Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
49
 

30 Ağustos ve hikayeleri

30 Ağustos Zafer’iyle ilgili çocukluğumda hem kendi görüştüğüm, hem çocuklarından, torunlarından dinlediğim gazilerin yaşanmışlıklarından parçalar sunacağım sizlere.

1914 sayımında Burdur nüfusu 14 bin civarında ve 19 mahalleden ibaret. Toplamda 80 bin civarında olan Burdur genel nüfusunun yüzde 84’ü kent dışında, o zaman için tek ilçesi Tefenni idi.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle köylerde, kasabalarda o dönem neredeyse 14 yaş üstü erkek kalmadığı, nüfusun çoğunu kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oluşturduğu hem anlatılanlardan hem 1914 nüfus kayıtlarında görebiliyoruz. Dolayısıyla bir köyde en az 10’un üzerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’na ait gazi, esir ve şehit hikâyesi bulmak mümkün.

O dönem Birinci Dünya Savaşı’nın başından kurtuluşa kadar, ulusumuz için savaş tam bir yıkım, yoksulluk, açlık ifade etmesi kadar kahramanlık öyküleriyle de dolu bir dönem.

Seferberlik diye söz ediyor yaşlılar o dönem için. O dönemden portreler ve kısacık bir iki insan hikayesi anlatmak istiyorum.

 Sizlere şehit, gazi ve esir çocuklarından bizzat görüştüğüm, aldığım hikâyelerden sadece birini aktarmak istiyorum. Bunun için şimdi sizi Burdur’un 125 km güneyinde Altınyayla ilçesine bağlı Çörten Köyüne götüreyim. 1915 yılında 15 hanesi bulunan Çörten Köyünde Çanakkale’de üçü kardeş olmak üzere 6 şehit. 7 gazi var. Şehitlerden Hacıların Murat (Kaya) Çanakkale’den sağ çıkmış, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal ile Yunan’ı İzmir’e kadar sürmüş ama yaralanmış. Yarası tam kapanmadan İzmir’den tirene bindirmişler. Denizli’ye gelmiş. Denizli’den yaya Kızılhisar’a kadar gelebilmiş ve orada şehit olmuş. Mezarı şu an Kızılhisar’da yani bu günkü adıyla Serinhisar, Merkez caminin bahçesinde bulunuyor.

Devam edelim 6 şehitten sonra 15 hanelik aynı köyden 4 gazi de sağ sağlim eve ulaşmış. Üç gazi de İngilizlere esir düşmüş. Mısır’a götürülen iki esir (Kınalı Hüseyin, Kabakçı Ramazan) 1925 esir değişimiyle eve ufak tefek yaralarla sağ sağlim ulaşmışlar.  Sağ da olsa, yaralı da olsa dönenlerin kimisi evinin yolunu şaşırıp bulamamış, kimisi çocuklarını tanıyamamış, ya da sosyal yaşama uyum sağlamakta güçlük çektiklerinden, isimlerinin başına deli sıfatı konmuş. Bu yönüyle de yaşamları incelemeye değer bir kuşak olduklarını belirtelim.

Devam edecek olursak yine aynı köyden Hacıların Ömer ise tutsak olarak Mısır’a değil İngiltere’ye götürülmüş.[1]  17 yıl sonra 1932 yılında Şubat ayında bir gemiyle Fethiye’ye inmiş. Orada kendisini tanıyan komşu köyden Pırnazlı bir tanıdık babasına müjde edebilmek için bir at kiralamış ve akşam yola çıkmış. Atla 70-80 km yolu alıp sabahın erken saatlerinde gazinin babası Hacı Mustafa’nın kapısına varmış. Köpeğin ürmesiyle kapıya çıkmışlar. Yolcuyu da hemen tanımışlar zaten. İçeri almışlar, hoş beş, derken müjdeyi vermiş yolcu. Ama İnanmamışlar. Tutsak asker Ömer’in karısı da Dirmilli biriyle evlenmiş. ( Goca Meryem romanımda bu evlilik gerçekleşmeden Ömer’ile karısını kavuşturdum.) Konuğa yemek, yatak derken ertesi sabah bir müjdeci daha yetişmiş. Aslında gaziyle Fethiye’den birlikte gelen yol arkadaşı, sen şu çeşmenin başında bir soluklan, önden gidip babana bir müjde de ben vereyim, demiş. İkinci müjdeyle artık oğullarının hayatta olduğuna inanmışlar. Silahını alan, atına binip karşılamaya önüne varmış. Köyün yaylası Kızılağaç mevkisinde kavuşmuşlar. Silah ata ata eve kavuşturmuşlar.

Babası kırk küçükbaş hayvandan kurban kesmiş. Kırk kazanda etleri pişirmişler. Yedi çift davul zurna çalmış, düğün bayram yapılmış, yenmiş içilmiş, eğlenmişler. Şimdi yine aynı köyden, aynı evden gidip de geri gelmeyen 3 Çanakkale şehidi kardeşler için yazdığım kısa bir şiiri okuyarak bitirmek istiyorum, ama bu konuda bana kaynaklık eden: Abdurahman Şimşek, Mahmut Ünal, Şehit Murat Kaya ve Gazi Ömer Kayanın torunlarından Mustafa Kaya’ya teşekkür ederim. 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyor Mustafa Kemal Atatürk’e ve şehitlerimize rahmet diliyorum.

            ÇANAKKALE      

Babaannem derdi ki:

Üç amcan vardı

Bir ikindi vakti

İçtiler sularını köyümüzün pınarından

Çıktılar yaya Çanakkale yoluna.

Çanakkale nire, bura nire!

 

Varmışlar, savaşmışlar

Hiçbiri dönmedi

Belli ki ölmüşler.

 

Düşünürüm hep

Var mıdır bir mezar taşları

Koyun koyuna mıdır, şehit kardeşleri?

 

Başuçlarında ot bitmiş midir?

Ota kuşlar konmuş mudur?

Konmuşlarsa eğer

Bana haber getirmişler midir?

 

                                       26 Ağustos TRT Antalya Radyosu konuşma metnim.

 

 



[1] Kaynak kişiler: Abdurahman Şimşek ve Mahmut Ünal’a Gazi Ömer Kayanın torunlarından Mustafa Kaya.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 647
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Kastamonu Eğitim Yüksekokulu Sınıf Öğrt. bitirdikten sonra A...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster