Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
5760
 

70'lerde çocuk oyunları

70'lerde çocuk oyunları
 

70'lerde çocuk olmanın en güzel yanı "özgürlük" duygusuydu. Gerçi bunun anlamını bilmiyorduk, çünkü bütün arsalar, bahçeler, sokaklar, parklar, deniz kenarları bizimdi. Bunun bir çeşit çocuk özgürlüğü olduğunu, arsalar binalarla dolduktan, geniş ve serin bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan, sokaklar arabaların egemenliğine bırakıldıktan sonra büyüyünce anladık. Meğer şanslıymışız çünkü özgürmüşüz.

Boş arsalardan dolayı oyun alanı çoktu. Ya okuldaydık ya sokaktaydık. Okuldan sonra da kendimizi sokağa atardık. “Sokağa Çıkmak” diye bir deyim vardı. Sokakta oynadığımız o kadar çok oyun varmış ki blog yazısını karalarken farkına vardım. Bu yazıda kaleme aldığım oyunların hepsini oynadım, herhangi bir yerden alıntı yapmadım. Bu kadar çok oyun olunca eve gelmememiz normalmiş diye düşünüyorum. Yanlışlıkla evde olursak annelerimizin “ne işin var evde bakim” diyerek sokağa gönderdiği de olurdu.

En çok saklambaç ve kovboyculuk oynanırdı. Kovboyculuk oynarken su tabancasını yada mantar tabancasını kullanırdık. Mantar tabancasıyla mantar mermilerini birbirimize değil havaya doğru ateş ederdik. Sonraki yıllarda mantar, çatapat patlangaçlar, küçük ateşle uçurulan füzecikler vb. yasaklandı.

Diğer oyunumuz sek-sek’ti. Toprağa dikdörtgen çizer, bunu da 5/6’ya bölerdik. Tek ayak üzerinde çizgiye değmeden diğer kareye taşı sektirmeye çalışırdık.

Günümüzde süs eşyalarının içinde bulunan misket (bilye) bizim en çok severek oynadığımız oyunlardandı. Kuyuya bilyeyi atmaya çalışarak yada karşımızdakinin bilyesine vurarak sahip olduğumuz bilye miktarını artırırdık. Bazı arkadaşlar bilyeyi füze gibi atarlardı. Zaten onların  teneke dolusu bilyesi olurdu. Çok ilginçtir, bazı arkadaşlarımın şimdi bile bilye tutuş şekillerini hatırlıyorum.

Bilye dışında bol miktarda gazoz kapağı da biriktirirdik. Niçin biriktirirdik? Gazoz kapaklarıyla oyun oynar mıydık? Yoksa kapakları satar mıydık? Hatırlamıyorum.

Çiklet(sakız)lerden çıkan futbolcu ve artist fotoğraflarından da koleksiyonumuz vardı. Koleksiyonu artırmak için oyun oynardık. Duvardan yere doğru fotoları bırakırdık. Fotoğrafı bir resmin üzerine getiren yerdekilerin hepsine sahip olurdu.

"Dandy" sakızlarından uzay ve hayvan resimleri çıkardı. Dandy'nin harflerine karşılık albüm gönderilirdi. Çıkan resimler numarasına göre albümlere yapıştırılırdı.

Telden yaptığımız arabalar yaratıcılığımızın güzel bir örneğiydi. İlk trafik eğitimini kendi kendimize yaptık.

Yere bıçak sapladığımız bir oyunumuz vardı. Küçük çakıları yere saplayarak çizgiler çizerdik. Rakibimizi çizgilerin arasında sıkıştırmaya çalışırdık.

Top oyunları olmazsa olmazdı. Futbolda daha çok minyatür kale ve tek kale oynanırdı. Üç korner olunca penaltı atılırdı. Minyatür kale oynanmasının sebebinin, kimsenin kaleci olmak istememesi olduğunu düşünüyorum.

Yakartop oynardık. Hedefteki takım oyuncularına hızlı bir şekilde top atılırdı. Rakip topu tutamazsa oyun dışı kalır, topu tutarsa atan oyun dışıydı.

Ortada sıçan oyunu vardı. Ortadaki topu almaya çalışır, topu kaparsa kimden kaptıysa  o ortaya geçerdi.

İstop isimli bir oyunumuz daha vardı. Ancak nasıl oynandığını hatırlamıyorum. Yakartop oyununun benzeri olabilir.

Ağaç dallarından yada tahtalardan kılıçlar yapardık. Birbirimize zarar vermeden eskrim oynardık.

Birbirimizin üzerinden atlayarak oynadığımız birdirbir oyunu oldukça eğlenceliydi.

Çoğunlukla kızların oynadığı ip atlama oyununa, bazen dahil olurduk. İp havadayken koşarak ipin altına girer zıplamaya başlardık.

Üç taş, beş taş, dokuz taş oyunlarımız da eğlenceliydi.

Kuş avlayan arkadaşlarımız vardı. Sapanla kuş avlarlardı. Sapanın özel lastikleri olurdu.

Birbirimizle lades tutuşurduk. Kaybeden dondurma vs ısmarlardı. Lades tutuştuğunuz arkadaşınızın eline bir şey verdiğinizde “aklımda” demezse, siz “lades” diyerek kazanırdınız.

Kibrit oyunlarımız da vardı. Kibriti masaya boşaltır, çöpleri oynatmadan teker teker  toplamaya çalışırdık. Kibritlerin üzerinde turistik yerlerin resimleri olurdu.

Meşhur çelik çomak oyununu da unutmamak gerekir. Ağaç dallarını çakıyla düzelterek uzun (çelik), kısa (çomak) yapardık. Çelikle çomağa vurarak (havada yada yerde) en uzağa atmaya çalışırdık.

Topaç çeviriyorduk. Topaçlar şimdiki gibi pille çalışmıyordu. İpi sararak kendi gücümüzle çevirirdik.

Bahçeler, ağaçlar ayrı bir oyun alanıydı. Bahçelerden erik, elma, kiraz toplamak (çalmakta denebilir), ağaca tırmanmak ayrı bir keyifti. Kalın iplerle, evden getirdiğimiz minderlerle salıncak yapardık.

Çember çevirme oyunumuz da vardı. Demircide yaptırdığımız çemberleri, gene bir düz demir parçasıyla hızlı adımlarla çevirerek yarışırdık.

Çivi, demir vb. malzemeleri eskiciye satar harçlık yapardık.

Apartmanların bodrumlarında bez gerilerek Hacivat Karagöz yada benzeri oyun yapanları hayal meyal hatırlıyorum.

Bisiklete binmek şimdiki gibi belirli yerlerde değil her yerde mümkündü. Bisikleti olmayan arkadaşlarımıza da “sen de iki tur at” derdik.

Oyunlar akşam hava kararana, annemiz yemeğe çağırana kadar sürerdi.

Özellikle dönem yada küme ödevleri için kütüphaneye giderdik. Gün boyu araştırma yaparak ödev hazırlanırdı.

Balıkesir’in Dursunbey kazasında Ağustosta panayır olurdu. Panayırda sakız satardım. En iyi müşterilerim şans oyunlarında zar atan Çingene Ablalardı.

Yaz aylarında derelerde yıkanırdık.

Yazın tatil kitapları yayınlanırdı. Onları okurduk. İçinde eğlenceli ve hayata dair güzel bilgiler vardı.

Sinemaya gitmek, okulu kırmak, Teksas/Tommiks/Tarkan okumak (kızlar fotoroman okurdu), yumuşak şekerleme yemek diğer eğlencelerdendi.

Ben “milliyet çocuk dergisi” ile “gırgır” dergisi alırdım. Milliyet çocuk dergisinde yabancı eserlerin çizgi romanları da olurdu. TV’de çizgi romanlar zararlı mı, yararlı mı tartışmaları bazen gündeme gelirdi. Gırgır dergisi sayesinde amatör olarak karikatür de çizmeye başlamıştım. Daha sonra bıraktım.

Çeşitli tekerlemeler, bulmacalar, bilmeceler, şiirler, maniler bilirdik. Bulmaca sorduğumuz zaman “bilen varsa sakın söylemesin” derdik. O zaman bilmeyen nasıl söyleyecek ki, değil mi ama?

Sessiz sinema oyununu genelde büyük çocuklar oynardı. Oyunun işaretle anlaşma dili vardı.

Yaramazlık yaptığımızda annelerimiz “başıma icat çıkarma” derlerdi. Aslında icat güzel bir olay değil mi? Bak şimdi memleket bilimden geri kaldı!

Bu kadar oyunu oynamak için sokaktan eve hiç gelmemek gerekiyor. Şimdi düşünüyorum, derslerimizden nasıl geçmişiz? Demek ki oyunlar zekamızı açıyordu.

Geçenlerde facebookta bir resim vardı. Resmin üstünde otuz yıl öncenin çocukları bir ağacın etrafında çeşitli oyunlar oynuyorlar. Resmin altında ise şimdinin çocukları aynı ağacın altında oturmuşlar cep telefonlarıyla mesajlaşıyorlar.

Ne demişler “nerede hareket orada bereket.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3939
Kayıt tarihi
: 28.08.12
 
 

Kamudan emekliyim. Yaşam felsefem "hayatın içinde her olayın sorgulanması gerektiği" yönündedir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster