Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
180
 

360

360
 

Bir Stuttgart öncesi, hayata 360 derece bakan bir Fernando Meireless filmi “360”ı yeniden seyrettim: “Kitap okumak fakir hayalperestlerin işi”! Peki yazmak, o kimlerin işi???!!!

Ve Steve Jobs diyor ki –bu arada adamın soyadı “işler”, “görevler” anlamına geliyor; kim mi? Apple’ın kurucularından- “Zamanınız sınırlı, size ait olmayan bir yaşamı sürdüreceğim diye boşa harcamayın”! Ne kadar doğru söylemiş değil mi?

Ben söyleyeyim: “Kendinize, kaderinize ve hayata meydan okuyun!”.

“pooH”!  

Milliyet Sanat dergisinde Asu Maro’nun Pargalı Okan Bıyık ile şöyleşisinde şöyle bir kanıyla yazmış: ”Ama anlatmaktansa, yapmayı tercih eden, çok nazik, alçak gönüllü, sıcak bir oyuncu!”. Ben kendisiyle hiç tanışmamış olmama karşın o kadar tanıdık bir oyuncu tavrı görüyordum ki onda, yıllarca merak etmiştim bu durumu ve sonunda anladım; kendisi Yıldız ve Müşfik Kenter’in öğrencisiymiş! Tıpkı ortaokul arkadaşım Şafak Topal gibi Kent Oyuncuları ’ndanmış! Şafak ile beraber Kadıköy Anadolu Lisesi’nde nice piyesler yazıp oynamıştık. Şimdi Şafak benim gibi bir işletme mühendisi ve İngiltere’de Ekonomi Profesörü!

Evet, hayatta bizim için yazılan ve oynadığımız roller yıllar boyu değişse de özümüzde hep aynı kişiyiz!

Beşiktaş’ta otostop çektiğimde yanına oturduğum minicik kadının Yıldız Kenter olduğunu anlamak için bir sürü cümle kurmam gerekmişti. Güneş gözlüklerinin ardındaki yaşlı ama genç ruhlu kadının benimle samimi söyleşisini idrak etmekte zorluk çekerken ona hayranlığımı belirtemeden onca doğalımda konuşmuştuk. O gençleri merak ediyordu, o zamanki gençliğimi, hayallerimi, kime varmak istediğimi, amacımın ne olduğunu! 1990’larda genç olmak nasıl bir duyguydu acaba?  Beyoğlu’na gitmek bizim için neler ifade ediyordu. Acaba oyunculuğa karşı ilgimiz var mıydı?  Gelecekte Türkiye bizim ellerimizde nasıl bir Türkiye olacaktı. Aslında tüm bu soruları sormak istiyor ancak nazik bir insan olması itibariyle azıyla ilgileniyordu. Sadece ona şunu söylemekle yetinmek isterdim: “Siz bir divasınız ama ben daha çok kardeşinize aşığım. Onun oyunculuğu bana göre bu dünyaya ait değil. Bu tabi ki sizi eksiltmemeli fakat o adam bana kim olmam gerektiğini söylüyor sanki!”.

Sanatçı olmak kudretli bir şey olmalıydı!

1995 ekimi Urfa GAP gezisinden farklı duygular içinde dönerken havalimanında arkamda bitiveren Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay’ın birbirini gram bile incitmeyen küfürlü davranışları açıkçası mideme dokunmuştu. Nasıl bir evlilikti onlarınkisi? Ne kudreti! İkisine duyduğum hayranlık ve aşklarına duyduğum saygı birden nefrete dönüştü!

Kudret nedir ki hepimiz birer insanız!

Zeki Müren’in hiç de hoş olmayan hikayesini kuzeninden dinlerken ben Neriman heykeli üzerinde çalışıyordum. Ve işin garip tarafı bir hafta evvel Olay Magazin’e çıkmış, fotoğrafçı kıyak yapmış, beni en öne yerleştirmişti. Zayıf dönemimden kalan son popüler fotoğrafımda ben ve heykelim Neriman birden ünlü olmuştuk. Hatta Maysan Mando’nun satış müdürünün böyle en önde çıkması genel müdürü Erdal beyi mest etmiş, yanına çağırıp özellikle kutlamıştı onu ve aynı şekilde şirket adına çektirdiği her fotoğrafla ilgili defalarca benzer komplimanlar almıştı aynı kişiden! Hikaye ise çok iğrençti; Zeki Müren ortaokulda resmen bir iş adamına satılmıştı!

 Hayran olduğumuz hayatlar sanıldığı gibi olmayabilir. Belki de oyuncu olmanın en büyük bedeli budur!

Rahmetli Müşfik Kenter’in babası gibi hüzünlü ve alkolik olduğunu okumuştum ölümünden sonra! Belki de onu gerçekten böyle sahici yapan içine attığı ve yaşayamadığı duygularıydı!

Öykünmek için harcayacağımız enerjiyi kendimizi geliştirmek için kullanmalıyız!

Genç bir anne çılgınca çocuğuna piyano dersleri aldırıyordu ve hatta hiçbir masraftan kaçınmayarak Avusturya mali bir piyano almıştı Gizem’ine! Ve 20 yaşında Gizem o piyanoya dokunmuyor bile! Oysa bu hevesini kendi üzerine yoğunlaştırmış olsaydı, yirmi yıl sonra mükemmel piyano çalabilecekti Devrim!

Sevişmek insanı mutlu ve özgür kılar!

“Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” filmini izledikten sonra bende böyle bir duygu oluşmuştu. Evet, iki kadın ve erkek arasında yaşanan ihtiraslı duygularla ilgili en ufak bir fikrim olmamasına karşın o filmden çıkardığım “son cümle” buydu. Bu cümlenin halen arkasındayım. Ve Türk toplumunun başındaki belanın en büyüğünün bu olduğu düşüncesindeyim ve tüm aşırılıklarımızın altında bu problemin olduğunu inanıyorum: “Se-vi-şe-mi-yo-ruz!”...

360’a gelince;

Bu filmi daha evvelden de tavsiye ettiğim üzere, muhakkak seyretmelisiniz ve kesinlikle, hayata dair bir şeyler öğreneceksiniz!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazanlara, söyleyenlere ve duyanlara selam olsun.

Abdülkadir Güler 
 12.12.2015 8:32
Cevap :
"Yok filmi niye anlatmıyorum" diye bile eleştiri almak bana saçma geliyor. Ben iyi bir iş çıkardığımın farkındayım fakat bu yazıları kendimle gururlanmak için değil, paylaşmak için yazıyorum. Özür dilerim; bu vesileyle anlatmak istedim... Saygılar  18.12.2015 10:41
 

Antik Yunan'da (Platon donemi/ Atina'si) iyi yurttaş olmak için aranan dört temel erdemi (arete) anımsattı bu bloğun bana: Cesaret:Aklın be gücün yettiğince sorunları alt etmek için sonuna kadar mücadele etmek. Ölçülülük, adil olmak ve bilgelik. Onurlu ve sürdürülebilir bir yasam için bu erdemlerin günümüzde de gerekli olduğunu ise bu değerli yazından anlıyoruz sevgili Anıl kardeşim. Sevgi ve selâmlarla...

Ersin Kabaoglu 
 07.11.2015 13:41
Cevap :
Ersin beyciğim bu güzel olduğunu bilerek yazdığım bir blog ve son dönemde bunların sayısını bayağı artırdım. Evet bu blogun içinden sayısız blog çıkabilir ama ben çıksın da istemiyorum. Öyle bir döneme girdim ki hayatta neredeyse her şeyi görebiliyorum. Bu anlamda katkın için ayrıca teşekkür ederim. Keşke dünya farklı bir dünya, Türkiye farklı bir Türkiye olsaydı ve bu paylaşımların tadından yenmezdi... Sevgiler  19.11.2015 7:22
 

Kaçınılması mümkün olmayan sevginin olgun meyvesi lezzetini bilinçlice damağa yerleştirmek için düşünsel yetiyi geliştirmek gerekliydi.Sizin de dile getirdiğiniz gibi:İnsanın özgür ve mutlu olabilmesi için o gövdesel ve ruhsal ilişkinin bütünleşip özdeşleşmesi için ince bir sanatkâr titizliğiyle çaba sarfetmek gerekti.Edebiyat,sanat ve bilim bunda baş yardımcımızdır.En büyük hayranlığımız,varlığımızın yapısındaki sevginin kurucu ve duygusal öğelerini daha da olgunlaştırmak olmalıdır...Filmi izleyeceğim.İçeriği geniş bu anlamlı denemenizi zevkle okudum.Elinize sağlık sayın Buyten.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 03.11.2015 14:29
Cevap :
Abbas bey söyledikleriniz sizi ele verecek kadar ince, bilgili ve zeki birisiniz. Bunlar hayat için gerekli değildir ama bir kişi için enfes özelliklerdir. Sizin yorumunuz da en az benim yazım kadar iyiydi. Katılımız için teşekkür ederim... Saygılar  06.11.2015 17:21
 

Çok güzel bir yazı okudum şu an. Ama bu kadar zengin içerik bir blogda harcanmış gibi geldi. En az beş blogda uzun uzun anlatılabilecek denli önemli başlıklar var çünkü. Ellerine sağlık!

Güz Özlemi 
 03.11.2015 14:22
Cevap :
Bu blog Hasan Pulur tarzı kıssadan hisse blog. Kesin yargılara varmadan kafada bir ön fikir oluşturmak... Beğendiğine sevindim...   06.11.2015 17:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1641
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 281
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster