Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
1036
 

3-2 handikap mı? Fener turu geçer mi?

3-2 handikap mı? Fener turu geçer mi?
 

Fenerbahçe UEFA şampiyonlarını yenmeye devam ediyor.


Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi ikinci tur ilk maçında hem camiası hem de Türk futbolu için “tarihi” şeklinde nitelendirilebilecek bir maça çıktı. “La Liga’da kötü günler geçiriyor.” denilen rakip Sevilla, her ne kadar liginde liderden 20 puan fark yemiş olsa da 2005–2006 sezonunda hem UEFA Kupası’nı hem de Süper Kupa’yı kazanmış, takip eden yıl finalde Espanyol’u yenerek UEFA Kupası başarısını tekrarlamış bir ekipti. Bu anlamda bordo-beyazlıların yaşadığı final tecrübeleri ve gerilimi yüksek çift ayaklı maçları oynama pratikleri kâğıt üzerindeki artılarından bir tanesiydi. Üstelik ligimizde öve öve bitiremediğimiz ve “Türkiye’nin en iyi kadrosu” haklı yakıştırmasını yaptığımız Fenerbahçe kadrosuyla kıyaslandığında Sevilla takımı “dudak uçuklatan” futbolcuları da kadrosunda barındırıyordu. Örnek mi? Fenerbahçe’de “Semih mi Kezman mı oynasın?”sorusu tartışılırken aynı sorunun Sevilla’ya uyarlaması “Aroune Koné mi, Aleksandr Kerzhakov mu, Luís Fabiano mu, Frédéric Kanouté mi, yoksa Javier Chevantón mu?” şeklindeydi. Sevilla Teknik Direktörü Manolo Jimenez, son dönemlerde Brezilya milli takımında yıldızı tekrar parlayan Luis Fabiano ile 2007 yılının Afrikalı Futbolcusu ödülünü Essien ve Drogba’yı geride bırakarak kazanan Kanoute’yi tercih ediyordu ama kulübede kalanlar da insanı huzursuz edecek potansiyele sahip golcülerdi.

Etkili kanat organizasyonlarıyla tanıdığımız her iki takımdan Fenerbahçe R.Carlos-Uğur ve Gökhan-Deivid ikilileriyle oynarken Sevilla son dönemde Adriano-D.Capel ve D.Alves-J.Navas tertibini kullanıyordu. Sarı-lacivertlilerin klasikleşen 4–4–1–1 sistemine karşılık Manolo Jimenez de meslektaşı Zico gibi taktik düşüncesine sadık bir görüntü çiziyor ve sıklıkla 4–4–2 sistemini tercih ediyordu. Bu köşeyi takip edenler hatırlayacaklardır, çift ön liberolu 4–4–2 oynamanın takımları hücumda kaosa sürüklediğini geçmişte çokça vurgulamıştık. Ancak Uğur Meleke’nin yazılarında sıklıkla dile getirdiği gibi dünya futbolunun kalburüstü takımları klasik anlamda “10 numara” vasfındaki oyuncuları kullanmaktan vazgeçtiler. O halde aradaki nüans ne? Temelde aradaki farkı elbette ki oyuncular belirliyor. Eğer kadronuzdaki ön liberolar hem defansta hem de ofansta takımınızın gereksinimlerini karşılayabilecek kapasitede futbolcularsa ileri uçta çift santrfor kullanmanın zevkini de sefasını da sürebilirsiniz. Ancak hem top kesip hem de dağıtabilen oyuncular “ön libero” olarak tanımlanabilir mi derseniz, işin orası son günlerin popüler tartışma konusu. Bu tartışma konusunun maçla ilgili yanı ise şu: Sevilla’nın genelde Poulsen ve Keita’yı kullanarak gördüğü işi Fenerbahçe 3 oyuncu kullanarak yapıyor. (Aurelio, Selçuk, Alex) Kabaca bakıldığında sarı-lacivertli takımın orta sahada bir kişi fazla olması avantaj sayılabilir ancak bu bir fazla oyuncuyla orta saha hâkimiyeti kurmak mümkün olmadığında kalenizde yaşayacağınız tehlikeler de maalesef katmerli oluyor. Tüm bu verilerin ışığında maç öncesi, Fenerbahçe’nin oyunu tek bir blok halinde oynayıp Sevilla orta sahası ile forvetlerini bu bloğun içinde tutması önemle öne çıkan bir değerlendirme idi. Fenerbahçe bu sezon Şampiyonlar Liginde bu anlayışı başarıyla uygulamış ve göğsümüzü kabartan sonuçlar almıştı. Oldukça kapasiteli bir takım olan Sevilla önünde de bu anlayışı görmek hepimizin beklentisiydi.

Akıllarda bu düşünsel süreç tamamlanıp maç başladığında gördük ki, iki teknik adam da başta ortaya koyduğumuz taktik düşüncelerinden neredeyse hiç sapmamışlardı. Kâğıt üzerindeki öngörülerden farklı olan tek şey Sevilla’nın orta sahanın solunda Diego Capel’in yerine Duda’ya forma vermesiydi ki, bu durum Fenerbahçe adına olumlu olarak değerlendirilebilir. Karşılaşmanın ilk yarısında oyunun kilit noktası Fenerbahçe’nin sol, Sevilla’nın sağ kanadı olan bölge oldu. Bu alanda Fenerbahçe adına Uğur Boral çarpıcı bir performans sergiledi. Genç futbolcunun etkili ortalarına biraz daha net vuruşlar yapılabilse sarı-lacivertliler daha ilk yarıda maçı koparabilecek bir skorla soyunma odasına gidebilirlerdi.

Şükrü Saraçoğlu Stadındaki mücadelede aynı zamanda rakip Sevilla’nın yumuşak karnının ortaya çıkışını da izledik. İspanyol ekibin Escude ve Dragutinovic’ten oluşan tandemi yan toplarda hata yapmaya çok müsait. Fenerbahçe Sevilla karşısında 3-2’lik galibiyete uzanırken aynı zamanda rövanş için altın değerindeki bu bilgiyi de hafızalara kazıdı. 17’de Uğur’un getirip Kezman’ın ağlara bıraktığı top, aynı şekilde 57.dakikada kornerden gelen topa Lugano’nun yaptığı kafa vuruşu bu savımızı destekleyen kanıtlardı. Sevilla’nın ilk yarıda kazandığı gol ise ne yazık ki kötü bir alışkanlık gibi Edu’nun yakasına yapışan “kendi kalesine gol atma” hastalığının bir başka örneğiydi.

Karşılaşmanın ikinci yarısına Sevilla takımı savunmasını öne çıkararak ve alan daraltarak başladı. Dar alanda hızlı oynayan ve pas trafiğini iyi ayarlayan İspanyol takımı karşısında Fenerbahçe’nin zaman zaman zorlandığını izledik. İşin aslı maç içinde Sevilla skoru ne zaman eşitlese vites düşürdü. Geriye düştükleri anlarda ise hücum iştahları kabardı. Maç içindeki performansı ve oyuna müdahaleleriyle Sevilla Teknik Direktörü Jimenez’in İstanbul’a “beraberlik” için geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. “Körün isteği bir göz Allah verdi iki göz” deyişinde olduğu gibi Semih’in 87’de gelen golü olmasa, Jimenez evine 2–2’lik bir beraberliğin neşesiyle dönebilirdi. Maça 4–4–2 sisteminde başlayan Sevillla oyunun hiçbir dakikasında taktik değişikliğe gitmedi. Buna karşılık Zico 4–4–1–1 dizilişiyle başladığı maç zora girince Deivid’i hücuma sürüp 4–3–1–2’ye dönmekten çekinmedi ve aldığı riskin ödülü Semih’in ayağından geldi.

İspanya’da oynanacak rövanş öncesi 3–2’lik galibiyeti yeterli görmeyenler olabilir. Doğrudur, iki ayaklı maçların ilk ayağını evinizde oynar ve 3 gollü galibiyete rağmen rakibinizden 2 gol yerseniz bu bir dezavantajdır. Ancak Sevilla-Fenerbahçe rövanşı bu genel kabulün dışında gelişecek bir maç olabilir. Çünkü Sevilla takımının defansı Ramon Sanchez Pizjuan Stadında da Fenerbahçe’den gol ya da goller yiyebilir ve bu da kimseyi şaşırtmaz. Buradan hareketle maç 2–2 bitseydi dahi Fenerbahçe’nin tur şansının devam edeceğini ve 3–2’lik skorun sarı-lacivertliler açısından dezavantaj değil avantaj olduğunu söyleyebiliriz. Rövanşta Sevilla’ya turu getirebilecek skorlardan birisi 1-0’lık galibiyet ancak bu maçı izledikten sonra ikinci maçın bu skorla bitmesi pek ihtimal dâhilinde görünmüyor. Bugün izlediğimiz ve Adriano, Escude, Dragutinovic, D.Alves’den oluşan Sevilla savunması ideal tertipte devamlı oynayan bir dörtlü. Ve bu dörtlüye bakarak diyebiliriz ki, Fenerbahçe’nin tur umudu taşımaması için bir sebep yok! Sarı-lacivertliler deplasman atmosferini fobiye dönüştürmez ve akıllı oynarlarsa İspanya’dan turu alıp gelebilirler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 710
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster