Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '16

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
882
 

30 Ağustos 1922 Büyük Zafer ve önemi

30 Ağustos 1922 Büyük Zafer ve önemi
 

Mustafa Kemal Atatürk Kocatepe'de (İnternet'ten)


Son yıllarda, 23 Nisanlar, 19 Mayıslar, 30 Ağustoslar, 29 Ekimler tüm yurt düzeyinde kutlanmayarak geçiştirildi. Bu yıl da 30 Ağustos 1922 Büyük Zafer’in kutlanmaması için yurtdışındaki temsilciliklere talimat gönderildi. Yurtta da kutlanması kuşkulu.(26 Ağustos 2016 tarihli Cumhuriyet) Oysa, 16 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nden sonra darbecilere ve tüm dünyaya bu ülkenin bağımsızlığa nasıl kavuştuğunu göstermek için “Büyük Zafer”, daha büyük törenlerle ve coşkuyla kutlanmalı.

Ulusların yaşamlarında varoluşlarını simgeleyen zaferler vardır. Ulusun devamlılığını sağlayan, bağımsızlığını geleceğe taşıyan bu zaferlerdir. Böyle zaferler, o ulusun coğrafyasını değiştirir; ulusa güç kazandırır. .30 Ağustos Zaferi’yle Türk ulusu, bağımsızlığına, özgürlüğüne kavuşmuştur.

26 Ağustos 1071’de Alpaslan, Malazgirt Savaşı’nda Bizans İmparatoru Romen Diyojen ’i  yenerek Anadolu kapısını açar. Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1922’de “Büyük Zafer”le Anadolu’yu düşmandan temizleyerek 29 Ekim 1923’ te Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolu açar.

30 Ağustos Zaferi, ezilen, sömürülen doğu ülkelerine örnek olmuştur.

Çin basını,”Atatürk, saldırganları yurttan nasıl ruhla ve ne gibi araçlarla püskürttüğünü bize göstermek yoluyla ulusal kurtuluşun yöntemini öğretmiştir. O’nun düşünüş ve tutumunun yüreklerimizde her an canlı kalacağını, ulusal uğraşlarımızda bize güç ve destek olacağını düşünerek avunabiliyoruz.”diye yazmıştır. (Ozankaya, 1994, s.109.) Birçok ulus, Atatürk’ün saldırganları yurdundan nasıl attığını görmüş; O’nun yolunu izleyerek bağımsızlığına kavuşmuştur. Bu zaferle Türk ulusu varlığını korur, toplumsal bilince ulaşır.

Atatürk’ün 30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in 2. yıldönümünde 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmada söyle diyor:

Bilmeyen kalmamıştır ki: Ulusumuz, egemenliğini eline aldığı gün, en karanlık yoksulluğun, en derin uçurumun kıyısında idi. Bütün güçleri yıpranmış, bütün savunma araçları elinden alınmış, kutsal varlıkları saldırıya uğramış, pek acıklı bir durumda idi. Bütün bunları hiçe sayarak varlığını ve bağımsızlığını kurtarmaya karar verdi. Bu kararını başarıya ulaştırabilmek için kendine bir toplu davranış, bir belirli erek seçmesi gerekiyordu. Ulusun bütün varlığı ile bütün inanıyla, canını dişine takarak o yolda birlikte yürümesi ve er geç başarıya ulaşması gerekti. İşte baylar o erek bu yerdi, burasıydı. Umulan ve istenen başarı, işte burada kazanılan zaferdi.”( Atatürk’ün 30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in 2. yıldönümünde 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmadan alıntı)

30 Ağustos 1922’nin temeli,19 Mayıs 1919’da Samsun’da atılır.(1919’da Samsun’a Mustafa Kemal yerine Enver Paşa’nın ayak bastığını bir tasarlayınız. Türk tarihinin gidişi başka türlü olurdu.) (Atay, 1999,s.9).Bu tarih bir bakıma Mustafa Kemal’in doğum tarihidir. Kendisine de sorulduğunda, bu tarihi söyler. Bu tarihte başlar ulusal savaş. Bu tarih, Anadolu insanının silkinişi, uyanışı düşmana karşı koyma tarihidir. Bu tarih, Türklüğün yeniden doğuşu, kendine gelme tarihidir. Bu tarih, demokrasinin Anadolu’da filizlendiği tarihtir.

8 Temmuz 1919’da ordudaki görevinden ayrılan Mustafa Kemal, 23 Temmuz 1919’da Erzurum, 4 Eylül 1919’da da Sivas Kongrelerini toplayarak ülkemizi düşmandan temizlemenin planını, kongre üyelerine anlatır. Bu kongrelerde, ABD’ye ya da başka bir devletin egemenliğine sığınmak isteyenler vardı. Mustafa Kemal, bağımsızlıktan yanaydı. Sivas ve Erzurum Kongreleri’nin amacı, ulusu kadercilikten kurtarmak, düşmana karşı savaşma bilincini aşılayarak; özgürlük, bağımsızlık yolunu açmaktı. Çünkü Mustafa Kemal, tutsaklığın Türklüğün yapısına aykırı olduğunun bilincindedir. İnsanca yaşmak için yapılır İnönüler, Sakaryalar, Dumlupınarlar... Anadolu insanı, tüm varlığını ortaya koyarak 30 Ağustos 1922’de zaferin yolunu açar.

Bir İstanbullu anı defterine şunları yazdı:” ‘Hastalık, parasızlık, acı, düşmanlık, gelecek kaygısı, her şey, her şey unutuldu. Her yer çılgınca sevinen mutlu insanlarla dolu.’  (Turgut Özakman,Cumhuriyet, s.15)

Türklüğün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş zaferini,  Andrew Mango “Atatürk” adlı yapıtında şöyle dile getirir:

Anadolu’daki Türk ve Yunan ordularının gücü hemen hemen eşitti. Yunanlılar 225.000 askerine karşılık Türk ordusunda 208.000 asker bulunuyordu. Ama Yunanlılar daha iyi donanımlıydı. Türk ordusunun ise iki avantajı vardı; ağır silahlarının sayısı fazlaydı ve süvari birlikleri Yunanlılara oranla daha güçlüydü. Yunan ordusu Marmara Denizi kıyısında Gemlik’ten başlayıp Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar ’daki mevzilere kadar uzanan, oradan da güneybatıya dönüp Ege Denizi’ne doğru Menderes Irmağı boyunca ilerleyen böylelikle Kuzeybatı Anadolu’nun tümünü çevreleyen 400 mil uzunluğundaki bir cepheyi savunmaya çalışacaktı. General Hacianestis, üç kolorduya ayrılan Yunan ordusuna İzmir limanında demirli bir savaş gemisindeki karargâhından komuta etmekteydi. İsmet Paşa’nın Batı Cephesi karargâhında hazırlanan plan, Afyon yöresini tutan Yunan güçlerine güneyden saldırarak, büyük bölümünün birbiriyle temasını kesmeyi amaçlıyordu Türkler, 2000 metre yüksekliğindeki Kocatepe’yi tutmuşlardı. Yunan cephesinin en güçlü noktasına yapılacak saldırı için son derece cesur bir plan hazırlanmıştı. Öne sürülecek olan Nurettin Paşa’nın 1.Ordusu, daha kuzeydeki Yakup Şevki Paşa’nın 2.Ordusundan takviye edilecekti.( Andrew Mango, Atatürk, s.328–330)

1922 yılı Ağustosu’na kadar, hazırlıklar tamamlandı.. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis de vardı.

General Hacianesti, Yunan Küçük Asya Ordusu’nun başına getirildiğinde Büyük Taarruz kaderini etkileyecek iki karar aldı. Bunlardan ilki, 1. Kolordu komutanına, yedekteki 2. Kolordu'ya savaş durumunda emir verme yetkisini kaldırması; diğeri ise 1.Kolordu'nun normal düzeninde kendi yedeğinde olan tümenleri de cephe hattına yayarak Trikopis 'i tamamen desteksiz bırakmasıydı... Savaş durumunda iletişim yetersizliği ve zamanın sınırlılığı da düşünüldüğünde çok yanlış bir karar olduğu daha sonra açığa çıkacaktı

Türk topçularının isabetli atışları Mustafa Kemal’i sevindirdi. Akşama doğru Türk birlikleri önemli kazançlar elde etmişler, ama Yunan hatları yarılmamıştı. Mustafa Kemal,57.Tümen Çiğiltepe’yi alamayınca tümen komutanı Albay Reşat’tan bir açıklama istedi. Reşat, yarım saat içinde tepeyi ele geçirmeye söz verdi. Mustafa Kemal, tümen karargâhını ikinci kez aradığında, Reşat’ın intihar notu kendisine iletildi.”Yarım saatte size o mevzii almak için söz verdiğim halde, sözümü yapmamış olduğumdan yaşayamam(Andrew Mango, Atatürk, s.329) Yarım saat sonra mevzii ele geçmiş; ama komutanına verdiği sözü yerine getiremediği için canına kıyan Reşat Çiğiltepe yoktu artık.

Bu ülke, ülkesi için canını vermekten çekinmeyen askerlerin kararlı, cesur davranışlarıyla düşmandan temizlenerek bağımsızlığına kavuştu. Bizler, Reşat Çiğiltepeleri unutursak bu ülkede huzurlu, mutlu, özgür yaşama gücünü kendimizde bulamayız.

Sincanlı Ovası'nda mevzilenmiş Yunan topçularının şiddetli ateşiyle başlayan taarruz, öğlene doğru yavaşlamıştır. Tınaztepe'deki Yunan karşı taarruzu karşısında Türk kuvvetlerinin geri çekilmesiyle akşam saatlerinde bir denge oluşmuştur. Daha sonra 2. Türk Ordusu'nun özellikle 2. Yunan Kolordusu'na şiddetli taarruzları, bu kolordu kuvvetlerinin 1. Kolordu'ya daha fazla destek verememesine neden olmuş; düşmanın güney cephesi sarsılmıştır.

Türk 2. Kolordusu’nun 26 Ağustos sabaha karşı 4.30 da başlaması planlanan taarruzu, sis nedeniyle ancak 5.30 da başlayabilmiş, yarım saat süren çok yoğun bir bombardıman ile Yunan ön hat mevzileri büyük yıkıma uğratılmış, topçu gözetlemesi ve makineli tüfek mevzileri iş göremez duruma getirilmiştir. 6:00 da başlayan piyade taarruzu, kısa sürede gelişmiş, Tınaztepe, Belentepe, Kalecik Sivrisi’nin ele geçirilmesi ile sonuçlanmıştır. Öte yandan yarma bölgesinin batısında Türk Kolordusu’nun, düşmanın İzmir-Uşak bağlantısını kesmesi, cephe gerisinde büyük kargaşaya yol açmıştır.

Çarpışmanın ikinci günü, 27 Ağustos’ta durum tümüyle değişmiş, Albay Kamalattın Sami komutasındaki 1.Ordun ’un 4.Kolordusu Yunan hatlarını yarıp Erkmentepe ’yi ele geçirmiştir. Aynı zamanda Fahrettin Paşa’nın süvarileri, dağların arkasından bir yol bulup Yunanlılar’ ın gerisine ulaşmasıyla Trikopis komutasındaki Yunan 1.Kolordusu Afyon’a doğru kaçmak zorunda kalmış; kaçarken malzemelerinin büyük bir bölümünü de geride bırakmıştır.

28 Ağustos–30 Ağustos’ta ,Türk birlikleriyle çekilen Yunan birlikleri arasında yer yer şiddetli çatışmalar çıkmış, Yunan birliklerinin Türk kuvvetlerinin hücumundan kurtulamaması, mevzi almalarına engel olmuştur. Ayrıca, 3. Kolordu’yla geri çekilen Yunan birliklerinin arasında açılan boşluktan içeri dalan 2. Türk Ordusu birliklerinin kuzeyden çevirme yapması Yunan ordusunun ana parçası olan 1. ve 2. Kolordu birliklerinin Murat Dağı eteklerinde bozulmasına yol açmıştır. 30 Ağustos günü akşam saat 19.30’a kadar süren bugün” Başkomutanlık Meydan Muharebesi “olarak bilinen büyük çarpışmalarda Yunan birlikleri yenilip dağılmıştır. Bu muharebede Yunan 4. ve 12. Tümenleri tamamen, 5. ve 9. Tümenlerinin bir bölümü yok edilmiştir.

Savaş alanında yapılan incelemelerde her iki kolordunun neredeyse bütün malzemesi, 4000 ölü, 10.000'e yakın tutsak saptanmıştır.-22 gün süren Sakarya Savaşı’nın Yunanlılara yaklaşık 5000 ölüye mal olduğu düşünülürse bu savaşta bir günde verilen kaybın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.-

General Trikopis ve kurmaylarının bir kısmı ile 10.000 civarında asker Kızıltaş vadisinden gece karanlığında kaçmayı başarmış; ancak 2/3 Eylül’de Murat Dağı’ndan Banaz Ovası’na inen iki Yunan Kolordusu’nun komutanları olan Trikopis ile Dighenis tuzağa düşürüldüklerini fark ederek teslim oldular. Bir Türk yüzbaşı, onları teslim aldı. Bundan sonrasında savaş tamamen bir kaçma kovalamaya dönmüş, 9 Eylül'de Türk Ordusu İzmir’i düşmandan kurtarmış. Büyük Taarruz’un başarı ile sonuçlanmasının ardından kaçan düşman askerleri İzmir’e kadar takip edilerek 9 Eylül 1922’de İzmir’in de kurtarılması ile yurdumuz tamamen düşmanlardan temizlenmiş oldu. ( Türk askeri sırtında çantası, silahıyla, bir taraftan da yoklukla savaşarak on günde İzmir’e girmiştir.) 17 Eylül'de kalan Yunan birliklerinin Bandırma'dan tahliyesiyle savaş son bulmuştur.

Savaşın Sonuçları

1. İzmir’e girişimiz, zaferin çabukluğu, geniş ve kesin neticeleri bütün dünyada büyük hayret, psikolojik ortam yaratmıştır.(İnönü’nün Hatıraları,1998,s.13)

2. Bu savaşta Yunan Ordusu 70.000 ‘den fazla askerini kaybetmiştir. Türkler, 13 000 civarında şehit,35 000 yaralıydı .(Özakman,464–5) Her iki tarafın sivil kayıpları üzerinde herhangi bir istatistik bulunmamakla birlikte Batı Anadolu'nun büyük ölçüde harap olması maddi kayıplar hakkında bir fikir verebilir.

3. Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen Mustafa Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü tutsağın kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere,"Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir" demiştir.

4. Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu hareketi üzerindeki önderliği bu zaferle pekişmiş, böylece zaferden sonra kurulacak olan siyasi düzenin temelleri atılmıştır. (1922 yaz aylarında Büyük Millet Meclisi'nde Mustafa Kemal aleyhine başlatılan muhalefet hareketinin zaferden sonra etkinliği kalmamış, Mustafa Kemal Paşa tüm ülkede "kurtarıcı" olarak benimsenmiş; liderliği pekişmiştir).

5. Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşı’nın kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamış, barış yolunu açmıştır. Böylece Türk tarafı Lozan'a önemli bir diplomatik avantajla katılmış, askeri durumun barış görüşmelerinde aleyhte pazarlık kozu olarak kullanılması önlemiştir

6.Zaferle Anadolu düşmandan temizlenmiş; Türklük yok olmaktan kurtulmuş, varlığını kanıtlamıştır.29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’yle yeni bir dönem başlamış; padişahlık tarihe karışmış, Cumhuriyet çağdaş dünyadaki yerini almıştır. Cumhuriyet’le laik, sosyal bir hukuk devleti kurulmuş; bu çerçevede devrimler başlatılış; bu devrimler toplumun büyük bir kesimince benimsenerek yaşama geçirilmiş; ancak şeriat, tarikat yanlıları karşı devrim için çalışmalarını sürdürmüşler, Mustafa Kemal’in aydınlık yolunu kapamaya, karartmaya çalışmışlardır

7. Ezilen, sömürülen ülkeler, Zafer’den örnek alarak bağımsızlık savaşlarını başlatmışlardır.

“Eğer sosyal olayları durdurma olanağı bulunsaydı, Atatürk’ün Milli Mücadele girişimi durdurulurdu. O zaman ya Orta Anadolu’nun birkaç ili üzerinde bir Osmanlı hanlığı-yarı sömürge olarak-can çekişmesini sürdürür ya da Türkiye’miz bağımlı bir devlet olurdu”.(Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Yol Kesen Irmak, s.159)

           
Türk’ün olağanüstü gayret ve gücünü tüm dünyaya göstermiş olması açısından büyük bir öneme sahip olan 30 Ağustos Zaferi, ulusal bir bayram olarak her yıl büyük bir coşkuyla kutlanmaktaydı; ne yazık ki son yıllarda gurur ve övünç kaynağımız olan bu bayramlar unutturulmaya çalışılarak ulusal bilinç köreltilmektedir.

.Hüseyin Başdoğan,28.08.2016

Kaynakça:

1. Andrew Mango, Atatürk, İstanbul,2000.

2. Atatürkçülük Nedir? Varlık Yayınevi, İstanbul: 1963.                                                                    

3.Falih Rıfkı Atay, Çankaya I,Cumhuriyet Gazetesi Yayınları, İstanbul:1999

4.Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Yol Kesen Irmak, İstanbul,1983.                                                          

5. İsmet İnönü, İsmet İnönü’nün Hatıraları, Lozan Antlaşması I-II, Cumhuriyet Gazetesi          

Yayınları, İstanbul:1998.                                                                                                                            

6.Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara:1994.

7.Sabahattin Selek, Milli Mücadele I-II, Milliyet Yayınları, İstanbul:2011.

8.Turgut Özakman, Cumhuriyet, Ankara,2010.

 9. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Ankara,2005.

10. Vikipedi, 29.08.201

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu emek, bilgi, gurur, hüzün karışımı duygular yarattı bende değerli Hüseyin bey, çok canımı acıtıyor, gururla ve coşkuyla kutlamamız gereken bayramlarımızla saygı, minnet ve hürmetle anmamız gereken başta Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının unutturulmaya çalışılması, emeğinize saygılarımla selamlıyorum

Cemile Torun 
 07.09.2016 23:43
Cevap :
Evet Cemile Hanım,19 Mayıslar,23 Nisanlar,30 Ağustoslar,29 Ekimler toplumumuzu onurlandıran günlerdir.Bu günleri,sevinçle coşkuyla kutlamamız gerekir;çünkü bu günler varoluşumuzun simgeleridir.Selam ve saygılarımla.  08.09.2016 14:21
 

Hüseyin bey tebrik ederim, yakın Cumhuriyet tarihimize ait başarı dolu bir zaferi tüm detayları ile kaynak göstererek akademik tatta anlatmışsınız, diğer tarihsel ilintiler kurarak yazıyı çok doyurucu hale getirmişsiniz, daha eski tarihi ile boş böbürlenmecilik yapanların bu tarihsel gerçeklere burun kıvırması yerine okumalarını salık veririm, teşekkür ederim, elinize, dimağınıza emeğinize sağlık, selam ve saygı ile.

Nizamettin BİBER 
 04.09.2016 9:30
Cevap :
Nizamettin Bey,30 Ağustos 1922 yeniden varoluştur.29 Ekim 1923 Cumhuriyet' e giden yolu açmıştır.Katkınıza ve ilginize teşekkür eder;selam ve saygılarımı iletirim.  04.09.2016 21:05
 

Saygıdeğer Başdoğan, gecikmeyle okuduğum bu güzel sununuz, adeta bir konferans niteliği gösteriyor. Bu kadar emek verdiğiniz bu güzel derlemeyi okumaktan, arada kaçırdığım bilgilerle mücehhez hale gelmekten ayrıca mutluyum. Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının hayatlarını hiçe sayarak, verdikleri kahramanca mücadele, daha dünmüş gibi hatıralarımıza ve ruhumuza nakledilmiştir. Hiç unutulmayacak bu güzel insanları, bu asil mücadeleyi unutturmak, geleceğe olan umudu karartmaktır. Ne mutlu Türküm diyene, ne mutlu Cumhuriyeti korumak yolunda inançlı ve kararlı olanlara. Atatürk'e ve dönemin silah arkadaşlarına sevdalı olmak, onun ilkelerine bağlı olmak, çağdaşlığı ve laikliği yaşatmak, inançlarımızın ve ibadetimizin kapsamı içinde yer almalıdır. Dini günlerde, onları rahmetle ve dualarla anmak, bütün müslümanların, ezilmiş ulusların vazgeçilmez bir sorumluluğu olmalıdır. Saygı ve selamlarımla. Refik BAŞDERE

Refik Başdere 
 01.09.2016 13:57
Cevap :
Refik Bey,30 Ağustos 1922' yi yorumunuzla yeniden yaşattınız.Katkılarınız için teşekkür eder;selam ve saygılarımı iletirim.  02.09.2016 21:03
 

Sayın Başdoğan! 30 Ağustos Zafer Bayramımız hepimize kutlu olsun. Bize İstiklal ilimiz emanet eden Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimize rahmet diliyorum.Ne mutlu Türküm diyene.Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 30.08.2016 10:44
Cevap :
Nahide Hanım,"Büyük Zafer" Türk ulusunun yeniden dirilişidir.Selam ve saygılarımla.  30.08.2016 21:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 372
Toplam yorum
: 1279
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2343
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster