Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
111
 

4x4'lük Eğitim

4x4'lük Eğitim
 

Bundan yaklaşık 5 yıl önce Ulusal Çocuk Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni iken o zamanki eğitim planlamasını eleştirmiş, özellikle 4+4+4 eğitim sistemi ile ilgili çekincelerimi dile getirmiştim. Ancak sözlerim yanlış anlaşılmasın; bu eleştiriyi siyasi ve ideolojik beklentiler doğrultusunda değil; çocukların geleceği ve gelişimleri konusunda endişeler taşıdığım için yapmıştım. Üstelik konunun uzmanı olan birçok öğretmen, eğitim danışmanı, akademisyen ve eğitim vakıflarının yöneticilerinin de değerli görüşlerini dikkate alarak açıklamalarımı yapmıştım. Bu sorunu o zaman gazeteye taşımak istediğimde nedense çok bir destek gelmedi ya da gerek görülmedi diyelim. O dönemki çalışma arkadaşlarımız, "Sen Gökhan Abi olarak kalmaya devam et, boş ver bu mevzuları" diyerek konuyu geçiştirmişlerdi. Halbuki bizim görevimiz sadece çocukları bilgilendirmek veya eğlendirmek değil; onların gelişimi ve eğitimi konusunda aktif rol alan ebeveynleri, öğretmenleri ve idarecileri de doğru yönlendirmekti... Aradan geçen 5 sene sonunda ne oldu dersiniz? Bu konuda çok söyleyebileceğim bir şey yok aslında. Çocukları okula giden anne – babalar ne demek istediğimi muhtemelen anlamışlardır.

Sene 1996… Okula başladığım yıllar… 80 kişilik sınıflar ve yeterli olmayan fiziki koşullar… O dönem herkes nerdeyse benzer koşullarda eğitim gördü. Ama öyle değerler ile yetişen bir nesil vardı ki şu anki sistemi görünce herhalde benim gibi kendilerini şanslı hissediyorlardır. En azından her sabah Andımız okuyarak sınıflara giriyor, 23 Nisan’larda bir futbol maçı tribünlerini andıran koca bir kalabalığın önünde saatlerce şiirler okuyor, gösteriler düzenliyor, Atamıza olan özlemimizi dile getiriyorduk. Öğrenciler “sınav” denilen ölümcül hastalığa çabuk yakalanmıyorlardı. Tabletler, bilgisayarlar, cep telefonları, spor salonları, modern kafeteryalar, göze hoş gelen üniformalar, 30 kişilik sınıflar yoktu; fakat güzel olan çok şey vardı. Önlüklerle daha gerçekçi hayaller kuruluyordu. Çünkü bizim zamanımızda 14 yaşındaki öğrenciler sınav kaygısı yüzünden antidepresan kullanmaya başlamıyorlardı.

Gelelim 2018'e... 12 üniversitenin bölüneceği ve akabinde 20 yeni üniversitenin kurulacağı planlanıyor. Ama sözü geçen üniversiteler Türkiye’nin lokomotifi olan ve kendine ait gelenekleri bulunan köklü üniversiteler… Öyle “ha” deyince değişiklik yapılabilecek özel üniversitelerden değiller. O okulların gerçek sahiplerine kulak vermek lazım: "Bizler yeni üniversite istemiyoruz, kendi üniversitelerimizde kalmak istiyoruz" diyorlar. Haksız da sayılmazlar.Geçenlerde ajanstan kararı savunan yöneticilerimizin birinden söz konusu gerekçeleri dinledim: “Kapasiteler çok fazla; bu nedenle kaliteyi düşürüyor”  diye bir açıklama geldi. Bu notada ben de kendi fikrimi beyan etmek istiyorum: Yaşadığımız sorun kapasite veya fiziki koşullarla açıklanacak bir durum değil. Standart diyebileceğimiz bir eğitim geleneğine sahip olamayışımız. Daha ideal bir ifadeyle bizim bir “EĞİTİM ANAYASAMIZ” yok. Bu nedenle çoğu şey ihtiyaçlara veya çağın koşullarına göre değil, siyasi beklentilere göre dizayn ediliyor. Sonuç olarak 4-5 yıllık sınav sistemleri ve planlamalarla istikrarsız bir görüntü çiziyoruz. Bu durum aynı zamanda istihdama da olumsuz yansıyor. Çünkü her kente 5’er 10’ar üniversite açmak ve her yıl binlerce öğrenciye üniversite diploması hediye etmek gerçek bir eğitim gücüne sahip olduğumuz anlamına gelmez. Eğitimi bir bütün olarak istihdam ile doğru orantı üzerinde buluşturabilirsek gerçek bir başarıdan söz edebiliriz. Size konuyu basit bir örnekle açıklayayım: Bundan 11 sene evvel yani ben üniversiteye başladığım zaman Türkiye’de söz gelimi 1.000 tane öğrenci vardı ve 500 kişilik pastayı öyle ya da böyle paylaşabiliyorlardı. Şimdi pasta yine 500 kişilik; fakat pasta için bekleyen öğrenci sayısı 10.000’i geçti. Günümüz işsizlik oranının yüksek olmasının temel nedenlerinden biri budur. Yıllardır sürekli değişen sınav sistemleri, eğitimdeki eşitsizlikler, yanlış yatırımlar ve sınavlarda ortaya çıkan skandallara hiç girmiyorum bile.

Eğer illa da bu ülkeye eğitim anlamında bir yatırım yapacaksak ve bu yatırımlar için yeterli bir bütçeye sahipsek Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, İç Anadolu'da, Karadeniz'de okul yapılacak yüzlerce köy ve kasaba sayabilirim. Büyük şehirlerde fiziki yapısı zayıf ve eğitim standartlarının altında kalmış yenilenmeyi bekleyen birçok okul bulabilirim. İlla da yatırım yapacaksak atanmayı beklerken depresyona girerek intihar eden genç öğretmenlerin ihtiyacı olan eğitim istihdamlarını yaratabiliriz. 12 üniversiteyi erozyona uğratmaya gerek yok.

Son olarak size 4x4'lük bir öneri: Basit bir öneri… Eğitimi modern ve çağa ayak uyduracak bir standarda kavuşturmayı planlıyorsak bunun için öncelikle profesyonel bir eğitim komisyonu kurulur. Bu komisyonda, alanında uzman yöneticiler, eğitim danışmanları, öğretmenler ve çocuk psikologları ince eleyip sık dokunarak seçilir. Daha sonra bu ekip, planlı bir şekilde Dünyada en iyi eğitim sistemine sahip ülkelerine gönderilir. (Finlandiya, İsveç, Kanada, Norveç, İngiltere, Japonya başta olma üzere) Bu komisyonun üyeleri bir sene boyunca bu ülkelerdeki eğitim modellerini inceler (okulların metrekaresinden tutun da oynanan oyuncakların yapıldığı malzemeye kadar) ve hazırlanan raporlar doğrultusunda tüm çalışmalar bir havuzda toplanır. Daha sonra yeni eğitim reformu, stratejisi, kalkınma planı (adına siz ne derseniz artık) başlar. Tıpkı Atatürk'ün İzmir'de yaptığı gibi... Buradaki önemli nokta ise tüm araştırmalardan iyi bir harmanlama yaparak eğitimi Anadolu pedagojisi ile bütünlemek... En son ki aşama ise hayata geçiş... "Bu sene projeyi hazırladık, seneye hayata geçirelim" gibi değil; öğrencileri, aileleri, öğretmenleri ve idarecileri koordineli bir şekilde bu sisteme hazırlayarak ve en az 4 veya 5 seneye yayarak. Geçiş, ne kadar esnek ve yumuşak olursa çocuklar o kadar kolay bir adaptasyon süreci geçirir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 162
Kayıt tarihi
: 30.04.18
 
 

1988'de Elazığ'da doğdu. 2012 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster