanır. Bundan önceki darbelerde olduğu gibi yıllara sari bir ortam yaratma çalışması ve karanlık eller mefhumu yine devredeydi.

28 Şubat öncesi süreci kısaca hatırlayacak olursak; Turgut Özal’ın emriyle Kürt raporunu hazırlayan Adnan Kahveci’nin şaibeli bir trafik kazasında ölümü, Uğur Mumcu Suikastı, devlet yönetimine farklı bir anlayış getirmeye çalışan Turgut Özal’ın halen şaibe taşıyan ani ölümü, Sivas katliamı, Gazi Mahallesi olayları, Baykal'ın genel başkanlığının ardından DYP-CHP koalisyonun sonlanması, ülkede siyasi otorite boşluğu, örtülü ödenek skandalları, 1996 seçimleri ve sandıktan birinci parti olarak çıkan Refah Partisi’nin, Doğru Yol Partisi ile oluşturduğu koalisyon dönemi ve Necmettin Erbakan’ın mantıksızca coşması, siyaseti gerecek düzeyde yaptığı anlamsız ve hatta trajikomik çıkışları.

28 Şubat’ın öncesinde yaşanan bu olaylar, Erbakan’ın İran ve Libya ziyaretleri, cübbeli sarıklı tarikat liderlerine Başbakanlık konutunda verdiği iftar yemeği, Aczmendilerin lideri Müslüm Gündüz’ün müridi Fadime ile yarı çıplak basılışı gibi bir dizi olaylarla “Türkiye elden gidiyor, batı çağdaşlığından irticaya kucak mı açıyor, İranlaşıyor muyuz” korkusuna dönüştü.

Ayrıca 28 Şubat darbesi, Susurluk’da açığa çıkan, ucu Tansu Çiller’e kadar dayanan bir suç şebekesinin de üstünü örtmeye, hatta bugün Ergenekon denilen canavara dönüşmesine de yarayacaktı. Öyleki; Susurluk’un üzerinin örtülmemesi için 1 Şubat akşamı saat dokuzda başlayan ‘Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık’ eylemi bir anda nasıl olduysa “Türkiye laiktir laik kalacak” eylemine dönüşüverdi. Bu güçlü sivil insiyatifin, Susurluk’u protesto etmesi bile postmodern darbe ortamı için kullanıldı.

Ve nihayet 4 Şubat sabahı, Sincan sokaklarında tankların yürüyüşü… 26 Şubat tarihli gazetelerde ise “Gözler Cuma'da” manşeti ile "Rejime ve laikliğe yönelik tehditlerin masaya yatırılacağı MGK'nın 28 Şubat’ta toplanacağı” bildiriliyordu.

28 Şubat 1997 sürecine imzalar atıldı ancak olay elbette sadece bir Milli Güvenlik Kurulu bildirisi değildi. Sürecin öncesi ve sonrası gelişmeler incelendiğinde ortaya çıkan, doğrudan müdahale yerine sert bir balans ayarıydı… demokrasiye postmodern bir darbe ile yine sekte vurulmuştu. Medya da durumu tava getirmiş ve alkışa başlamıştı bile.

28 Şubat sonrasında; Refah Partisi kapatıldı ama 5 yıl sonra, Refah kökenli R.Tayyip Erdoğan’ın yüzde 47 ile iktidar olması, bu ülkede darbelerin hiçbir işe yaramadığını aksine halkın darbeleri artık istemediğinin bir kanıtı oldu…

28 Şubat sürecinde; 50 milyar dolar birilerinin rant hanesine yazılırken, pek çok siyasi ve sosyal sorunla birlikte Türkiye’nin zarar hanesine yazılmıştır…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Matilla'nın fikirlerini çürütmeye çalışmadım, çünkü zaten fazla sağlam değildi. Evet, "üzerinde düşünmeye değer" dedim, ama o kadar uzun boylu düşünmeye de gerek yok. Bu fikir yüzyıllar önce Antik Yunan'da dile getirildi ve çoktan çürütüldü. Amerika'yı yeniden keşfetmeye çalışmak vakit kaybıdır. Ancak şu "orduya güven" konusunda ilk fırsatta bir blog yazacağım. Herkese selam.

Murakami 
 01.03.2010 22:16
 

Bu Coğrafyaların insanı silahtan korkar!.. güce; deyim yerindeyse tapar!.. her yer de.. iran da.. Irak da.. Suriye de.. Orduya güvenme nedeni odur!.. bitti.

yucel evren 
 01.03.2010 18:07
Cevap :
Güçlü olanı pohpohlamayı da severiz...güce yağ çekmeye bayılırız, sanırız ki; gücü yüceltirsek belki kendimiz de "bir şey" olabiliriz...ne büyük yanılgı, daha da azaldığımızı farkedememek...teşekkürler yücel, sevgiler  01.03.2010 21:43
 

Ve ne yazık ki, Eğitimli-Orta sınıfın büyük bir çoğunluğu hala bu oyuna gelmeye devam ettiklerini ve bu zihniyeti desteklediklerini görüyoruz. Her fırsatta yazar-söylerim, "Gerçeklerin çok acı bir huyu vardır. Er veya geç ortaya çıkarlar" diye. Her ne kadar gerçekler ortaya çıkıp saçılsa bile bazıları bunları görmezden gelmek için ellerinden gelini yapıyorlar. Hatta gözlerine "Ulusalcı" gözlüğü takıp, ortaya çıkmış olan gerçekleri gören ve bunların yanlış olduğunu söyleyip, yazan bizlere Liboş, Vatan Haini, Dönme, İrticacı, Yobaz, Amerikan Uşağı gibi yaftalanmalar bile yapıyorlar. Sonuç olarak Beran hanım ne yazık ki; Herkes aynı şeye bakıyor fakat herkes görüneni değil, görmek istediğini görüyor. İşte sonuç ortada ülkemde her zaman var olan kamplaşma ve ayrıştırma halen devam ediyor. Beran Hanım, bana bu düşüncelerimi sayfanızda dile getirme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Sağlıcakla Kalınız...

Yorum Dükkanı 
 01.03.2010 10:12
Cevap :
Görmezden gelmemek ne yazık ki deve kuşu hikayesine benziyor, arkada kalan parça herkes tarafından görülüyor:) ulusalcılık gibi bir garabet yapılanmanın ise üzerinde durmaya bile değmez...söylemleri ise sadece kendilerini bağlıyor...bir diğerini öteki olarak görme eğilimi zaman içinde değişime ayak uydurdukça da yok olacaktıe...ancak bir konuda şüphelerim var, mevcut iktidarın bu değişim sürecini doğru bir vizyonla yürütebileceği konusunda...bence en çok tartışılması gereken de bu...değerli katkınız için ben teşekkür ediyorum...sevgiler  01.03.2010 19:37
 

Ülkemde son bir asırdır süregelen darbe ve darbeciklerin altında yatan temel nedeni çok güzel özetlemişsiniz. Teşekkür ederim. Düne kadar bin yıl sürecek dedikleri, 28 Şubat'ı destekleyen EĞİTİMLİ-ORTA SINIF"ın aslında, farkında olmadan kendi güçlerini korumaya çalışan bu ELİT tabakanın çıkarlarını desteklerini hep birlikte görüyoruz. Ülkemde çok az bir azınlığı temsil eden ELİT KAPİTALİST ERK"in, güçlerini kaptırmamak adına ülkem insanları kamplaştırarak (dün; Laik/Anti-laikti, daha önceki gün; Kürt-Türk'tü, daha önçeki gün Alevi-Sünniydi, Atatürk/Anti-Atatürk vs... Farklı isimlerle farklı hassasiyetleri kaşıyarak bunu hep başarmış bulunuyorlar) taraf oldukları sözde ulvi değerlerin zarar görmemesi için darbe ve darbecik yaptıklarını iddia edenlere bakalım. Hep köşe başındalar ve hep hamuduyla götürmüşler. Devam edecek...

Yorum Dükkanı 
 01.03.2010 9:56
Cevap :
Merhaba arkadaşım, değişen dünyanın değişen koşullarına halen körü körüne direnmenin bir anlamı yok...Türkiye'de ise ne yazık ki halen bir asır öncesindeki jakoben yapılanmayı ve resmi ideolojiyi dayatmanın sıkıntıları yaşanıyor...artık laik-anti laik gibi veya etnisitelere göre ya da sağcı-solcu diye ayrımların kalmadığı, gelişen teknoloji ile sınırların bile artık önemsiz kaldığı bir dünyada biz nelerle uğraşıyoruz...ayrıcalıklı konumlarını kaybetme korkusunda olanlar statükoya ne kadar körü körüne bağlı kalırlarsa kalsınlar, iç ve dış dinamikler değişimi zorluyor.  01.03.2010 19:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 485
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2269
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

Çok eskidendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster