Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '14

 
Kategori
Çalışma Yaşamı
Okunma Sayısı
1150
 

4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası ve düşünceler

4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası ve düşünceler
 

Her yıl 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası olarak kutlanıyor. Bu hafta dolayısıyla topluma iş güvenliğinin önemi anlatılmaya çalışılıyor. Bu alanda sürekli topluma ne gibi katkılar verebiliriz diye kafa yoruluyor. Ben de kendi çapımda düşündüklerimi paylaşmak istiyorum. Umarım yararlı olur.

İSG yani İş Sağlığı ve Güvenliği konusu, Anayasamızda, Umumi Hıfzıssıhha Kanununda, Borçlar Kanununda ve İş Kanununda ve ilgili tüzük ve yönetmeliklerde geçmektedir.

İş Sağlığı ve Güvenliği; işin yapılması sırasında çeşitli nedenlerden kaynaklanan sağlığa ve güvenliğe zarar verebilecek koşullardan korunmak amacı ile yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda devlet, işçi ve işveren kesiminin birbirinden farklı ancak birbirini tamamlayan görevleri vardır. Devletin görevi, mevzuat hazırlamak, tarafları eğitmek, denetim yapmak ve yaptırım uygulamaktır. İşveren’in görevi önlem almak, çalışanları eğitimek ve kontrol etmektir. Çalışanın görevi ise öncelikle alınan önlemlere uymaktır.

İş Sağlığı mevzuatımız Anayasa, Uluslararası sözleşmeler, yasalar/kanunlar, tüzükler, yönetmelikler, tebliğler ve standartlardan oluşmaktadır.

1982 tarihli mevcut anayasamızda iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin maddeler örneğin şu şekildedir:

Madde 2: Sosyal Hukuk Devleti;

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 5: Kişinin Temel Hak ve Hürriyetleri;

Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

Madde 17: Yaşama, Maddi ve Manavi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı;

Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.

Madde 50: Yaş, Cinsiyet ve Güce Göre Özel Korunma;

Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.

Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.

Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.

Madde 56: Herkesin Sağlıklı ve Dengeli bir Çevrede  Yaşama Hakkı;

Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.

Madde 60: Sosyal Güvenlik;

Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.

Anayasa dışında İş Sağlığı ve Güvenliği konusu, Umumi Hıfzıssıhha Kanununda, Borçlar Kanunu ve İş Kanununda ve ilgili tüzük ve yönetmeliklerde geçmektedir. Sağlık, Hukuk ve Teknik yönlerinden çeşitli tüzük, yönetmelik ve tebliğler vardır. Bunlara fazla girmeden sadece İş Kanununun 77. Maddesinden bahsetmek şimdilik yeterli olacaktır sanırım. İş Kanunu 77. Madde işverenlerin ve işçilerin yükümlülüklerinden bahsetmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu:

...

İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri:

MADDE: 77 - İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.

Yasadan da açıkça görüldüğü gibi iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli tedbirleri almak hem işverenin hem çalışanların hem de mevzuat ve denetimle devletin görevidir.

İSG konusunda İş Kanunu yeterli gelmeyince ve geçtiğimiz yıllarda da ülkede pek çok ölümlü kazalar olunca, AB uyum çalışmaları kapsamında 6331 sayılı İSG yasası hazırlanarak, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girdi. Yürürlüğe girmesiyle de tartışmalar başladı. Özellikle İSG Uzmanlarının işverenlere bağlı olarak çalışması ve eğitimlerin meslek örgütleri dışarıda tutularak özel eğitim kurumlarına bırakılması çok eleştirildi.

Ancak eleştirirken ne yazık ki somut öneriler ile ilerici yaklaşımlara çok az geldi. Sadece durum saptaması yapan raporlar ve kamuoyu açıklamaları yapıldı. Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri bu konuda çok fazla bir şey söyleyemediler, konuya çok uzak kaldılar. Oysaki siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışarak halka ve kamuoyuna çok daha somut öneriler sunabilirlerdi ve hala daha sunabilirler aslında. 

Bence sivil toplum kuruluşları ile siyasi partilerin, 4857 sayılı İş Kanunu ile 6331 sayılı İSG Kanunu’nu masaya yatırarak somut ve ilerici öneriler getirmeleri toplumun yararına olacaktır.

Mesela;

- 4857 sayılı İş Kanununun daha çağdaş hale getirilmesi, mobing, kötü muamele vbg. çalışanları bezdirme, işyerinde stres yaratma vbg. olumsuz durumları da kapsayacak şekilde kanuna yeni maddeler ilave edilmesi.

- İş Kanununda çalışma saatleri daha fazla istihdam yaratma anlamında 45 saatten, 37,5 saate indirilmesi (çoğu Avrupa ülkesinde çalışma saatleri bizden daha az)

- Çalışanların 15 günde bir “1 tam gün” eğitim almasının sağlanması

- Bunun finansmanının hem işçi/çalışan, hem işveren, hem  İş güvenliği Uzmanı, İşyeri Hekimi ve Devlet gibi bileşenlerden yapılacak kesintilerle bir fonda birikmesi ve bu fonun hem çalışanların eğitimleri hem de İş Güvenliği Uzmanı, İşyeri Hekimi gibi uzmanların maaşlarının ödenmesi ve bu şekilde bağımsızlık kriterinin etkin olarak sağlanması

- Çalışanlara verilecek eğitimleri, İş Güvenliği Uzmanları, İşyeri Hekimleri, Üniversitelerde çalışan akademisyenler, OSGB’ler ve Meslek Örgütlerinin verebilmesi

- İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi

- Eğitim kalitesinin ve bu konudaki literatürün bu eğitim faaliyetleri ile artırılması

- İşyeri periyodik denetimlerinin de devlet adına devlet gözetiminde özel kurumlarca yapılabilmesi ve buralarda denetim faaliyetinde çalışacak kişilerin Sosyolog, Psikolog, Tarih, Felsefe, Hukuk vbg. branşlardan mezun olan kişilerce de yapılabilmesinin önünün açılması

Bu gibi daha somut öneriler bence mevzuatlara girebilmeli. Bu yolla hem İSG konusu daha sistematik olacak hem de iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenerek daha sağlıklı, güvenli ve huzur dolu bir iş yaşamı, toplum yaşamı oluşabilecektir. Bunun için toplumu ilerletecek, insanları bilinçlendirecek bu şekilde somut öneriler getirilmesi lazım. İSG öyle bir konu ki insan faktörü en belirleyici etken. Kaçınılmaz kaza oranı %2’dir örneğin. Ancak iş kazalarının %98’i tehlikeli durum ve davranışlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çalışanların, işverenlerin ve devletin çok bilinçli hareket etmesi gerekiyor. Bu bilinçlenme de bence ciddi bir eğitimle olur.

Yine bu zamana kadar olan tecrübelerimden görebildiğim kadarıyla İSG konusunda başka bir takım ilerlemelerin ve yeniliklerin de olması gerekiyor. Tabibler Birliği, İşyeri Hekimliğine  iyi sahip çıkıyor ama Mühendis Odalarının tam olarak İş Güvenliği Uzmanlarına sahip çıktıkları veya çıkabildikleri söylenemez. Belki önümüzdeki dönemde İSG konusunda yeni bir yasal Odanın oluştuğunu da göreceğiz. Şimdiden İSG Dernekleri kurulmaya başladı. İSG Mühendisleri konusunda pek çok gelişme olacağını tahmin ediyorum. Örneğin İSG Mühendislerine yönelik “Sorumluluk Sigortası” gibi şeyler de olabilir.

İSG konusunda belli bir ekonomi de oluşuyor. Eğitim verenler, profesyonel uzmanlar, eğitim kurumları, ölçüm yapımı ve raporlaması, sınav merkezleri, sınava hazırlık kitap ve yazılımları vbg. Ancak işyeri denetiminin dışarıdan hala daha profesyonel kişilerce periyodik olarak yapılamaması bence en büyük eksikliklerden birisi. Belki yakın bir gelecekte bu alanda gelişmeler yaşanacaktır.

İSG, tıp ve mühendislik bilimleri ile bağlantılı, çok-disiplinli bir konu. Pek çok üniversite İSG konusunda Master programları oluşturmaya başladı. Bu konuda çok geç kalındı ama olması çok yerinde bir uygulama. Bu çalışmaların İSG alanını daha da geliştireceği aşikar.

İSG konusunda verilecek hizmet şu anda çalışan başına dakikalarla sınırlı, bu konuda daha etkin mekanizmaların elbette geliştirilmesi lazım. Bu işin çok daha profesyonel ve anlamlı yapılmasına büyük ihtiyaç var. Bunun için bence İş Kanunun radikal bir biçimde değiştirilmesi lazım. Herkesin bilinçlenmesi, haklarını ve sorumluluklarını çok daha iyi öğrenmesi lazım. İSG’ye maliyet olarak bakıldığı sürece ne yazık ki pek bir ilerleme olamaz diye düşünüyorum. Bu maliyetler, konuya değer verilirse bir zaman sonra piyasaya yansıtılmak zorunda kalacaktır. Bu da sektörleri daha kaliteli işler yapmaya doğru zorlayacak ve dolayısıyla kalite artacaktır.

İSG yasasının ve yönetmeliklerin sürekli değiştirilmesi ve yürürlülük tarihlerinin ötelenmesi toplum olarak bu gibi bir dönüşüme henüz hala daha hazır olmadığımızı gösteriyor aslında. AB ile uyum çalışmaları olmasa belki bunlar da olmayacaktı. Bu konuda AB’yle sonuna kadar çalışmamız gerekiyor. Ne de olsa bu konuda adamlarda yüzyılların tecrübeleri var.

Eğitim hizmetleri elbetteki dışarıdan hizmet satın alınarak verilecek. Bu eğitimleri başka türlü işverenler nasıl çalışanlarına verebilirler ki? Eğitimin sürekli olması etkinliği daha da artırır. Bu konunun bence önümüzdeki dönemde daha da geliştirilmesi lazım. Ayrıca, Meslek Örgütleri ve Üniversiteler de eğitim işine dahil edilmelidir.

“İş Güvenliği Uzmanlığı” gibi, “İş Yeri Denetimi Uzmanlığı” adı altında yeni bir branşlaşma da olması lazım.  İşyerlerinde sadece güvenlik yönünden (kazalar ve meslek hastalıkları) tehliklerin izlenmesi yeterli değildir, sosyal ve kişi hakları yönünden de izlenmesi gerekir. Bunun için sosyal branşlarda mezun olan fen-edebiyat fakülteleri mezunlarının da “İş Yeri Denetimi Uzmanlığı”nda istihdamı ve denetiminin devlet gözetiminde yapılmasının sağlanması gerekiyor.

Fen-Edebiyat mezunlarından fen branşlarından mezun olan kişilerin Teknisyen olarak tanımlanması da bence artık düzeltilmelidir. Sonuçta bu insanlar 2 yıllık fakülte mezunu değiller. 4 yıllık fakülte mezunlarıdırlar. Ayrıca, kimileri yüksek lisans ve doktora da yapmış kişilerdir. Bunları teknisyen olarak tanımlamak ve küçümsemek büyük haksızlıktır. Kaldı ki bu kişiler de sınava girip İş Güvenliği Uzmanlığı sertifikasına sahip oluyorlar. Önemli olan bu yeni uzmanlık alanında, iş ve emniyet odaklı olabilmektir.

İSG konusunda ana amaç tam zamanlı iş güvenliği uzmanlarını istihdam etmekti, ancak başlangıçta sayı yeterli olamayacağı için birden çok işyerinde danışmanlık hizmeti verilebilirliliğin yolu açıldı. Kanun ve yönetmeliklerin ruhunda bu yaklaşım vardı. Bence bu yaklaşım doğru. İSG konusunda tam zamanlı çalışanların sayısı zamanla daha da artacaktır. Önceden bu eğitimi Bakanlık veriyordu ve maalesef yeterli sayıda kişiyi eğitemediler. Onlarda da galiba bir takım sıkıntılar vardı. Bu durum eleştirildi ve eğitim işi sonradan özel eğitim kurumlarına verildi. Şimdi ise eğitilen uzman sayısı kat be kat artmış durumda. Şu anda 90 bine yakın İş Güvenliği Uzmanı’nın sahada olduğu açıklanıyor. 21 bin de İşyeri Hekimi varmış. Asıl tehlike bence İşyeri Hekimlerinin sayısının yetersiz kalmasında. Acilen ülkenin doktor ve hemşire sayısını artırması lazım. Bu konuda çok açık personel olduğu uluslararası raporlarda da söyleniyor. Gazetelerin ilanlarına da yansıyor. Türkiye’de Çalışma Bakan’ın yaptığı açıklamaya göre 264 bin çok tehlikeli, 333 bin tehlikeli ve 804 bin de az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri varmış. Yani 1 milyon 400 bine yakın işyerine İSG Mühendisi ve İşyeri Hekimi ve Yardımcı sağlık personeli gerekiyor. Bu sayının, çoklu hizmetle birlikte düşünüldüğünde en az kanaatimce 140 bin civarında olması gerekiyor. Bu olduğunda ülkede İSG konusunda çok şey değişecektir. Bence Bakanlığın minimum sayıyı takip etmesi mutlaka gerekiyor ama maksimum sayı konusunu piyasaya fazla müdahale etmemesi, bu alanda pek fazla etkin rol almaması gerekiyor.

Ülkemiz İSG konusunda bir zihinsel dönüşümden geçecektir. Sadece İSG kanununun ülkeye yaptığı bu istihdam katkısına bir bakar mısınız? Bunun Çevre’de, Bilişim’de, Muhasebe’de veya başka alanlarda da (örneğin işyeri denetim sektöründe)  olduğunu bir düşünün, bunun meslek örgütlenmelerinin olduğunu bir düşünün, ülke her alanda gelişmez mi? Bu ayrıca yeni çağın ruhuna da genç ülke nüfusu dinamiklerine de çok uygun.

OSGB’lere gelince. Ortak Sağlık ve Güvenlik Birim (OSGB)’lerinin şu sıra geçiş süreci olması nedeniyle zor durumda olmaları normal bir durum ama bu durum zamanla değişecektir. Yeter ki ülke bu konuda sağlam dursun. Nasıl “Özel Güvenlik Görevlileri” bu ülkede zor da olsa yerleşmişse, bu da yerleşecektir. Örneğin şu anda 270 bin kadar sertifikalı “özel güvenlik görevlisi” varmış. Bu insanların da çok çeşitli çalışma şartları sorunları var ama zamanla onların da şartları düzeltilecektir. Bu tabi, ülkenin hazmetme kapasitesi ile de alakalı bir şey. Sorunların çoğu da ne yazık ki bu "kabul etme, kabullenme anlayışı" ile alakalı.

Son olarak iş kazaları ve meslek hastalıkları konusundaki son yıllardaki istatistiklerden konuşursak, manzara şu şekilde;

2002’de 878 kişi, 2003’de 811 kişi, 2004’te 843 kişi, 2005’de 1096 kişi, 2006’da 1601 kişi, 2007’de 1044 kişi, 2008’de 866 kişi, 2009’da 1171 kişi, 2010’da 1454 kişi, 2011’de 1710 kişi, 2012’de 745 kişi, 2013’de 1203 kişi (daha açıklanmadı ama İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından açıklanan veri bu şekilde) iş kazalarında yaşamını yitirmiş. Yüz bin işçi’de Ölüm Oranı 2003-2012 yılları arasında son 10 yılda 13,55 olmuş. Avrupa’da 15 ülkede bu oran, yüz binde 1.8-2 civarındayken bizde yüz binde 13-14 civarında (Kaynak: Eurostat, Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu verilerinden hazırlanmıştır). Demek ki insan hayatına iş sağlığı ve güvenliği alanında daha çok değer vermemiz, konuya daha çok eğilmemiz gerekiyor. Bu konuda maalesef Avrupa’da 1. durumdayız, dünyada da hatırı sayılır bir yerdeyiz.

Meslek hastalıkları konusunda ise SGK istatistikleri çok ciddi bulunmuyor. 81 ilde yalnızca 26 ilde 395 meslek hastalığı vakası bildirilmiş. 55 ilde meslek hastalığı vakası ise hiç yok. 395 vakanın 246’sı slikoz ve slikotuberküloz, 26’sı kurşun ve kurşun tozları, 14’ü nikel ve bileşikleriyle ilgiliymiş. Meslek hastalığı sonucu ölüm yalnızca 1 kişi olarak bildirilmiş. Dünyada iş kazaları oranı yüzde 44, meslek hastalıkları oranı yüzde 56 iken Türkiye’de iş kazaları oranının yüzde 99,48 meslek hastalıklarının binde 52 oranında olması SGK istatistiklerinin veya meslek hastalıklarına ülkemizdeki bakışın sorunlu olduğunu gösteriyor.

Dünyada ise durum şu şekilde;

Dünyadaki işgücü : 3 Milyar

Kadın İşgücü : 1.2 Milyar

İşle ilgili Ölümler : 2.31 Milyon

İş Kazaları : 337 Milyon

Meslek Hastalıkları : 160 Milyon

Dünya GSMH : 30 Trilyon $

İSG Kaynaklı Kayıp : 1.2 Trilyon $ - %4

Bence ülkenin her alanda devrimci, çok büyük atılımlara ihtiyacı var. İstihdamın artırılması, emniyetin/güvenliğin artırılması, doğal çevrenin korunması, gelir dağılımının ülke sathında adil olarak dağılması gibi sorunlarımız var. Bu sorunlara, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin yapıcı öneriler sunarak etkin çözümler getirmeleri gerekiyor.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 642
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 2280
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

1995 ODTU Fizik Lisans, 1998 ODTU Fizik Yüksek Lisans (Biyofizik)  mezunuyum. Özel sektörde kalit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster