Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
22925
 

28 Şubat'ta neler olmuştu?

28 Şubat'ta neler olmuştu?
 

28 Şubat'ı yapanların niyetlerini en iyi anlatan ve özetleyen bir cümle...


Eskiden bilgi eksikliği vardı… Şimdi de bilgi kirliliği… Her şey bir tık kadar bize yakın. Elimizin altında bilgisayar, her şeye ânında ulaşıyoruz, mu acaba?

 

Bilgi sahibi olmak için çok okumamız lâzım. Ne okuyacağız? Elbette yazılanları… Oysa olayların yazılmayan tarafları o kadar çok ki…

 

İletişim çağında yaşıyoruz. Meydana gelen her olay saniyeler içinde bütün dünyaya yayılabiliyor. Peki ülkemizin durumuyla ilgili ne biliyoruz?

 

Sizce Türkiye gelişen, büyüyen, giderek kültürel değerleri artan, ekonomik durumu düzelen, adım adım demokratikleşen, uluslar arası arenada adından söz edilen, yeri geldiğinde sözü dinlenen bir ülke mi, yoksa tam tersine gerileyen, her gün dünden daha kötü duruma düşen, bağnazlığın, sivil vesayetin etkisi altına giren, özgürlüklerin kısıldığı, dünyada nazarı itibara alınmayan bir ülke mi?

 

Her iki görüşü de savunanlar var biliyorsunuz.

 

Hangi ana baba çocuğuna ülkeyi nasıl anlatıyorsa, onlar da durumu öyle kavrıyorlar. Yoksa tek başına bir lise, hatta üniversite öğrencisinin, Türkiye’nin meselelerini kavrayıp doğru fikir yürütmesi mümkün değil…

 

Eğer içinde yaşadığımız zamanı hepimiz kendi siyasi kanaatlerimize göre farklı algılayıp farklı yorumluyorsak, bizden önce yaşanmış olayları doğru tahlil edip doğru sonuca varmamız çok zor.

 

*****

 

Bugün 28 Şubat… 1997 yılında ülkemizde yaşanan post-modern darbenin 15. yıldönümü… Aslında kötü olayların yıldönümlerini kutlamak, aynı acıları yaşamak ve yaşatmak anlamına geldiği için pek doğru değil. Ancak yanlışlardan ders alıp doğruları bulmamız için bunları bilmemiz de gerekiyor.

 

Günümüzün üniversite öğrencileri, on beş yıl önce ilkokula yeni başlamışlardı. 28 Şubat onlar için haftanın son ders günü, yani hafta sonu tatilini müjdeleyen bir gündü.

 

Oysa o gün Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararlarla, demokrasisi sürekli ihtilâllerle sekteye uğratılmış bir ülkenin sivil idaresine, bir kere daha askeri darbe vurulduğu bir gündü.

 

O gün halkın parasıyla bizi dış düşmanlardan korusun diye alınan silahların, tankların; hayali olarak “düşman” ilan edilen milli iradeye karşı çevrildiği bir gündü.

 

O gün, demokrasinin askıya alınarak, meclisin devre dışı bırakıldığı, ülkedeki her şeyin emir komuta zinciriyle yönetilmeye çalışıldığı, valilerin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, yargıçların kendi görevlerini değil verilen komutları yerine getirmesinin istendiği bir gündü.

 

O gün yıllardır “kızlarını okutmuyorlar” diye şikâyet edilen dindar kesimin binlerce kızının üniversiteye gitmelerinin engellendiği, eğitim haklarının ellerinden alındığı bir gündü..

 

O gün İmam Hatip okullarında eğitim gören gençlerin üniversiteye girmelerini engelleyebilmek için, göz göre göre binlerce meslek lisesi öğrencisinin de hakının açıkça yendiği bir gündü.

 

O gün ülkenin çoğunluğunu teşkil eden Müslüman vatandaşların rencide edildiği, namaz kılmanın, oruç tutmanın, içki içmemenin, baş örtüsü takmanın “irtica” olarak damgalandığı bir gündü.

 

On yılı aşkın bir zamandan beri PKK denilen bir terör örgütü, memleketin her yerinde olay çıkartıyor, askerlerimizi şehit ediyor, Türk-Kürt savaşı çıkarmak için uğraşıyor, yurttaşları birbirine düşürmenin, ülkeyi bölmenin hesaplarını yapıyordu.

 

Terör yüzünden herkes korku içinde, 12 Eylül öncesini yaşayanlar, o günleri tekrar yaşamanın endişesini taşıyorlar, turistler, ülkemizi tehlikeli bulduğu için rezervasyonlarını iptal ettiriyorlardı.

 

Oysa Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Güven Erkaya, şu dört kelimelik tespitiyle  28 Şubat’ın ne olduğunu kendine göre çok iyi anlatıyordu: “İrtica, PKK’dan daha Tehlikelidir.”

 

*****

 

Bugün geldiğimiz noktada PKK terörünün nasıl sonuçlar doğurduğunu hepimiz daha iyi biliyoruz. Binlerce Mehmetçiğimizin şehit olmasına sebep olan PKK terörünün, o günden bugüne ülke ekonomisine verdiği zarar Türkiye’nin bütçesi kadar.

 

Peki “irtica”dan bugüne kadar kaç kişi öldü, kaç kişi yaralandı, kaç kişiye kaç liralık zarar geldi?

 

Bir kuvvet komutanının böyle bir mukayese yapması, ne kadar acı verici bir olaydır. Sadece o değil ki, MGK’nın gündeminde de o dönem ülkenin sorunları ve düşmanları listesinin başında hep irtica bulunuyordu.

 

Gariptir, bazıları bugünkü iktidarı 28 Şubat sürecinin bir sonucu olarak görüyorlar. Eğer öyleyse, iddia edildiği gibi bugünkü yönetim o zamanki idarenin bir devamı ise, arada bu “irtica” belası nereye kayboldu?

 

“Görmüyor musunuz, memleket elden gidiyor işte, türbanlılar üniversiteye artık rahatça giriyor, İmam Hatipliler için de 4+4+4 formülü geliştiriliyor, irtica için daha ne olsun” diyenlerdenseniz, elbette söylenecek söz yok.

 

Kim yaparsa yapsın, doğru yapılan işleri desteklemez, yanlış yapılan işlere sessiz kalırsak, ülke olarak bir arpa boyu yol alamayız. Genel anlamda hepimiz bu ülkenin gelişmesini, büyümesini, vatandaşların refah seviyesinin artmasını arzu ediyoruz.

 

Bunun için vatanı için çalışan, milletine bağlı, dürüst ahlâklı insanlara ihtiyacımız olduğu konusunda herhalde hiç şüphemiz yok. Ancak böyle bir nesil yetiştirme talebi başbakandan gelince, onun “dindar” kelimesini kullanmasını bahane ederek demediğimizi bırakmadık.

 

Evvela şu noktada anlaşmamız ve birleşmemiz lazım. Hepimizin özlemi “dürüst ve ahlâklı insan, dürüst ve ahlâklı toplum” ise, bu özelliklere sahip kişilerin dinine, diline, ırkına, cinsiyetine, partisine bakmayacağız. Hangi görüşte olursa olsun onlara arka çıkacağız, kucak açacağız.

 

Başka türlü birliği ve dirliği sağlamanın, özlemlerimize kavuşmanın imkânı yoktur.

 

Sırf Ak Parti yapıyor diye iyi, güzel ve doğru olan her şeye karşı çıkmak… Böyle mantık olabilir mi? Aynı şey CHP, MHP ve hatta BDP için bile geçerlidir.

 

Çocuklarımızı yetiştirecek anneler olarak kızlarımızın eğitimine çok önem vermemiz gerektiğini hepimiz biliyoruz. Onları üniversitelere almamak, fakülte kapılarından sokmamak, hatta sınıflardan çıkarmak, nasıl bir eğitim, özgürlük ve demokrasi anlayışıdır?

 

Biliyorsunuz şimdi her öğrenciye bir tablet bilgisayar verilmesi, sınıfların akıllı tahtalarla donatılması için başlatılan bir proje var.

 

Geçenlerde bir gazeteci yazar, “her öğrenci bilgisayar kullanırsa kitapçılar, matbaacılar, kağıtçılar işsiz kalacak” diye bu projeye karşı çıkıyor.

 

Vakti zamanında matbaanın ülkemize gelmesine hattatlar işsiz kalacağız korkusuyla karşı çıkmışlardı. O zamanlar da en çok yazılıp çoğaltılan kitap Kur’an olduğu için, onu matbaada  basmak günahtır diye bir rivayet de çıkarılmıştı.

 

Kaç yüz yıldır“matbaa bu ülkeye yobazlar yüzünden gelmedi” diye dindarlar hep suçlanır. Şimdi de teknolojiyi erken getirmeye kalkışıyor diye “dindarlık”la itham edilen bir iktidar suçlanılmaya çalışılıyor. Bu ne yaman çelişkidir.

 

*****

 

Biliyorum Blog’da 28 Şubat’ın aleyhinde yazılmış yazıya pek rastlayamazsınız. Dini “irtica” olarak görenler, dindarlığı “cüzzam” gibi kaçılacak korkulacak bir hastalık zannedenler, bu yüzden 28 Şubat’ı tasvip ederlerken, bir taraftan da o günlerde yapılanların yanlış olduğunu itiraf edercesine, bugünkü iktidarın intikam aldığından bahsediyorlar, bazıları daha da ileri gidip bugün yapılanların “28 Şubat”la aynı olduğunu bile söyleyebiliyorlar.  

 

Bunu doğru bir bilgi olarak dağarcığına dolduran gençler, 28 Şubat’ı hiç anlayamayacaklardır. Birilerinin onlara, 28 Şubat’ta gazetecilerin ve yargıçların kışlaya çağırılıp kendilerine brifing verildiğini anlatması lazım.

 

Aynı şekilde valilere de brifing verilmesi gündeme gelince, İçişleri bakanlığı yapan bir hanımefendinin buna izin vermeyeceğini söylemesi üzerine, “gelirsek o kadını yağlı kazığa oturturuz” diyen paşalar olduğunu yeni neslin bilmesi lazım.

 

Hükümetin emrinde bir kurum olan Genelkurmay’ın, isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda, “gerekirse silah bile kullanırız” dediğini gençlere anlatmak lazım.

 

PKK’yı ve diğer örgütleri görmezden gelip, “İrtica” tehlikesine karşı böylesine kararlı olan ordumuzun hükümeti yıkmak ve kendi istediği şekilde bir hükümet oluşturmak için entrikalar çevirdiği günlerde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne roketatarla bir saldırı düzenlendiğini ve bunu DHKP-C’nin üstlendiğini unutmamak lâzım.

 

Meslek liselerinde okuyan öğrencilerin kültür derslerini diğer liselere göre daha az almasına rağmen, girdikleri üniversite sınavında özel gayretiyle gösterdiği başarıyı ödüllendirmek gerekirken, sırf İmam Hatip liselerinde okuyanları engellemek için, tam tersine puanlarının düşürüldüğünü bilmek lazım.

 

“İrticacı kuruluşlardan alışveriş yapmayın”diyerek, ordunun isim isim firmaları ilan ettiği, kendi vatandaşları arasına nifak soktuğu gerçeğinin gençler tarafından bilinmesi lazım.

 

Dönüşümlü olarak başbakanlık yapmak için anlaşan Refah Partisi ile Doğruyol Partisi koalisyon hükümetinin askeri baskıyla bozulduğunu, hükümeti kurma görevinin Doğruyol Partisi’ne verilmesi gerekirken Anavatan Partisi’ne verildiğini teamüllerin hiçe sayıldığını birilerinin anlatması lazım.

 

Koalisyon partilerinin “bizim mecliste sayısal çoğunluğumuz var” demeleri üzerine, bu durumu değiştirmek için Doğruyol partisinden milletvekillerinin istifa ettirildiğini, Hüsamettin Cindoruk liderliğinde DTP adıyla muvazaalı bir parti (şemsiye amblemli Demokrat Türkiye Partisi) kurulduğunu, bu gençlere anlatmak lazım.

 

1995 seçimlerinden sonra kendisine hükümeti kurma görevi verildiği halde, hiçbir partiyle ortaklık kuramayıp görevi devreden Mesut Yılmaz’ın, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından baskıyla yeniden görevlendirilip, bu yeni partiyle birlikte güvenoyu almasının sağlandığının, bu şekilde milli iradeye ters düşen bir hükümet kurulduğunun bilinmesi lâzım.

 

“Baskıyla” “Milli iradeye ters” bir hükümet kurulduğunun en önemli kanıtı olarak, hükümete ortak olan bu derme çatma partinin 1999 seçimlerinde % 0,58 oy ancak alabildiğini, yani milletin tasvip ettiği bir parti olmadığını hatırlatmak lazım.

 

MGK kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve irtica faaliyetleri içinde olan kişileri takip etmek üzere Deniz Kuvvetleri bünyesinde Batı Çalışma Grubu adıyla yasa dışı bir kurum oluşturulduğunu, bu şekilde 6 milyonu aşkın kişinin fişlendiğini, daha sonra Mesut Yılmaz hükümeti döneminde bunun yasal hale getirildiğini bilmek ve unutmamak lazım.

 

*****

 

Bütün bunlar, demokrasiyle, milli iradeyle alakası olmayan, baskıcı ve vesayetçi rejimin ibret alınacak örnekleri değil midir?

 

Allah o günleri bu millete bir daha yaşatmasın. Ve milletimiz güven beslediği, onur duyduğu ordusuyla birlik ve beraberlik içinde dış dünyaya karşı gücünü ve itibarını gösteren mutlu, huzurlu bir hayat yaşasın…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar Yazınızı başından sonuna kelime kelime 2 defa okudum gerçekten bu kadar başarılı bir paylaşım yapmak gerçekten sizin gibi büyüklerimizin bize örnek olması için büyük bir gurur.Başarılarınızın devamını diliyorum.Aklınıza ve elinize sağlık...!

senol çelik 
 13.04.2012 15:22
Cevap :
O kadar abartacak bir şey yok. Yaşadığım gerçekleri yazdım o kadar.. Katkılarınız için teşekkür ediyor selam ve sevgiler sunuyorum.  13.04.2012 23:53
 

Ahmet Bey, yazınızı noktası virgülüne okudum. Bu tip analiz yazıları yazmak ciddi emek ve birikim ister. Başarılı bir çalışma olmuş. Ancak meselâ, şu yağlı kazık olayının failin, mağdurunu açık açık yazsanız daha güzel olurdu. Sanırım Nazlı Ilıcak'tı. Hülâsa; kahir olmayan bir ekseriyet 'ne diyo bu adam yaa' cihetinden mülahaza etse de, itibar etmeyiniz. Yeteneğinize sağlık. Saygılar

Baver Ergun 
 29.02.2012 21:31
Cevap :
Teşekkürler Baver bey.. Yağlı kazık olayının faili kesin belli değil. Ancak o dönem adından çok söz edilen Çevik Bir olabileceği söyleniyor. Mağduru ise Meral Akşener. Kahir olmayan ekseriyet tabirini sevdim. Ancak Blog için, hatta genel olarak medya için, sesi çok çıkan, gündemi belirleyen ve yönlendiren, dolayısıyla kamuoyunu kendi düşüncesi doğrultusunda şartlandıran özelliği dolayısıyla "kahir ekseriyet" tabirini kullanabiliriz. Çünkü medyayı kullanmak anlamında, haksız da olsa haklı çıkmak anlamında, açıkçası biraz cerbezeli davranmak anlamında çoğunluğu sağlıyor gibi bir görüntü veriyorlar. Gerçi onların çok kullandığı tabirle çoğunluğu sağlamak, haklı olmayı da gerektirmiyor, diğerlerine haksız davranmayı da... Kaldı ki çok ses çıkarmalarına rağmen hepimiz biliyoruz ki bu düşüncede olanlar sayıca azlar. Ben bu azlığı küçümsüyor değilim. (Yanlışı çoğunluk da yapsa doğru sayamayız). Keşke onlar da çoğunluğu küçümsüyor olmasalar. Katkınız için teşekkürler. Selam ve saygılarımla...  01.03.2012 0:43
 

28 Subat, Tsk daki Atlantikciler tarafindan Akp nin iktidara gelmesi ichin yapildi. KApatma davasida. Akp nin hep magdurlari oynamasi oyunun bir parcasi. Esas Vatanseverler de Balyoz , Ergenekon ve Andic davalarindan tutuluyor... Turkiyede HIc bir camiye yasak gelmedi. Sanki dindarlar eziyet gormus havasinda cikin. AL birini vur otekine tum partilerim. RTE NE KADAR BILGILI VE ALIM GORUYORUZ DINLIYORUZ.

Süleyman Akyürek 
 29.02.2012 2:18
Cevap :
28 Şubat'ta AKP mi vardı Süleyman bey... Komplonun da bu kadarına pes denir herhalde... Siz böyle olduğuna "inanıyorsanız" yapacak bir şey yok. İnançlar kolay kolay değişmez... Katkınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  29.02.2012 20:41
 

Ahmet bey 28 Şubatı kısaca anlatan bir yazı da ben yazdım 'vay şerefsizler'başlıklı...Blogda fazla göremememiz mahcubiyetten olabilir mi...Selamlarımla

ali açıköz 
 28.02.2012 23:15
Cevap :
Ali bey, yazınızı okumuştum. Cümlenizin sonunu anlayamadım.Blogda neyi göremiyorsunuz, beni mi? Benim mahcup olacak bir durumum mu var, lütfen söyleyin de ben de bileyim. Selam ve saygılarımla...  29.02.2012 20:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 947
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 782
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Ekonomik ve sosyal açıdan orta sınıf imkânlara sahip bir vatandaşım. Yazmayı, yazdıklarımı payl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster