Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1569
 

300

300
 

Bu bir savaş filmi.

ABD, İran’a savaş açmak üzere (bir Rus gazetesinin verdiği tarih 16 Nisan 2007 tüm gün) ve filmin kötü kahramanları Persliler (eski İranlılar), iyi kahramanları bugünkü batının çıkışı olan Eski Yunanlılar olduğu için, bu film CİA ideolojisinde bir film.

Ancak, Persliler’ in kralı gerçeğe uymayan bir biçimde bir dev, artı en en kötü kahraman savaşçı da daha bir dev ve ABD bir dev olduğu için, ideolojik oyun, tersine tepmiş oluyor.

Filmin en önemli yanı bunlar değil, film sinemaya bir artı-değer katıyor, en önemli yanı bu. Filmin başlarındaki ‘kahin kadının dansı’ sekansı, sinemada 4 boyutlu görüntüyü yaratıyor. Eksik ve kimi anlarda yanlış yaratıyor ama yine de sonuç kesin: 4 boyutlu dans ve/ya 4 boyutlu heykel.

Bunu yaratan ne? Öncelikle, kadının cismini, devinimini ve boşluğu çok yumuşak tonlamalarla birbirinden ayırmak. Böylelikle, hem devinimin sürekliliğini zihnimizde sağlıyoruz, hem de cismi uzaydan ayırdedebiliyoruz. Kontrast kullanılsaydı, fotoğraf havası olurdu. Tonlamaların akışı, sinema filmi havasını yakalıyor. Buradaki inceliği yakalayan, post-prodüksiyon ekibinin kurgucuyla ortaklaşa çabası olmuş, çünkü savaş koreografilerinde devinim çok hızlı ve sert olduğu için, önemsizleşen aşırı kontrast kullanılmış, böylelikle etin parçalanışı ve fışkıran kanın kıvamı şiirselleştirilmiş. Bir savaş filmi için, faşistçe de olsa, teknik bir başarıdır bunlar.

Bu artı-değeri destekler biçimde, savaş sahneleri, belki de batı sinema tarihinde ilk kez, tamamen koreografik, yani çok iyi tasarlanmış danslar olarak çekilmiş. Bunu yapan kişi, savaş tarihini ve malzeme bilimini çok iyi biliyor olmalı. Kalkan destekli, kademeli saldırı ve savunma göstere göstere, yani seyirlik bir dans tiyatrosu gösterisi olarak yapılıyor.

Deneysel filmlere baktığımızda, tümü deneysel olan deneysel filmlerden çok, içinde uygun yerlerde ve zamanlarda deneysellik barındıran filmler, deneysel film tarihine daha çok katkıda bulunmuştur, diyebiliriz.

Bu filmde de öyle olmuş. Film aslında klasik-epik (destansı) bir savaş filmi. Ancak, içindeki deneysel öğeler, onu sinema tarihine yepyeni öğeler katmış kılıyor.

Böylelikle, 1995-2005 arasındaki, sinemanın ikinci yüzyılının ilk onyılının ardından, ikinci onyılında (2005-2015 arasında) da sinema evrimini sürdürüyor kalıyor. 2 onyılın da gelişme hızı, kabaca aynı olduğuna göre, 1-2 onyıl daha benzeri gelişme süreçlerini bekleyebiliriz. Bu da, artık yarı yarıya düşünce filmi, ‘Ghost in the Shell 3’ gibi örnekler demek olacak. Bunun yanısıra sinema artık tür ayrımlarıyla boğuşmuyor. Doğu-batı sentezi sürüyor ama aynı zamanda doğunun inişi de sürüyor ki batı bir süre daha çıkışta kalır ama beslenme kaynaklarını kendi eliyle kuruttu demek.

Bir filmden bunlar çıkar mı? Bir Holywood filminden bunlar çıkar mı?

Daha çoğu da çıkar. Ortada yepyeni melezlemeler ve alaşımlamalar var. Devinim vektörlerinin yönünü ve büyüklüğünü biliyoruz ama toplamlarının bizleri sinemada nereye getirmiş olacağını henüz görmüyoruz. Örneğin, bir filmin hem CİA taraftarı, hem de karşıtı olabileceğini düşünmeye başladım. (Aynı ikilemi, zamanlarında ‘Ateş Altında’ ve ‘Kılıç Balığı’ da yaratmışlardı.) Bu konunun diğer film örnekleriyle derinlemesine irdelenmesi gerekli. Onu da geleceğe bırakalım.

Ama yine de birşeyler çiziktirelim:

Spartalılar, düşünür ve bilimci yatağı Atina’nın tersine, eski Yunanlılar’ın barbar yüzüdür. Spartalılar gerçek tarihte, savaşma tekniklerini değiştirmedikleri ve yenilince teslim olmadıkları için Yeryüzü’nden silinmişlerdir ama Atina kıtlık olunca, onlara başvvurmaktan çekinmemiştir. Yeni Yunanlılar, eski Yunanlılar’ın kötü bir kopyası bile değildir. Persliler, kezlerce eski Yunan sitelerini yendikten sonra, İskender gidip oraları dümdüz etmiştir; ancak tıpkı Cengiz Han gibi, çok geniş ama çok kısa ömürlü bir devlet kurabilmiştir, çünkü fetih yolunda ölmüştür.

Eski tarihteki Sparta-Atina yerine ABD-AB, Persliler yerine İran, Çin, Rusya koyun. Alın size yeni tarih.

Çıkış cümlemiz: Öncü olmayan sanat eseri, sanat eseri değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

istedim ama yazı elimde olmayan nedenlerle- iş ortamı-yarım kaldı. Sonra gazete haberleri arasında görünce oradan devam edeyim dedim .Bir çok tarihçimiz, filmin tarihsel gerçekleri çarpıttığını söylüyor, siz buna hiç değinmemişsiniz. 4 boyutlu çekimi anlayamadım , teknik bilgim olmadığından herhalde.(yani uzaydan mı izleniyor KAHİN'in dansı?) Ayrıca bugünün dünyası ile o günün dünyası arasında kurduğunuz parelellikte ilginç, sanırım bu bakış birikim ve algınızın seçimi ile oluşmuş bir sentez. Epey merak ettim bu filmi izlemek gerek sanırım. Bilgiler için teşekkürler , yazdıklarınızı anlama gayreti içerisindeyim:)

nilgun 
 21.03.2007 17:42
Cevap :
Filmin aslının çizgiroman olduğunu belirtmek gerekli. 'Günah Kenti'ni hem çizen, hem de sinemaya uyarlayan Frank Miller'in imiş. Film renkli ama anların pitoreskliği açısından, yine de bir çizgiroman havasında. Yani tarihsel gerçekle bağı olması gözetilmemiş, 'Barbar Conan' gibi. Asıl tarihsel gerçeklere gelince, tarihi kimin yazdığı, onun nasıl yazıldığını çok etkiler. Homeros tarihsel gerçekleri gözetmez ama Thukidides gözetir. Persliler Eski Yunanlılar'ın baş belasıydı. Yunanlı tarihçilerin doğruları yazmasını pek umamayız doğrusu, bugünkü tarihi ABD'liler yazınca ne oluyor görüyoruz. Filmi izleyince, keyif almanız için, şiddetten keyif almanız gerekli. Bir başkasının önerisiyle bir filmi seyretmeyin, derim. Filmde benim gördüklerimi görmeyeceksiniz kuşkusuz. Nezdinizde tüm okurlarıma belirtmiş olayım: Yazdıklarımı anlamaya çabalamayın. Yalnızca zihninize girmesine, direncinizi sıfırlayıp saydamlaştırarak izin verin. Kafka'yı anlamak Kafka olmaktır.  21.03.2007 18:16
 

Saygılar. K.

Kerem Oğuz 
 20.03.2007 11:10
 

Ben de şöyle bir şey okumuştum, bir sanat eseri ya özgündür, ya da sanat eseri değildir. Sanırım sizin çıkış cümlenizle örtüşüyor. Bir yeni-sinemadan bahsetmek olası mı sizce? Bahsettiğiniz 4 boyutlu çekimde bir değişiklik olduğunu hissetmiş fakat ne olduğunu anlamamıştım. Sadece teknik üstünlük / yenilik, o esere sanat eseri dememizi sağlayabilir mi gerçekten? Ya da bu kadar teknik zenginlik, daha önce sizin kullandığınız bir tabirle- ortaokul müsameresi replikleriyle desteklendiğinde gölgede kalmıyor mu? Sanat eseri esetetiksel ve içerik arasında daha dengeli bir bütünlük kurmak durumunda değil midir? Farklı açıdan düşünmeye çağırdınız beni, çok bilgilendirici bir yazı teşekkür ederim. K.

Kerem Oğuz 
 20.03.2007 10:19
Cevap :
Bir kitabı dolduracak kadar uzun yanıtlı sorular sormuşsunuz. En önemlisini yanıtlayayım: Evet, bir yeni-sinemadan söz etmek mümkündür. Ancak, bu ilk yeni sinema değildir, sonuncusu da olmayacaktır. Henüz tam gerçekleşmemiştir, ipuçlarını vermektedir. Onu yeni ve farklı yapan şey, teknik üstünlük değildir. Örneğin, '300'deki o kahin sekansı, epeyi önceden de yapılabilir bir şeydi. Bir çeşit kuram-eylem birliği (praksis) sözkonusu. Sonuçta o sekansta kahin dans ediyor ve geleceğe gidiyor. Geleceğe yolculuk da 4 boyutlu bir çekimle verilebilirdi ancak. Şerhler: Elde edilen sonuç bir kolektif çalışma, buna 'sinerjik etki' deniyor ve bu raslantıyla da gerçekleşebilir. Sanatçılarda tarih bilinci pek yoktur, o nedenle o sekansı yaratanlar, neyi becerdiklerini bilmeyebilirler. Eleştirmen / sanat kuramcısı, sanat eserinde sanatçının veya seyircinin görmediği şeyler görebilir, o nedenle de bambaşka bir işe yarar.  20.03.2007 10:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster