Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
6136
 

33 yaşında yalnız bir kadın...

Şehrin göbeğinde, işi gücü yerinde, 33 yaşında yalnız bir kadın. Ne çok yazılar yazıldı bu temanın üzerine. Ne kitaplar yok sattı, "işte bak, tıpkı bizim yaşadıklarımız gibi" diyerek alınan.

Aslında onunda tecihi değildi yalnız kalmak. Ama çocukluğundan beri öğretilen birşey vardı bilinçaltına işlemiş. "Aman kızım, oku iş güç sahibi ol. Büyüyünce bakma elin adamının eline para verecek diye". Kaç kere duymuştur bunu annalarinden, teyzelerinden vs. vs. sayısını hatırlaması mümkün değil.

Hal böyle olunca, önce iş diyor 33 yaşındaki kadın. Okumalıyım, iş bulmalıyım, para kazanmalıyım. Okumanın sonu yok ki... İyi bir okul, iyi bir iş derken farkında olmadan erteliyor hayatındaki birçok şeyi. Yaşıtı birçok insan gibi, şöyle yıllarca unutamayacağı bir lise aşkı olmuyor mesela, üniversite desen, zaten aileden ayrılmış, e bide gurbet elde ebeveyne yük olma endişesini yaşıyor içten içe, okulun bitmesi , biran evvel hayata atılmasıda lazım. O yıllarda geçiveriyor işte öylesine, çabucak...

İşte bu bilinçaltı varya, herşeyden önemli ya iş. Çalışmaya başladığında da herşeyden çok zaman ayırıyor işine, kendisinden bile. Çalış... Çalış... Çalış... İyi bir gelir iyi bir iş hedefi var nihayetinde çalışması lazım değil mi? Öylede yapıyor zaten. Ama hani deriz ya "adam gibi bir adam" yok hala yanında. Bulamadığını sanıyor aslında ama aramadığının farkında değil bir yandan da.

Kabaca hesap edelim. Üniversite 22 yaşlarında bitmiş, iş buldu, çalıştı kariyer yaptı vs.vs. derken yaş gelmiş dayanmış 30 lara... Artık diyor herşey tamam. Şimdi elin adamının eline bakmak zorunda değilim ama birleştirmeliyim hayatımı da bir elin adamıyla. İşte tam bu noktada SÜRPRİİZ...

Önce herşeyi bir başına, tekbaşına yapmaya alıştığını farkediyor. Sonra paylaşımın ne demek olduğunu unuttuğunu. Zira evde aile ile bile anlaşmak zul gelmeye başlamıştır. Veya yalnız yaşıyordur da alışmıştır benim evim, benim kumandam, benim mutfağım vs.vs. lere. Önce zihnen hazırlamalıdır kendini, bişeylere biz demeye, ama aramaktan da vazgeçmemiştir doğru insanı. İclal aydın bir şiir okuyor ya hani "pişirdiğim yeniyor da güzel olmuş denmiyor, akşama çalan kapıyı açıyorum açtığımı gören olmuyor" diye. Onunki de aynı hesap işte.

Ve artık yaş 33. Son üç yılını hayatına hep birilerini alıp doğru insan mı diye sorgulamakla geçiriyor. Kimi zaman kuralsız yaşamak istiyor sevgisini, yanlış anlaşılıyor. Kimi zaman kurallar koyuyor, yanlış anlaşılıyor. Olduğu gibi olamıyor ilişkilerinde hep birşeylerde takılıyor, ya direk söylüyor, yada söyleyemiyor sevgisini.

İş kadını ya, karıştırıyor iş hayatı ile özel hayatını. "..... hanım" ceketini bir türlü bırakamıyor ofisinden çıkarken kapının arkasında. Çoğu zaman da kendini kandırıyor o ceketin altında.

Bir gün kalbi de beyni de aynı anda evet diyor bir insa. Hani yıllardır beklediği, aradığı "İŞTE BU" var ya. işte tam karşısında. Panik oluyor birden. Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemiyor. Zira yıllardır tanıdığı o güçlü kadın, artık güçsüzdür. Okadar özlem duymuştur ki birilerinin kanatları altında olmaya, onun yerine birilerinin birşeyler düşünmesine, mesela bozuk musluğu tamir etmesine, ya da ampülü değiştirmesine, market alışverişini yapmasına... O yıllardır düşünmediği "evlilik" olgusu geliveriyor aklına. Demek ki yalnız geçmiyor muş hayat biz olabiliyormuş isteyince insan. E yıllar sonra da bulmuştur onu, kaybetmek de istemiyor. Önce kendinden ödün vermeye başlıyor hata yaptığını bile bile... alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyor, o'nunla aynı şeyleri yapalım birlikte vakit geçirelim diye. Aslında kendi bile tanıyamıyor kendini yaptıklarını görünce. Ama yinede yapıyor, çünki; artık akşamları sofraya yalnız oturmak istemiyor ve sabahları işe kahvaltı yaparak gitmek istiyor, sevdiğine hazırladığı mükellef sofrada.

Aradan zaman geçiyor, artık diyor evlenmek lazım. Yeter bu kadar tanımak birbirimizi. Ve dayanamayıp soruyor karşısındakine evlilik hakkındaki düşüncelerini...

Önce gelip gitmeler azalıyor, zira yoğundur artık işleri o nun, sonra telefonlar azalıyor, ve derken kesiliveriyor görüşmeler. Kadın daha ne olduğunu anlamaya kavramaya çalışırken, masumane duygularla onun bir gün geleceğini düşünürken o duyulması en acı cümleyi duyuveriyor "Sen benden daha iyilerine layıksın."

Sorgulamalar başlıyor önce, kendini, ailesini, alışkanlıklarını, arkadaşlarını, birlikteliklerini... Nerede hata yaptığını düşünüyor. "Çok şey istemedim ki" diyor kendi kendi kendine. Sadece bir nefestiği aradığı zira, yalnızlığını bölecek bir nefes, elini tutacak bir el, yaslanıp uyuyacak bir omuz...

Çok sonra anlıyor aslında yanlış olanı ama artık 33 yaşına da gelmiştir yapayalnız. Ama hala hiçbirşey için geç te değildir aslında...

Yanlış olan mı? İşte o; kendini yukarıdaki kadına yakın hissedenlerin içindedir ve herkes için farklıdır aslında.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

En objektif biçimde ruhsal bir döküman...Benzerleri çok...Neden, niçinlerin cevabı belirsiz...Sevgiler...

Yurdagül Alkan 
 06.04.2011 11:14
 

yazınızı okudum. Aslında biliyormusunuz, Yaşam bize bir kere sunulan bir hediye. O yüzden yaşadığımız her anı, imkanlarımız doğrultusunda en iyi şekilde yaşamalıyız. Yaş ne olursa olsun geride keşke bırakmamalıyız bence saygılarımla

the blueworld 
 14.01.2010 23:21
Cevap :
Yaşamın bize sunulan bir hediye olduğuna bende katılıyorum. Keşke lere gelince onlar ister istemez geliyorlar. Herşeye rağmen hayata devam diyebilmek önemli olan.  15.01.2010 9:07
 

Yazılarınız çok samimi. Hiçte karalama değil.

hülyalya 
 13.01.2010 21:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1124
Kayıt tarihi
: 10.03.08
 
 

Ben benim işte, kişi kendisini nasıl anlatır ki hiç tanımayana.. 1976 yılında izmir de doğmuşum, öyl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster