Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '10

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
501
 

57. yıla adım atarken...

57. yıla adım atarken...
 

Dünyaya ne erken gelmişim
Ne de geç
Demediler ki al bu ömür senin
İstediğin yaşam biçimini seç
Geç bunları bir kalem
Geç!
Tam da zamanında üstelik
Hazan kızıla boyamaya başlarken yeryüzünü
Selamlarken usulca
Toprağı, ağacı, denizi
Bir Eylül sabahı
Gülümsemişim hayata
Kara gözlerimle


56 yılı geride bırakırken bu dizeler döküldü kalemimden. Yaşadığım onca yılla ilgili bir şeyler yazmayı düşündüğümde hep güzellikler geliyor aklıma. Rüya kadar güzel bir çocukluk örnekse. Denizi, toprağı, ağacı, çiçeği, böceği öylesine doya doya, içime sindire sindire yaşamışım ki...

Akşam saatlerinde portakal ve yasemin çiçeği kokan; hem bahçesinden, hem de kapısının önünden arık akan, bacası leylek yuvalı, o güzelim ahşap Antalya evlerinden birinde nasıl güzel bir çocukluk yaşanmaz ki. Hele bir de o bahçede dört kedi, bir tavşan ve tavuklar varsa...

Tabii bir de geniş aile olmanın ve şimdilerde adı bile kalmayan ' Mahalle arkadaşlıkları ' nın payı var yaşadığım o güzelim çocuklukta. Sokağımızın diğer sokaklarla birleştiği dört yol ağzındaki tulumbanın önünde az mı sevinç çığlıkları attım. Kendi kuyumuz kapalı olduğu için komşularınn kuyularının içine bağırıp az mı dinledim sesimin yankısını. Bahçemizdeki arığın suyuyla az mı çamurdan heykeller yaptım güneşte kurutarak.

Sobalardan bütün sokağa yayılan is kokusu; sokağın başındaki tahin imalathanesinden yayılan susam kokusu ile marangozhanelerden yayılan talaş kokusuyla ne güzel karışırdı. Portakallar da çiçeklenince eşsiz bir koku cümbüşü hissedilirdi her köşede.

Sonra toprak yoldan yürüyerek okula gidişim. Okul yolunda yürürken, sokaktaki arıklardan su içmeye gelen faytonlara koşulan atlardan kaçışım. Okul önünde satılan kavrulmuş keten tohumları, camlı minik arabalarda satılan üzerleri tarçınlı, araba sallanınca titreyen su muhallebileri, koşma simitleri, mayıs pideleri. Sınıfa girdiğimde karşılaştığım, çocukluğumun nefretle hatırladığım nadir tatlarından Amerikan Yardımı (!) süttozları.

Daha sonraları Antalya'nın tek ortaokulunun yeni binasında okuyacak ilk öğrenci grubundan olmanın verdiği mutluluk. Ne kadar olağanüstü gelmişti bize o okul, çünkü şehrimizde kaloriferi olan ilk ve tek okuldu o yıllarda.

Ve lise yılları; gençliğin en deli çağlarının yaşandığı yıllar. Şimdilerde ancak özel okullarda rastlanan bir sayıda öğrencinin olduğu sınıflar. Öğretmenlerin çoğu ya babamın arkadaşları, ya öğrencileri. Sanki okulda değilim de, neşeli bir aile toplantısındayım gibi bir duygu.

İlk ve tek erkek arkadaşım. Otobüs durağına birlikte yürümek, teneffüslerde sohbet etmek kadar lüksüm olan arkadaşım. Sonrasında Cem Karaca'nın konserine birlikte gitmek gibi - şimdiki gençlere komik gelecek - bir mutluluk yakalayışım.

Üniversite sınavı ardından. Nerede şimdiki gibi her şehirde, ilçede yapılan sınavlar. Ankara'da bir üniversitenin anfisinde sınava girişim. Ve gidebileceğim onca bölüm varken - hergün civan gibi gençlerin ardı ardında öldürüldüğü o dönemde - babamın bana kıyamayıp üniversiteye yollamayışı. Ki babam, öğretmen olduğu halde beni üniversiteye yollamadığı için - deyim yerindeyse - bütün ömrü boyunca kendisini suçlamıştır. Oysa ben babamı çok iyi anlıyordum. Benden bir yaş büyük abim ODTÜ'de okuyordu ve her akşam yürekleri ağzında haberleri dinliyordu annemle babam. Hem ben babama göre üniversiteye gitmesem de çok şeyler başarabilecek bir kızdım. Haklıydı da. İlk girdiğim banka sınavını kazandım ve ona da girmedim.

Evlendim...Babam da annem de hiç sormadı evlenmek isteyip istemediğimi. Babama göre gözlerimden o kadar belliymiş ki eşimle evlenmek istediğim, sormalarına gerek kalmamış.

Akranlarım üniversiteyi henüz bitirmemişken güzel yüzlü bebeğimi seyrediyordum ben. Öyle mutluydum ki. O mutluluk bile yetmemiş olacak ki, 5.5 yıl sonra güzel yüzlü bir başka bebeğin yüzünü de seyretmeye başladım. Eğer geleceklerini çok iyi kurabileceğimi bilseydim güzel yüzlü iki bebeğin yüzüne daha aynı sevgiyle bakabilirdim.

Ama hayat öyle güzel ki tadını çıkarmayı ve sabretmeyi bilirsek. Şimdi 3.5 yaşındaki bir güzelliğin yüzüne bakıyorum artık, torunumun.

56 yaşında olmak çok ama çok güzel. Biliyorum ki, bundan sonraki yaşlarımda daha da güzel şeyler yazacağım. Asla başkaları gibi ' Keşke şu anda falanca yaşımda olsaydım ' demeyeceğim, demem de. Çünkü yaşadığım her yaşı doya doya yaşadım. Keşke'ler değil İyi ki'ler biriktirdim. Peki hiç mi tatsızlıklar, mutsuzluklar olmadı yaşamımda. Olmaz olur mu? Bu dünyadan erken ayrılan arkadaşlarım, akrabalarım oldu. Doğum yaptığımda 4 gün komada kaldığım oldu. Hastanenin acilinde böbrek taşım yüzünden kıvrandığım oldu. Ayağımı kırıp, iki kez ameliyat olup, dört ay koltuk değneğiyle dolaştığım oldu. Uykumda sayısız kez soluğum kesildi.

Ne gam! Ben hayata öylesine tutunmuşum, öylesine karışmışım, sindirmişim ki güzelliklerini içime. Bir çiçeğin nasıl da usul usul portakala dönüştüğünü öylesine bir sabırla seyretmişim ki...Kim bozabilir benim içsel mutluluğumu?

Hoş geldin 57. yaşım. Seni, tadını çıkara çıkara yaşamaya hazırım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu kadar geç kaldığı için hayırsız arkadaşını affet!...Nice yıllara Tülinciğim! Hep böyle genç, hep böyle sevgiyle kal...Huzur veren varlığın daim olsun! Sevgilerimle...

fatma iyibilgin 
 23.09.2010 23:17
Cevap :
Sağol Fatmacığım:) Ruhumun her daim genç kalacağından şüphen olmasın:) Hep birlikte, nice güzel yıllara...diyeyim ben de. Sevgiyle...  24.09.2010 10:04
 

Senin doğduğun ayda Yaz tatili bitmiş, yorgun bir dönüş Aksu’ya Sınıflar eylül güneşinde ateş gibi yanıyor , O günlerde sana kucak açmış yalancı dünya, Senin doğduğun ayda, bir sevinç kucaklamış Akalınlar’ı, yeni bir çocuk sesi yayılmış Öğretmen evlerinden aşağıya, Aksu’ya. Nice uzun yıllara..ÜŞD

Ünal Şöhret Dirlik 
 16.09.2010 9:33
Cevap :
Ne güzel yazmışsınız Ünal ağabey. Ben doğduğumda babam maaşına zam almış üstelik:) Uğurlu gelmişim, ne hoş değil mi? Memur çocuğu dediğin ayın ilk günlerinde doğmalı benim gibi...Teşekkürler, saygı ve selamlar...  17.09.2010 9:42
 

57. yaşınız kutlu ve mutlu olsun Tülin Hanım. Yazınızı duygulanarak okudum, tebrik ediyor ve nice mutlu yaşlar diliyorum. Hayata böyle bir bakış açınız varken daima mutlu olacağınıza inanıyorum.

Gülistan Sinanoğlu 
 15.09.2010 11:41
Cevap :
Teşekkür ederim:) Hayata her zaman iyi yanından baktığım doğru. Unutmayın; ay ışığında çamurlu su bile güzel görünür:) Tıpkı yaşam gibi, içinde güzellikler de olacak, çirkinlikler de. Önemli olan nasıl yaşamayı seçeceğimizdir. Sevgilerimle...  17.09.2010 9:40
 

Blogunu , ikinci kez, doya doya, yudum yudum içer gibi tekrar okuyunca, bu ikinci yorumu yazmak için coşkuyla doldum, canım benim, şu an sana sarılıp öperek kutlamak geldi içimden, bilesin...Anlatımın, içtenliğin fevkalade...Sevgiler gönderdim tekrardan...

Yurdagül Alkan 
 14.09.2010 23:36
Cevap :
Ne kadar duygulandım Yurdagülcüğüm. Tasarlamadan, bir anda çıkan bir yazı bu. Samimiyetim her zaman bâki zaten:) Umarım birgün buluştuğumuzda sarılırız ve bu yorumun gerçek olur. Sevgilerimle...  17.09.2010 9:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2070
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster