Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
530
 

29 harf olmada bir sorun mu var ki?

29 harf olmada bir sorun mu var ki?
 

Bir soru var…

"AB" mi olalım yoksa azıcık aşım, kendi başım diyerek alfabenin üçüncü harfi olan küçük "c" mi olalım…

Daha açık ifade ile "AB" ye girelim mi yoksa kendi başımıza mı olalım?

Önce çok kısa bir cevap…

Oraya buraya girmeyi veya girmemeyi önce bir kenara bırakalım. Önce olmamız gerekeni olalım. Yani "Devlet" olmayı başaralım. Ondan sonra zaten nerde olacaksak, orada oluruz.

Belki araştırma yapmayan gençler bilmezler, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu "Yeni" değil. Bu yolculuğa çıkalı epey oldu. Yolculuğun başlangıcı "Ankara Anlaşması" diye bilinen anlaşmadır. Bu anlaşmayı da "Başbakan" sıfatıyla imzalayan kişi Rahmetli İsmet İNÖNÜ’dür.

Hatta… İmzalamadan önce sormuştur "Şimdi bunu imzalayacağız. İmzaladığımızdan sonra bir olumsuzluk olursa bu oluşumdan çıkabilir miyiz?" demiş "Evet" cevabını alınca da imzayı atmıştır.

Öncelikle Avrupa Birliği neden kurulmak istenmiştir, buna bakmak gerekir. Bu ihtiyacın içinde Türkiye’ye yer var mıdır, yok mudur? Türkiye’ye ihtiyaç varsa, zaten orada olacaktır, sizin istemenize gerek yok.

Diğer taraftan…

Avrupa Birliği içinde olmanın "Koşulları" bellidir. Bu koşullar "Kopenhag (ölçütleri) kriterleri" diye bilinen koşullardır.

Şimdi bu daracık yerde, bunlar neymiş diye sıralamaya gerek görmeden kısaca ifade etmek gerekirse, ülkelerin sosyal ve ekonomik açıdan aynı seviyeye gelmelerini sağlamak ve birbirleri ile eşit devletlerin aynı çatı altında ulusal bağımsızlıklarına saygı göstererek tek çatı altında oturmalarıdır. Bu arada kendilerine yapılacak her hangi bir saldırıda da "Topyekûn" ayağa kalkmaktır.

Türkiye’nin "Kopenhag kriterleri"ni sağlaması ve o yönde çalışma ve gayret göstermesinde de bir sakınca yoktur. Ülkesine ve milletine "Olumlu" yansıyacak gayretlerin yapılmamasını kim isteyebilir ki?

Ancak milletimiz, AB’ne doğru yol alırken AKP iktidarı olayı o kadar yanlış boyutlarda aksettirdi ki, şimdi birisi çıksa da "AB’yi istemiyoruz" dese vatana ihanet ile suçlanacak neredeyse.

Vatandaş AB’ye tam üye olduğumuz gün sanıyor ki, Iğdır’dan veya Yozgat’tan kalkacak, Londra, Berlin, Paris, Amsterdam veya diğer başka Avrupa Ülkelerine hiçbir engel olmadan, çoluk çocuk, tavuk cücük gidecek. Oraya vardığında da bir gecede kendine boş duran bir arazide, örneğin orman içinde, göl kenarında bir ev yapacak. Kısa bir süre sonra, seçim yatırımı olarak da kendisine yol, su, elektrik ve toplu taşıma araçları da tahsis edilecek.

Eh… Kendisi bir iş bulursa, çocuklarına da trafik ışıklı kavşaklarda selpak mendil, mandal, çiklet ve benzeri şeyler sattırırsa, gül gibi geçinir giderler. Bu arada eşi de iş bulursa, var mı onlara yan bakacak?

Ama öyle değil…

Böyle de hiç olmadı ve olmayacak da zaten.

Diğer taraftan, 75 milyonu bulan nüfusumuz ile Avrupa’nın üç büyük ülkesinden biriyiz. Türkiye, Almanya ve Fransa, Avrupa’nın en büyük ülkeleridir ve AB üyesi olduğunuzda da kurallar gereği Avrupa Parlamentosunda en çok üyeye sahip üç ülkeden biri olacak ve "Söz sahibi" durumuna geleceksiniz. Ama "Özel statü" ile bağlanırsanız, bu hakların hiç biri sizde olmayacak.

Öteki taraftan…

Avrupa Birliği yolunda, dayatmalar hariç, olmazsa olmaz "Kopenhag Kriterleri" ortamı Türkiye’de uygulanır hale gelirse, benim milletimin, vatandaşımın gurbet elde ne işi var ki?...

O kriterlerin (ölçütlerin) soysal ve ekonomik oluşumları, ülkem insanları için en güzel hayat koşullarını sunuyorsa, niye köyümden kentimden, ailemden ayrılıp da bir yerlere gitme ihtiyacını duyayım ki?

Üç temel nedenle bizim Avrupa Birliği içinde oluşumuz, bu aşamada zor görünüyor…

Birincisi, nüfus yoğunluğumuz…

İkincisi, inanışlarımızın farklılığı…

Ve Üçüncüsü de ekonomik koşullarımız yeteri kadar uyum sağlamıyor. Bu konuda çok detaylı anlatım yapılacağı açıktır. Burada "Kısa" geçiyoruz.

O nedenle, biz öncelikle "Devlet" olma bilincini sağlama alalım. Ülkemiz insanına "Millet ve Ulus" olma binincini öğretelim.

Bu eğitimler, din eğitiminden daha öncelikli ve önemlidir. Çünkü "Devlet" ve "Millet" bilincine varamayanların "Devlet" olma ve "Millet" gibi yaşama şansları olmayacağından, dinlerini de yaşamaya hakları olmayacaktır. O şansı vermeyeceklerdir.

Onun içindir ki ne "AB" olalım ne de "c" olalım…

Biz "A dan Z"ye 29 harf, küçüğü ile büyüğü ile tekmili birden alfabemize sahip çıkalım…

Bu alfabe de…

Bir, Vatan…

İki, Devlet…

Üç, özgürlük…

Dört, ulusal bütünlük…

Beş, ulusal saygınlık…

Ve…

Hür irademiz altında inançlarımıza sahip çıkmaktır…

O zaman gün gelecek, Avrupa Birliği denilen yer, bize üzeri mumlu davetiye gönderecek. Bu günkü gibi kapılarında sürünmeyeceğiz ve bunu da "Başarı" olarak sunmayacağız…

Ha… Unutmadan, dikkatli olalım da alfabemize hariçten harfler ekletmeyelim.

03 HAZİRAN 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 912
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster