Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '07

 
Kategori
Hayvanlar Alemi
Okunma Sayısı
369
 

4 Ekimde korunamayanlar...

Korumak -kollamak

Sizi koruyan ya da kollayan, sizde iz bırakan, düştüğünüz yerden kaldıran, yaralanmış dizinize ilaç sürerken üfleyen insanları düşünün hayatınızda.

Peki siz kimleri korudunuz kolladınız ?

Korumak ve kollamak her nekadar birbiri yerine kullanılsa da derinlemesine bakıldığında anlamları farklıdır.

Yere düşmüş çocuğu kucaklayıp kaldırmak iyileştirmek korumaksa, yerdeki takılıp düşmesi muhtemel taşı yerden kaldırmak kollamaktır.

Korumak çoğunlukla, tanımak ve bireysel temas içerirken kollamak için tanımak ya da tanımamak pek farketmez.

Her düşüncede eylemde olduğu gibi burdada doz önemlidir elbette. Kollamak daha mı güzel nedir ?

1 ay öncesine dönersek... Diyelimki çocuksunuz... Hava çok sıcak bunaldınız, biraz uzaklaştınız evden, annenizden babanızdan... Bir göl buldunuz... Girdiniz serin serin oynuyorsunuz.... Ellerinde çivili sopalarla taşlarla bir sürü yaratık geldi ve vurmaya başladı size... Şaşırmazmıydınız...

Çıkamadınız sudan, kaçamadınız. Uuzaklaştığınız yerde koca koca taşlar inmeye başladı küçücük savunmasız gövdenize. Anladınız kaçış yok. Sizi kurtaracak kimsede yok. Korkmaz mıydınız. Ne hissederdiniz, ölürken anlar mıydınız karşınızdaki katilleri.

Bingöldeki yavru ayı ölürken son kare olarak neyi görmüştü. Annesi, babası yoksa kardeşlerini mi. Ya da taşlayanlar ve sopayla vuranlar mı kaldı son görüntü olarak. Ayı olarak doğmak mıydı suçu...

Peki... Öldürenlere insan demek, onları bu türde anmak kimin suçu. Bizim suçumuz. Baktınız mı yavru ayının gözlerine. O sadece serinlemek istiyordu, oynuyordu. Ama acımasızca katledildi...

Aynı köyde yaşayanlar kabul etmeseydi bu olayı. Sineye çekmeselerdi barınabilirler miydi köyde... Ama düşünmeyiz biz. Muhakeme etmeyiz. ''Alahın dediği olur '' diye yazar ve asarız. Arabadan, otobüse, minibüse... Ama... Allahın dediğini kulak arkası ederiz...

Hayata son bakışı. Onu döverek öldürenlerede insan deniliyor. Bingöldeki ve civardaki köylerin insanları muhtemelen şunu düşünüyordu... ''Ayı bu... Zararlı hayvan geçenlerde vekilin tarlasının karpuzlarınıda yemişti zaten'' Taşlarla sopalarla gülerek, zevk alarak genci, yaşlısı, çoluğu, çocuğu bu katliama bir grup insan katıldı. Dikkat edin...

Öldürmekten zevk almak. Son derece tehlike arz eder aslında. Öfke ve cinsellik dürtüsüyle doğar insanyavrusu. Elbette yumuşattık biraz. Her doğan insanyavrusuda insan olacak diye bir kural yok. Böyle zannediliyor ve hata burda başlıyor. Ve ne yazıkki sonlanmıyor bir türlü...

Kontrol altına alınamayan öfkede cinsellikde insan olamama kriteridir. Ve elbetteki insanlık sürecini başlatamamaktır. Ve emin olun ki bu insanların yavru ayıdan daha çok kızdıkları insanlar vardır hayatlarında... Ama köyün muhtarı ama bakkalı ama yan komşu sadece insan ölümüne verilecek hapis cezası bir nebze engelliyor onları... Hepsi bu...

Yollayabilirmisiniz çocularınızı onların bağına bahçesine. Bundan böyle oturup paylaşılır mı bir tabak yemek. Emin misiniz çocuğunuza önce tecavüz edip sonra öldürmeyeceğinden. Tutmayın kardeşim bu insanları çevrenizde. Müdahale edin, mücadele edin... İstanbul, Siiirt, Bingöl, Trabzon, Muş, Van, Ankara, İzmir vs...

Hiç farketmez... Her yerde olabilirler... Kendi huzurunuz, çocuklarınızın geleceği ve huzuru için tutmayın çevrenizde...

Bunu ağzı olup dil olmayan bir savunmasızcana yapabilen yaratık bir çocuğa bir insana haydi haydi yapacaktır. Kim korunmalıydı burda, kimin hakkıydı korunmak... Adı üstünde ''yavru''. Yavru ayı mı korunmalıydı. Yoksa onu katledenler mi. Bir tuhaflık var bu işte. Dengeler şaşmış...

Peki...

Bugüne dönelim. Açılan hayvan barınakları ''hayvanları koruma gözetme'' amacıyla açılmıştı değil mi. En azından böyle söylenmişti. Oysa insanları hayvanlardan korumak amaçlı açıldı sanırım...

Kaç tane düzgün çalışan barınak var. Çok az. Biliyor musunuz barınaklarda neler döndüğünü...

*köpeklerin açlıktan yavru ve hasta köpekleri yediğini...

*haftalardır aç olan büyük köpeklerin kafesine kasıtlı olarak yavru köpeklerin konulduğunu ve parçalanmasının seyredildiğini...

*veterinerliğin ''v'' sinden haberi olmayanların buralarda deneyim kazandığını...

*erkek köpeğe kısırlaştırma ameliyatı yaparken yan taraftan açıp, köpeğin böbreğini sakatlayıp ölümüne yol açtığını...

*barınakların, korunak değil ölüm odaları haline geldiğini...

*gerek belediye gerekse birtakım kuruluşların yetkililerinin AB yasaları uyarınca 5 yıl içinde sokaklarda öncelikle köpek sonrada kedi kalmayacak dediğini ...

*kontrolsuz kısırlaştırmaların, soykırımla eşdeğer olduğunu biliyor muydunuz....

Empati kurmaktan yoksun insan... Hayatın her alanında zaman zaman yoksun düşer. El kadar canın acısına, açlığına, susuzluğuna duyarsız kalan insan arkadaşına, dostuna, karısına, kocasına, çocuğuna da duyarsızdır...

Açlık, susuzluk, soğuktan, sıcaktan korunma ven can acısı soluk alıp veren her canlıyı bağlar. Ayağına iğne battığında canın yanıp gözlerin yaşarıyorsa köpeğin kedinin ayağına diken battığında onunda canı yanar...

Korkmayın, yardım edin...

Siz niyetinizi belirlediğinizde o çoktan farkına varmıştır zaten arabasıyla son hızla sokağı dönüp, park halindeki araca yazılan ya da yolda yürümekte olan bir insana çarpan, ardından son hızla olay yerinden uzaklaşan bir insanımsı karşı apartmanda tül arkasından olayıda, plakayıda tespit etmiş ancak ''ayyy başım derde girer şekerim'' diyen bir başka insanımsı tarafından farkına bile varmadan korunur....

Bütün gün dayak işkenceye uğrayan insanda komşularıda şikayet etmez yardım istemez böylelikle dayakcı korunur. Çünkü aile içidir, mahremdir.

Elbette bu bağlamda ensestde fazlaca aile içi bir konudur, dolayısıyla 155 (polis imdat), 156 (jandarma imdat ) aranmaz. Tacizci, en başta aile içinde korunarak ödüllendirilir. Tacize uğrayansa korunmayarak, katmerlenmiş haketmediği cezasını çekmeye devam eder...

Farkındasınız değil mi... Bu koruma, korunma, kollama, kollanma hayli şekil değiştirmiş...

Koruma, kollama çocuğa, hayvana, yaşlıya acize olması gerekirken ''zalim kayırma '' gibi bir hal almış. Korunan kim belli değil. Sokaktaki canlara gelince belki içine ekmek doğrayarak vereceğiniz artmış yemeğiniz ya da bir tasın içindeki yoğurdunuz vardır. Belki bir kap suyunuzda vardır verecek yoksa bile belki bir tatlı sözünüz, belki şefkatle yaklaşacak, başını okşayacak bir eliniz vardır...


Ve elbette çevrenizdeki azda olsa vahşi kedileri köpekleri sevme ve insana alıştırma gayreti göstermeyin. İnsana alışık olanlara yapacak bir şeyimiz yok... Ancak eğer bahçenize, evinize alıp sonuna kadar sahip çıkamayacaksanız. Çaba gösterip başını okşamaya çalışıp evcilleştirmeyin. Yemeğini, suyunu verin ama bırakın öyle kalsınlar...

Herkesi kendiniz gibi düşünmeyin, siz gel pisipisi, kuçukuçu diye çağırıp yemek verirken ve o buna alışmışken bir başkası gel pisipisi diye çağırıp tekmeyi basıp belini kırıyor... Ve özellikle yavrular karşılarındaki insanı çokda iyi tahlil edemiyor...

Bırakın vahşi kalsınlar. Son kaleleri budur çünkü. Hiç değilse bu kale düşmesin...


sn: 4 ekim hayvanları koruma günü... Yılda tek birgün bile olsa doymalarına mutlu olmalarına ortam hazırlayalım... Sokaktaki canlara bir kap su biraz yemek vermeyi unutmayalım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1285
Kayıt tarihi
: 25.05.07
 
 

Evvel zaman içinde, Doğan Kardeşle başladı yazmam, okumam. kimler hatırlar şimdi bu dergiyi... Sanki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster