Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '08

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
518
 

3R + 1D...

3R + 1D...
 

Sonsuz Örgü...


? = 3.14159..., / 3, 1416... ve sair...

Pi sayısını bilirsiniz..!

3 ile başlar, bir virgül alır, sonsuza uzanan basamaklarla yolculuğuna devam eder...

Albert Einstein’ın 14 Mart doğumlu olması, A.B.D’de işaret sistemine göre 3/14 şeklinde yazılması, ilginç tesadüfler zincirinden bir halkadır...

İnsan zihnini boğucu bir hale sokana kadar devam eder bu durum...3, 14...

Konu ne?

Pi sayısı değil... Zaten matematiğim hiç iyi değil... Belki biraz geometri, o da mimari ve tarih döngüsündeki yeri sebebiyle...

Tarihsel uzantısı bir yana, köken itibariyle Türk ulusunun, günümüze kadar yansıyan tarihi eserlerinde, geometri, geometrik motif-şekil-ifade-anlatım-görsellik ve sair bir de mimarisinin, her köşesinde, insanı hayran bırakan bir doğal-içgüdüsel-ilim ve fen destekli emeğini, emeğinin yansımasını gözlemlersiniz...

Bu gözlem bizim öykünmemiz değildir; Bizzat Harward Üniversitesinde de araştırma konusu olmuş, “Sonsuz Örgü” olarak tanımlanmış, özelde “Altıgen” ve sair diğer motif/... uygulanmasındaki başarı, bu başarının da basit bir tesadüf zinciri olamayacağı, altyapısının son derece doygun bir birikimle oluşabileceği kabul görmüş, hâli hazırda da araştırılmasına devam edilmektedir...

Yaklaşım..!

?(Pi) sayısı sabitlenmiş bir çarpan olup, virgülden sonraki basamakları sonsuzluğa uzanan, adeta sonsuz bir örgü halindedir...

Sonsuz örgü konusunda aktardığım bize has durum >ise, hâli hazırda müspet tarihsel uzantısı net olarak ortada olsa da, gizemi çözülememiş > bir geometrik sonsuz örgü sistemidir...

Konuyu hangi boyutundan ele alırsanız alın, kat ettiğiniz her mesafede, öngörmeniz mümkün olmayan farklılıklarla karşılaşıyorsunuz...

Tespit edilebilmiş binlerce yıllık tarihten, bizlere yansıyan kadarı bile derin derin düşündürür hale getiriyor insanı, ürküyorsunuz...

Sonrasında...

Konu, Resesyon..!

Günümüze, günümüz gerçeklerine gelecek olursak eğer; Mâlum, Resesyon-Durgunluk...Ya da binlerce yıllık tarihsel süreçte, olageldiği hâli ile, binlerce örnekle bilinen “Frene Basma” hâli...

Frene bastığınızda, gittiğiniz yol “Tercihli Yol” olsa da, ama önünüzde ama arkanızda, başka araçların olduğu ya da olabileceği gerçeğini değiştirmez... Her araç tek merkez, tek sinir sistemi ve bilinç organizasyonu ile frene basmıyor, nihâyetinde... Siz ötekine çarptınız, çarpmadınız, arkadan gelen çarptı fark eden ne?.. Hiçbir şey!.. Hasar var mı, hasar?.. Evet!.. Neyi konuşuyoruz o zaman.!?

Restorasyon..!

Durgunluğun hareketliliğe dönüşür hâli için gereken, ister kaza olsun ister olmasın, önemi yok, gereken hareketliliktir, hasar yoksa da yaratılır...

Yeniden yapılanmanın önü açılır...

Durum bu mu?..En azından benzer mi?..Ehh...

He, bu yapılırken, Restütisyon > çalışması gerekir, her ne kadar tamamlayıcı hali rekontrüksiyon > devreye alınsa da, çalışma büyük hassasiyet gerektirir, zira restorasyonu planlanan, tarihi ezele dayanan, hâli hazırda ezelden bugüne etkilerinin tespitine çalışılan bir değer ve kavramdır, her ne kadar içi boşaltılmak istense de...

Yalan mı?

Tarihi eserler önce soyulur, sonra yakılır, sonra arşivdeki kayıtlardan fotoğraf ve sair elde ne varsa(!) çıkartılır, “aslına uygun” olarak yeniden yapılandırılır, resesyon ötelenir...

Biraz da Rekrasyon..!

İnsanoğlu resesyona girince, onu ancak rekreatif > ortamına taşıyarak ilerletebilirsiniz...

Açık alan çalışması, park bahçe, sportif etkinlikler masum uygulamalarıdır...

Fesat/Rant beklentisi olduğunda; Tarihi eserin toprak yapısı incelenir, özellikler birer birer tespit edilir, buna/bunlara göre bütünleştirici değil, ayrıştırıcı ya da ileriye dönük yeniden yapılandırmaya fayda sağlayacak unsurlar öne çıkarılır, eserin “Mozaiği” tamamlanır...

Bu çalışma yapılırken proje sahası geniş tutulur, çevre faktörleri de incelenir, toplu çözüme gitmek adına parsel parsel/Ada ada çalışılır...

Eğer; Resesyon ve etkileri üstünde düşünüyorsak, ilk tespitimizin çok ama çok sağlıklı olması gerekir; Merkezin neresi olduğuna bakmak ve bununla işe başlamak gerçekçi bir yaklaşım olacaktır...

Diyelim ki, merkez sizin dışınızda!

?(Pi) sayısının < irrasyonel="" sayı;="" bu="" sayılar="" belli="" bir="" düzeni="" olmaksızın="" sonsuza="" kadar="" devam="" eden="" ondalık="" sayıları="" ifade="" eder="">> sonsuz örgü ekleme <şiddet yükleme=""> alışkanlığı çok net bilinen, mâlum(!) olan yerdeyse; Restorasyon(Restitüsyon-Rekontrüksiyon)-Rekrasyon... da sizin arşiviniz ya da size ait olan sonsuz örgü temelinde yapılanmayacaktır. Nihâyetinde, “Dekorasyon” da sizin olmayacaktır...

“Nihâyetinde”, konuyu toparlamak adına..!

Albert Einstein... Onun meşhur bir formülü vardır, E=mc2...

Büyük dehânın affına sığınarak, formülü biraz deforme edeceğim...

E(Egemenlik)=m(Meclis)c(Cumhur)2(iki kere düşünmelidir...)

Bilinen hâliyle ismi “İzafiyet teorisi” olarak adlandırılmıştır; İlk harfi kaldırdığınızdaki hali kahredici olur, eşitliğin öbür tarafı ise resesyonun merkezine bağlı sonsuz örgü altında yaşar...

İlk harfin 3Y’den /dan oluştuğunu ve bunun da, Cumhuriyetimizin temel felsefesinin en hassas ayakları olduğunu biliyorsak...

Uyumda ayrışmanın değil, tarihsel miras ve dokunun korunarak bütünleşmenin hedeflenmesi, bizim istediğimiz, gönülden talep ettiğimiz düşünceye, dekorasyona, demokrasiye, devlet anlayışına taşıyacaktır diyorum...

Merkez biziz(!) dediğinizde, biz aslında biz değilse, çap-çevre hesaplarken; ?(Pi)sayısı, 2, 14 ya da 1, 14 sabit çarpan olacak gibi bir iddianız varsa; Ne çapınız olur, ne çevrenizi hesaplayabilirsiniz ne de sonsuz örgü sizin tarihsel özünüzden gelen dokuyu muhafaza eder...

Soru “yorum”..?

Hal böyle iken; “Merkezkaç” kuvveti her ne kadar “zahiri” bir kuvvet olsa da, durumun merkezcil, merkezden evcil halinin kuvvet yansımasını, yukarıdaki sabit çarpan farklılığını da dikkate alarak hesaplayabilen birisi varsa... Olur ya hesaplandı, bana da bildirilirse ya da açıklanırsa, sevinirim...

Saygılarımla

arz-ı alem bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Bugün Türkiye'de ölmek istemeyen bir mazi ile hayata doğmak için çırpınan bir istikbal mücadele halindedir. Milletin selameti; bu mücadeleye seyirci kalmak değil, çarpışan kuvvetleri barıştırmaktadır." Rahmetli Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil böyle seslendirmişti. Demokrasi bilinenlerden farklı olarak, farklı düşüncelere ve farklı değerlere hitap etme zorunluluğunu taşımaktadır. Demokrasilerde bana hak, sana yasak olmamaktadır. Olursa da, bu kez onun adı demokrasi olmamaktadır. Ya yardan geçeceğiz, ya da serden. İkisi bir arada olamamaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 03.02.2008 23:38
Cevap :
Sayın CANMEHMET Yorumunuzda referans verdiğiniz kıymetli akademisyen büyüğümüzün seslenişindeki üçüncü yol arayışı, benim de kuvvetle anlatmaya çalıştığım fikir bütünüdür...Bu herhangi bir yere ya da şeye değil, insana, her insan için aranana dönüşüne kadar, her birey, teker teker, bulunduğu şartları dikkate almaksızın, "Milletin Selameti" için bunu olmazsa olmazı kabul ettiğinde, zaten üçüncü yolda bulunmuş olacaktır...Tarihimizde bunun sayısız örneği bulunmaktadır; Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, bu başarının en büyük mimarıdır...Hâlâ onun ve ona inanaların bıraktığı eser ile konuşuyor, gururlanıyor, nefes alabiliyoruz...Katkınız ve değerli görüşleriniz için teşekkür ederim, Saygılarımla  06.02.2008 0:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1652
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster