Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1492
 

31 Mart Vakası: Bir isyanın anatomisi

31 Mart Vakası: Bir isyanın anatomisi
 

31 MART, bir isyan girişimi olarak; ülkenin KURUCU ve KORUYUCULARINDAN cevabını aldı!


Bundan tam 137 yıl önce, 1876’da Birinci Meşrutiyet kabul edildi. Ancak II. Abdulhamit, Meşrutiyet ile birlikte yürürlüğe giren “Kanun-ı Esasi”yi, yani ilk anayasayı (2 yıl sonra) 1878’de askıya aldı. Halk, tadımlık da olsa, yönetime katılmanın tadını almış ama sadece iki yıl geçerli olan bu anayasa Padişah tarafından kaldırılmıştı… Aradan 30 yıl geçti, 1908 tarihine gelindi…[1]

Bundan tam 105 yıl önce, Osmanlı’nın son yıllarıydı, büyük ölçüde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin öncülüğünde Genç Türklerin özellikle de Rumeli’deki genç subayların baskısı sonucu 24 Temmuz’da yeniden yürürlüğe koymasını, yani II.Meşrutiyeti ilan edildi![2]”

Ülkede monarşinin etkilerinin hafifletilmesi yönünde reformlar yaşanmaya başlamıştı. Bunlardan bir tanesi de ordunun komuta kademelerinde eğitimli, genç, dinamik subayların aktif hale gelmeye başlamasıydı. Savaş potansiyeli yüksek bir ülkenin ordusunun silah teknolojisindeki yeniliklere ayak uydurabilmesi için bu değişimler gerekliydi. Yeniçerilerin kaldırılmasından bu yana çok zaman geçmişti ve ordunun içerisinde yetişmiş, kışla terbiyesi dışında hiçbir bilgisi olmayan, Türkçe’mize de “alaylı” tanımını sokan subayların varlığı sorun yaratıyordu. Bu sorunu gidermek için gerekli reforma, en göz önünde olan ve vasıfları en iyi olması gereken birlikten başlanmalıydı. Böylece Taksim Kışlası’nda bulunan avcı taburları seçildi.

“Meşrutiyet’i koruma” görevi Selanik’ten İstanbul’a getirilen avcı taburlarına verilmişti. Ama taburlar huzursuzdu. Ayaklanmadan bir müddet önce ordudan yetişen “alaylı” denen subayların komutasında olan bu askerler “mektepli” denen Harbiye mezunu subayların emrine verildi. Ama askerler komutayı alan mektepli subayları istemiyorlardı.

Şeriat isteyen Derviş Vahdeti’nin yayımladığı, İngilizlerin finanse ettiği ve himaye edilen Volkan Gazetesi, muhalif Ahrar Fıkrası çevresi, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti gibi kışkırtıcı ve destekçilerin arasında Prens Sebahattin, Mizancı Murat ve etkileri günümüzde de devam eden bazı tarikat şeyhleri bulunmaktadır.          

 “Olay öncesi askere dini vecibelerini yaptırmayan, sonra da “din elden gidiyor” diye onları ayaklandıran, Volkan Gazetesi ile halkı sokağa döken; arkasından gidip Selanik’te meşrutiyet elden gidiyor, irtica hortladı diye miting yaptırıp orduyu harekete geçiren aynı el![3]”

* * *

31 Mart tarihi, o dönemde Rumi takvim kullanıldığı için 1325 yılının Mart ayının son gününe denk geliyordu. Miladi takvime göre aynı gün, 1909 yılının Nisan ayının 13’üncü gününe denk gelmektedir.

12-13 Nisan gecesi Taksim Kışlasındaki avcı taburundaki görevli askerler, komutanlarını kışlaya hapsedip sokaklara döküldüler. Meşrutiyet’in iradesini temsil eden Meclis-i Mebusan üzerine yürümeye başladılar… Ayasofya Meydanı’nda toplanıp havaya ateş açmaya başladılar.

“İsyanın devamı süresince Ayasofya ve Meclis-i Mebusan çevresi asilerin merkezi haline gelmişti… Bu arada, meclise gelmekte olan Adliye Nazırı Nazım Paşa, Ahmet Rıza Bey zannedilerek; Lazkiye Mebusu Şekip Arslan Bey de Hüseyin Cahit’e benzetilerek öldürüldü. [4-Sf:271]”

O günlerde etrafta, yüzlerce yıl boyunca askerlik yapmamış medrese talebelerinin de askere alınacakları yolunda söylentiler dolaşıyordu. Bu söylentiler yüzünden zaten tedirgin olan medrese talebesi de askerlere katıldı.

Osmanlı’nın savaşlarla en çok yıpratıldığı dönemlerden geçildiği halde, eli silah tutabilecek, çok sayıda genç, ülke savunmasında görev alıp düşmanla çarpışmak yerine medrese hayatının bilim(!) dolu ortamında şeyhlerinin dizinin dibinden ayrılmamayı düşünebilmektedir. Medrese talebelerinin askerlikten muaf olması, savaştan kaçan bir çok genç için korunaklı bir liman oluşturmaktadır. Hem “vatan için” ölmenin ne anlamı olabilir ki? Bu gençlerin medreselerde verilen eğitime olan sevgileri(!), aynı dönemlerde cephelerde canını ortaya koyan yaşıtlarının vatan sevgisinden daha güçlü olmalı. Zaten Osmanlı’nın o günlerde bilime yaptığı müthiş(!) katkı da bu medrese talebelerinin bilime olan aşkları ile kendisini göstermektedir.

* * *

Şimdi, şu bilim aşığı medrese talebelerini bir kenara atalım da konuya geri dönelim:

            Taksim Kışlası’ndaki askerler ve onlara destek olan medrese talebeleri tarihe “Tarihin En Büyük Yobaz Ayaklanması” olarak geçen bu isyanda, amaçlarını şöyle açıkladılar:

            1- Eski “alaylı” subayların göreve geri gelmesi

            2- Ülkeye “şeriat” gelmesi!

            Bu yobazların “şeriat” dediği şey aslında padişahın kendisi idi! Yani Meşrutiyet de nereden çıkmıştı?! Yıkılmalı ve padişah eskisi gibi tek ve mutlak hükümdar olmalıydı!

            Eğer bu “yobazlar”, başarıya ulaşsaydı ne olurdu?

            Önce, II. Meşrutiyet bitirilirdi. Ardından “mektepli” subaylar için de bir iyilik düşünülürdü… Aralarında genç bir yüzbaşı olarak Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de bulunduğu pek çok HARBİYELİ, ülkenin kaderindeki görev ve işlevlerinden uzakta kalabilirdi! Mesela; Kurtuluş savaşı olmayabilirdi. Mesela; Osmanlı bayrağının köşesine, İngiliz Krallığına bağlı devletlerdeki gibi küçük bir Britanya Bayrağı eklenebilirdi… Belki de Obama’nın Hawayi eyaleti yerine Amerikan bayrağının 51. yıldızı biz olurduk… Bunun için çok tepindiler. Ayaklanma İstanbul’u savaş alanına çevirdi. Merkezi semtlerde yağma, talan ve suikastlar tam onbir gün sürdü… Ama OLMADI! (Neden olmadığını öğrenmek istiyorsanız Nutuk’un son iki cümlesini okuyun!)

            Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu, isyanı haber alır almaz bastırmak için İstanbul’a birlik gönderilmesine karar verdi. Hüseyin Hüsnü Paşa komutasında yola çıkan ve “Hareket Ordusu” adını alan birlik, 19 Nisan’da Yeşilköy’e vardığında Paşa’nın kurmay subayı Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal idi!

* * *

            İstanbul, tam 11 gün boyunca karmaşa içerisinde kaldı.

            Üçüncü Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa[5], 22 Nisan’da Yeşilköy’e gelerek (son yıllarda bulunan ses kaydı sayesinde pek meşhur olan), II. Abdulhamit için “Köhne Bizans’ın Yıldız Burcunda ikamet eden baykuş” sözlerini kullandığı konuşmasını[6] yaptı. Yeşilköy’de hazırlanan “Hareket Ordusu”, komutayı Mahmut Şevket Paşa’nın devralmasından sonra şehre girdi.

            Ayaklanma iki günde bastırıldı. 27 Nisan 1909 tarihinde toplanan Meclis-i Mebusan, çeşitli tartışmalardan sonra II. Abdulhamit’in tahtan indirilmesine karar verdi. “Sonunda, ‘padişahın hal’i’ için bir Türk, bir Ermeni, bir Yahudi ve bir Arnavut mebustan oluşan heyet Yıldız Sarayı’na giderek padişaha tahttan indirildiğini tebliğ etti![7]”

            “Yerine Veliaht Mehmet Reşat’ın ‘V. Mehmet’ olarak padişah olmasına yine Meclis-i Mebusan karar verdi![8]”

            31 MART, en basit tanımı ile; alaylı subayların yerine getirilen Harbiyelilerden korkan cahil askerler ve askere gitme korkusu ile medreselerin sahip olduğu imtiyazları istismar eden cahil “talebelerinin” başlattığı bir ayaklanmadır!

            İsyan girişimi, ülkenin KURUCULARINDAN ve KORUYUCULARINDAN cevabını aldı!

            Bu cevap; yobazın, cahilin, gericinin yerinin neresi olduğunu 104 yıldır herkese gösteriyor!

            Ama daha yakından görmek istemeyenler filmin yenisini çekmek isterse, meydanı boş bulacaklarını zannetmesinler!

            Yobazların kaderi bu! Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hiçbir yerinde, tarih boyunca hiçbir işleri istedikleri gibi gitmedi, gitmeyecek…

            Hep sevgi ile kalın.

            Murat SEVGİ
            http://twitter.com/muratsevgi

Not:
[1] Murat BARDAKÇI, “31 Mart’ta gericilerden önce bir kısım asker ayaklanmıştı”, Haber Türk Gazetesi, 12 Nisan 2009

[2] Özdemir İNCE, “Taksim Kışlası ve 31 Mart isyanı”, Aydınlık Gazetesi, 28 Kasım 2012

[3] Mehmet ORUÇ, “Osmanlı Devleti’ni bitiren vak’a!”, Türkiye Gazetesi, 22 Nisan 2009

[4] Erhan AFYONCU, Ahmet ÖNAL, Uğur DEMİR, “Askeri İsyanlar ve Darbeler”, Yeditepe Yayınları, 2010

[5] Mahmut Şevket Paşa, bu isyandan 4 yıl sonra Osmanlı Devletinin Başbakanı oldu. O görevde sadece 4 ay kalabildi… Çünkü, 11 Haziran 1913 tarihinde bir suikast sonucu hayatını kaybetti.

[6] Doğu PERİNÇEK, “Türk Ordusu Kuşatmayı Nasıl Yaracak”, Teori Dergisi, Sayı 254, Mart 2011

[7] Faik Reşit UNAT, “Ali Cevdet Bey’in Tezkeresi: İkinci Meşrutiyetin ilanı ve Otuzbir Mart Hadisesi”, Türk Tarih Kurumu, 1960

[8] Yalçın BAYER, “103. yılında 31 Mart “gerici” ayaklanması”, Hürriyet Gazetesi, 13 Nisan 2012

[9] Murat BARDAKÇI, “31 Mart isyanı, Nazım hikmet ve İhsan Doğramacı”, Haber Türk Gazetesi, 15 Nisan 2009

[10] Ahmet SAĞIRLI, “100 yıl önce de aynıymış”, Türkiye Gazetesi, 14 Nisan 2009

[11] Murat CANDEMİR, “Yıldız’da Kaos ve Tasfiye”, İlgi Kültür Sanat Yayınları, 2007 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1061
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster